TARİH BOYUNCA TÜRKLERDE KADIN - Zafer SARAÇ*

Türkler tarih boyunca yayılmış oldukları geniş Dünya coğrafyasında var oluşlarının en önemli unsuru olan, insan faktörüne sırtlarını dayamışlardır. Sahip oldukları toprak parçaları Türk insanının millet olmasıyla vatan olmuştur. Vatanı mikro düzeye indirgediğimizde, çekirdek Türk ailesini içinde barındıran yurt adı verilen çadırla karşılaşırız. 

İlk milli bilinç bu çadır içerisinde yani aile içinde şekillenir. Aile millet oluşumunun böylelikle ilk basamağını oluşturur. Bu anlamda aileden devlete giden bir yol vardır. Eski Türkler devletin en küçük ünitesi diyebileceğimiz çadırlarını öktem adı verilen çadırın tam ortasında yer alan, bir direk yardımıyla inşa ederler. Bu direk o kadar önemlidir ki, bir nevi çadırı ayakta tutan, yıkılmasını engelleyen, ana kolondur. İşte çadırda öktem ne ise Türk ailesinde de kadın odur. Kadın bu anlamda aile kurumunu ayak ta tutmakla bir nevi devleti ayakta tutar.

Tarihimizde ki büyük kahraman lider ve savaşçılar bu manada önce kadının sonra Türk ailesinin ürünüdür. Türkler tarih boyunca hep bu bilinçle hareket etmiş k adını hep baş tacı etmişlerdir. Bu yazımızda Türklerde kadını değerlendirmeye gayret edeceğiz .

Türk  kadınının  ilk  izine  Türk  tarihine  ait ilk bulguları  içeren  sözlü   ed ebiyat unsurlarında rastlamaktayız.  Destanlar ve efsaneler bu anlamda önemli bir yekun  tutan malzemeyi  bize sunmaktadırlar. Bu destanlarda kadın birçok rol üstlenmesine rağmen ne kendini kötü olarak  telakki edebileceğimiz  bir durumda olmuş!  nede aşağı bir statüye  itilmiştir.  Her destanda saygı duyulan, sevgi gösterilen, varlık konumunda olmuştur.  Hatta  bazı  destanlarda   tanrısal  güçlerle yüceltilmiş,  bazen  tanrı  tarafından   bahşedilmiş  nurani bir  varlık  olarak  destan  kahramanına  sunulmuştur. Bu ve bunun gibi  birçok  örnekleri gözler  önüne sermesi bakınandan  destan  ve  efsaneler   Türklerin  kadına saygısını  gözler  önüne  sermektedir.  Sözlü edebiyat döneminde böylesine bir saygıya mazhar olan kadının önemi yazılı edebiyatın ilk unsurlarında da kendisini göstermektedir. Türk tarihinin ilk yazın örneklerinden Orhun Kitabelerinde  kağan  ile birlikte  hatununda  ismi geçmektedir.  Bu hatunun siyasi yönetim mekanizması içinde önemli bir yer edindiğini bize anlatır.

Siyasi olarak önemli rol  biçildiğini Orhun kitabeleri vasıtasıyla anladığımız kadının sosyal olarak da önemli bir figür olduğunu Türk tarihi ile ilgili vesikaları  incelediğimizde fark ediyoruz. Türk kadını sosyal hayatın her yerindedir. Türk aile yapısının ayakta kalmasını sağlayan yegane etken bu yönüyle hep kadın olmuştur. Ailesine ve eşine karşı olan sorumluluklarını her defasında fazlasıyla yerine getirmiş, Türk toplumunun millet olarak yüceltilmesine en üst düzeyde katkı sağlamıştır. Yeri gelmiş "eli silah tutan herkes" cümlesindeki gibi savaşçı olup bir cengaver edasıyla düşmanın üzerine akın etmiştir. Namus ve iffetine  düşkünlüğüyle nam  salmış efsaneleşmiştir.   Bu nedenle toplum  içerisinde hiçbir  kısıtlamaya engellemeye maruz kalmamış, ola bildiğince özgür olmuştur. Sosyal hayatta saygın ve önemli bir yer edinmiştir. Bu erişilmez saygınlığı ona hukuki manada birçok hak kazandırmıştır. Türklerin kadına verdikleri eşsiz değeri bu hak anlayışında görmekteyiz. Türk toplumunun kadına vermiş olduğu hukuki haklar, ona olan minnet borcunu ödemek adına fazlasıyla verilmiştir. Türk kadını daha Türk tarihinin ilk safhalarından itibaren mülkiyet, boşanma ve miras gibi birçok hakka sahiptir. Tarihte Türk kadınının üstün yeri sadece toplumsal ve hukuki çerçevede kalmamıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi ismi kağanın yanında zikredilen hatun, siyaseten kendisini göstermektedir. Bu manada Türk kadını siyasi ve idari olarak da diğer milletlere mensup kadınların tahayyül edemeyeceği bir güce erişmiştir. Türk kadını devlet yönetiminde  söz  sahibidir,  hakanın hemen yanında oturur onun danışmanlığını yapar, elçileri ağırlayıp önemli anlaşmalara imza atar; hatta bununla da kalmayıp gerektiğinde tahta oturup, devleti tek elden yönetir. Başka milletlerde bırakın böyle bir uygulamanın olmasını bu tarza ya klaşan bir tutum bile gözlemlenmemiştir.

Türk tarihinde olduğu gibi Türk Kadın Tarihinde de milat olarak kabul edebileceğimiz olay Türklerin İslamiyet'i kabulüdür. Türk toplumunun kadın algısında bu sayede bazı değişikler gözlemlenmekle beraber, esas değişim Arap toplumunda olmuştur. Türk kadın anlayışından oldukça uzak cahilane tutumlar gösteren Arap toplumu,  İslam'la şereflenmesiyle  beraber, kadın haklarına daha fazla riayet etme konumuna yükselmiştir. Artık kadın hakları Kur'an ı Kerimde ki kaidelerle sağlam dayanaklara yaslanmış, hadis-i şeriflerin etkisiyle kadına karşı bir hassas bir davranış üslubu gelişmiştir.

 İslam'ın gelişinden sonra Orta Asya'nın bağrından koparak İslam’ın  sınırlarına dayanan Türkler burada İstarmiyetle taha sıkı temas halinde olmuşlardır. Türkler yeni karşılaştıkları bu dinde tendi Zerinden birçok şey buldukları gibi İslamiyet'te yeni gelişen kadın anlayışına da rastlamışlardır. İslamiyet’in kadına itibarını geri vermesi, Türklerin bu dönende İslam’a adapte olma sürecini hızlandırmıştır. Türkler ve İslam toplumu arasındaki kadın konusundaki anlayışlar ortak noktalarda buluşurken, Türk kadını İslam 'ın şeref sayfalarına ismini yazdıracaktır.

Türklerin İslamiyet'i benimsemesiyle ilk Türk İslam Devletleri kurulmaya   başlamıştır. Bu devletler bazen beylik şeklinde tecessüm ederken, kadın sultanlar erkekler  kadar  etkili  bir  şekilde yönetim  mekanizması içinde görevler  almışladır. Özellikle devleti tek  elden yönetme  gücüne  varıncaya  değin, toplum içerisinde önemli görevleri üstlenmektedirler. Bu dönemdeki Türk edebi ürünlerinde kadına saygı izlerine sıkça rastlamaktayız. Örneğin Dede Korkut Destanları, kadın olgusuna verilen önemi göstermesi açısından oldukça ilgi çekicidir. Yine Türk İslam devletlerini ziyaret eden seyyah ve gezginlerin yazdıklarından Türk toplumunun kadına eşsiz bir değer verdiğini gözlemlemekteyiz. Bu durum yabancı gözlemciler için oldukça şaşırtıcı olmuştur.

Bütün Türk İslam Devletleri ilk olarak Selçuklular çatısı altında birleşmişlerdir. Selçuklular döneminde ise; kadın İslamiyet 'e kolay uyum sağlamış ve daha dindar bir üslup kazanmıştır. Bu dönemde siyasi açıdan kendisini göstermiştir. Sosyal hayattaki yeri eski Türklerde olduğundan hemen hemen farksızdır. İslam’ın tasavvufi akımları içerisinde kendisine yer bulmuş ve bu yönde kendini geliştirmiştir. Sultanların varlıklı eşleri hayır işleriyle meşgul olmuş ve birçok vakıf kurmuştur. Türk kadını için yapılmış olan türbe ve yapılar bu dönemde sıkça görünür. Bir kadın için mimari bir eser inşa edilmesi o güne değin yapılmış bir şey değildir. Bu nedenle Türklerdeki bu anlayış güzelliği yüzyıllar boyu etkisini göstermeye devam edecektir.

Osmanlılar  Dönemine  gelindiğinde  Türk kadınının devletin kuruluşunda etkin rol oynadığına şahit oluyoruz . Aşık  Paşazade  Tarihinde geçen  Bacıyanı  Rum adı verilen taife, Anadolu da ki ilk kadın teşkilatını bizlere göstermesi  açısından  önemlidir.  Bu  dönemde  kadınların oldukça  örgütlü  hareket  ederek ,  devletin  kuruluş sürecinde  önemli  bir görev  üstlendiklerini  görüyoruz. Taşra  hayatındaki  kadın  Bacıyanı Rum  minvalindeki görünümünü uzun zaman kaybetmese de, Osmanlı sarayı içindeki  konumu  değişkenlik  arz  etmektedir.  Yer yer Harem'in sıkı çevrilmiş duvarları arasında kalan Osmanlı kadını bazen siyasi hayat içerisinde etkisini göstermiştir.

Osmanlı döneminde yer yer geçmişe  nazaran kadının önemi  konusunda  bir gerileme  görülse de  saygı ekseninde üslupta fazla bir değişme olmamıştır. Kadının kimi hakları bazı zamanlarda oldukça azaltılmış bu da kadının sosyal ve siyasal olarak etkisinin gerilemesine sebep olmuştur.

Osmanlı toplumunda Harem adıyla daha önceki Türk toplumlarında görülmeyen bir müessese oluşmuş, kadınların yaşam   alanı  olan  Harem  günümüze  kadar çeşitli tartışmaların  merkezinde  omasına  rağmen  bir açıdan  eğitim  kurumu  olması  sebebiyle  Osmanlıların kadını eğitimine  verdikleri  önem  açısından  dikkate şayandır. Osmanlı Döneminin sonlarına doğru devletin modernleşme ve yenileşme sürecinde kadına yeni haklar verilmeye çalışılmıştır.  Özellikle 2.Abdülhamit Döneminde kadınlara eğitim hakkının verilmesi izleyen dönelerde de bu hakkın genişletilmesi kadın tarihi açısından önemlidir.  Bu dönemde Selçuklu saray kadınlarının yapmış oldukları hayır hasenat işlerine Osmanlı saray kadınları da bu geleneği devam ettirerek, iştirak etmişlerdir.  Bir çok  camii, han, hamam ve kervansaray   Osmanlı  Hanımlarının  vakıfları   ve servetlerini bu yolda harcamalarıyla inşa edilmiştir.

Osmanlı Devletinin fiilen yıkılması sonrası, Türk kadını! milli mücadeleye katılmış, canını ortaya koyarak vermiş  olduğu  istiklal  savaşı  neticesinde  yeni  kurulan cumhuriyeti  kendisi  için  sağladığı  avantajları kullanmıştır.  İlk olarak seçme seçilme hakkı kazanmış, bununla birlikte çağdaşlarının sahip  olduğu  haklara erişmiş,  üniversitelerde  okumaya  başlamış  ve  eğitimin zorunlu  olmasına  bağlı  olarak  sosyal  ve  siyasi  hayatta kendini göstermiştir. Bütün bunlar kadın konusunda çok ileri bir anlayışa sahip  olan Atatürk'ün  çağdaş  uygarlık düzeyine ulaşmak minvalindeki çabalarıyla hayatiyet kazanmıştır.

Sonuç olarak Türkler, kadını çağlar boyunca böylesine yüceltirken, diğer toplumların tarihi süreçteki yaklaşımı içler acısıdır. Kadına layık olduğu değerin verilmesi bir tarafa yok sayılmış aşağılanmış ezilmiş toplum içerisinde bin bir türlü işkence ve baskıya maruz bırakılmıştır. Diğer toplumlara ait destanlarda bile kadının durumu çok kötüdür. Kadın diğer toplumlarda bir günah temsilcisi zayıf karakterli kötü ahlaklı bir zevk vesilesi olarak düşünülmüştür. Kadın hukuki hiçbir hakka sahip değildir; çünkü toplum içinde yok sayılmaktadır. Hatta kadının insan olup olmadığı bile tartışma konusudur. Bazı toplumlarda kız çocuklarına isim verilmemiş, köle gözüyle değerlendirilip, alınıp, satılmıştır. Hatta Arap toplumunda olduğu gibi çocuk yaşta diri diri toprağa gömülmüştür. Bu iğrenç uygulamalar yüzyıllar boyu diğer toplumsal yapılarda devam etmiş, hatta günümüze kadar sıçramıştır.

Günümüz çağdaş uygarlığına temel teşkil eden medeniyet yapıları bile bu olumsuz tablonun başköşesinde olmuştur. Bu medeniyetler Türklerin eski çağ öncesinde yakaladıkları kadına saygıya ait standarda yeni ulaşmışlardır.

 

 

* Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

KAYNAKÇA:

BIÇAK  Sedat;  Selçuklu   Toplumunda  Kadın,  Marmara Üniversitesi  Türkiyat  Araştırmaları  Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2007.

GÜLTEPE Necati; Türk Kadın Tarihine Giriş, Ötüken Yayın!arı, İstanbul,2008.

HALİLOVA Hanım; Tarihten Bugüne Türk Kadını, Ankara,2004.

ÖZDENER Süreyya Kadari; Eski Türklerde Kadının İçtima Yeri, Sosyoloji Konferansları Dergisi, Sayı:22, İstanbul,1988,s.225   235.

SEVİNÇ Necdet; Türklerde Kadın ve Aile, Bilge Oğuz

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

129 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi