Anasayfa

 

BAK POSTACI GELİYOR ÜZERİNE NOTLAR…

                                                                                                              Hamit TAYMAZ

 

M. Hayati Özkaya bu eseriyle Türk edebiyatına çok önemli bir eser kazandırmıştır. Yazarın dört kitabını da okudum. Dördünde de duru Türkçe, sürükleyici, akıcı, satırlar ve hayalle gerçeğin iç içe sahnelendiği heyecan dolu olaylar var. Ama “Bak Postacı Geliyor” da ne yok ki?  Aşk, tarih, şiir, bilgi, belge, özelin özeli olaylar, haber, derinlik ne ararsan var,  Kırk Ambar gibi…

BAK POSTACI GELİYOR - Burcu BOLAKAN

"Bak Postacı Geliyor” mümtaz bir kalemin bizlere kazandırdığı mükemmel bir eser olma özelliği taşıyor. Günümüz dünyasında unutulan hatta neredeyse hatıralardan silinmek üzere olan bazı değerlerimiz vardı bizim. Mektuplaşmak da bunlardan biriydi. Şimdilerde mektuplaşmanın yerine sosyal medya hesaplarını kullanıyoruz.

 

Şair Enis Behiç Koryürek 1916’da Budapeşte Başşehbender Vekili olarak görevlendirildiğinde bu şehirdeki Başşehbenderimiz(Konsolos) “Çağlayanlar” ın yazarı Ahmet Hikmet Müftüoğlu’dur. Bu iki edebiyatçının buluştuğu diyar, 150’yıldan fazla bir süre Osmanlı devletinin hâkimiyetinde yaşamış bir beldedir ki bugün hâlâ bu topraklarda izimiz, sesimiz, sözümüz yankılanmaktadır… Öyle ki biri ne zaman bize Tuna’dan, Budin’den söz etse kulaklarımızda o yaman türkü hemen çınlamaya başlar:

 

 

                                                 

                                           

BİRAZ ESTETİKTEN, BİRAZ ŞAİRDEN,

                     BİRAZ ŞİİRDEN KONUŞMALAR…

                                                                                                                                                                                      

 

Ey şair, sen hiçbir şeyi açıklamıyorsun ama her şey seninle açıklanıveriyor. Paul Claudel

Benimki kitabın ortasından konuşmak değil olsa olsa kitabın ortasından okumak gibi bir şey diyerek Suut Kemal Yetkin’in “Estetik Doktrinler” kitabının 131. sayfasını açıyorum.  Karşıma bir melodi gibi akıp giden bir isim çıkıyor: Georg Wilhelm Friedrich Hegel.  

1770-1831 tarihleri arasında yaşayan bu Alman filozofun yani bilgeliği seven adamın düşünce dünyamıza hediye ettiği birçok eser var. Bu eserlerin hepsi mutlaka pek kıymetlidir; ancak şu anda bizim yazımızı ilgilendiren onun “Estetik Dersler” eseridir. 1818-1829 ders yıllarında kullandığı ve her seferinde genişlettiği ders notlarıyla, öğrencilerinin tuttukları notların birleştirilmesinden oluşan Estetik Dersler eseri ki ölümünden sonra basılmış ve Avrupa’da hayranlık dolu bir ilgi ile karşılanmıştır.

Suut Kemal’e göre Hegel’in Estetik Dersleri, 19’uncu yüzyılın estetik düşüncesi üzerinde son derece etkili olmanın yanı sıra sanat felsefesiyle birlikte sanat tarihi için de büyük bir değer taşımaktaymış. Bu eser “Giriş” kısmıyla birlikte, “Sanatta Güzel”, “Sanatın Aldığı Genel Biçimler”, “Güzel Sanatların Sınıflandırması” gibi bölümlerden meydana gelmekteymiş.[1]

 

 

Şehirler dikeyleşerek genişlediği için artık bizim çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği sokakları ve o sokakları meydana getiren sırt sırta vermiş, yan yana durmuş, sırdaş mekânları, konu komşu evlerini bir arada bulmak epeyce zorlaştı.

Hâlbuki sokak bir zamanlar hayatın tâ kendisiydi. Her evin kapısından hayatın eşiğine atılan adımlar, tekilden çoğula, benden bize dönüşerek sokağın ortasında buluşurken sevinçler de kederler de aynı potada erimekteydi. Bu özelliğiyle sokak her bakımdan şehrin can damarıydı. Ne yazık ki bugün derdine derman, sevincine ortak bulamayan insanlar, kalabalıkların arasında kaybolup giderkenher biri birkaç sokak büyüklüğünde üste üste konmuş konutların, apartmanların, sitelerin, residencelerindünyasında bir ömür sürmekteler. 

 

 

Mehmet Ali KALKAN 

Oğuz Özkaya Ağabey

 

Yıl 1975.

Eskişehir Motor Sanat Enstitüsü'nü bitirmiştim. Bir an önce işe başlamam lâzım diye bir kaç yere iş başvurusunda bulundum. Yaşım on yedi idi. Bazı yerler askerliğimi yapmadım diye almadılar, bazıları yaşımın küçük olduğunu söylediler.

Gölcük Tersanesi'ne de başvurmuş, yazılı imtihana girmiş, mülakata tabi tutulmuştum. İmtihanı kazandığımı, ancak 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtına katılan kişileri öncelikle işe başlatacaklarını, bize de bilahare yazı yazacaklarını söylediler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sinir uçlarıyla oynanmaya devam ediliyor. Hiç de vazgeçilmiyor. Bunu sadece yönetenler değil, devletin memurları da yapıyor.

 

A.Yağmur TUNALI - Onlar Arap biz Müslüman 

Din ve medeniyet değiştirmekle geçmiş silinmez. İnsan yine o insan, toplum yine o toplumdur. Sihirli bir değnekle başka bir şekle dönüşme ancak masallarda olur. Ayrıca, yüzyılların, bin yılların getirdikleri, var oluş ve devam kanunları değişmez. Tabii olan budur.  Yatağı değişen su yine o sudur. Aktığı yer ve ona göre akış şekli değişmiş görünür.

Bununla beraber din ve medeniyet değiştirenlerin kendileri kalabilmeleri zordur. Hayat yeni baştan kurulur. Sancılı bir süreçtir. Toplumun neye dönüşeceği de sürprizlidir. Kültür güçlülüğü-zayıflığı burada devreye girer. Din ve medeniyet derken neyi nasıl aldıkları ve nasıl işledikleri önemlidir. Bu da, dini temsil ve temessül eden(özümseyen) milletin ve dilinin kudretiyle ilgilidir.

Gönlümden...

"Yoksa şu yaprakta Yavuz,

Yoksa şu sayfada Oğuz,

Biz de yoğuz, biz de yoğuz."

Arif Nihat Asya

Necdet Özkaya, Yavuz Özkaya, Oğuz Özkaya.

T. Nisa DİZDEMİR - ÖMER SEYFETTİN'İ YAŞAMAK

 

 

Birisini yaşamak ne demektir? Birisini yaşamak mümkün müdür? Hepsini geçtim ölmüş birisini mesela –Ömer Seyfettin’i- yaşayabilir miyiz? Bu sorular yazının başlığını okur okumaz kafamızda beliren sorulardır. İlk sorudan başlamamız gerekirse birisini, bir kişiyi yaşamak bence onun fikirlerine, düşüncelerine, hayallerine hâkim olmaktır. Buradan yola çıkarsak birisini yaşamak da mümkündür. Tabi bir kişinin fikirlerine, düşüncelerine ve hayallerine ne kadar hâkimseniz o kadar yaşamaktan bahsedebilirsiniz. Peki, Ömer Seyfettin’i yaşamak? İşte onu da Mehmet Hayati Özkaya’nın Ateşi Yeniden Yakmak romanı ile yapmak mümkündür.

******KİTAPLIĞIMIZA GELENLER******

ÜLKÜ OLCAY YAZDI
Ummana Dökülmeyi Bekleyen Aşk Yağmuru”
AHMET BİCAN ERCİLASUN
Dilin, düşüncenin, kitabın önünde hiçbir engel duramıyor. Ne virüs, ne salgın, ne rejim, ne de zulüm.
Hasan Kallimci
Beni ağlatan da “Aliş’imin Kaşları Kare” . Başlığına bakarak, türkünün malûm hikâyesini okuyacağınızı zannetmeyin.
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Ve her şair biraz deliydi. Ve iyi ki Tanrı Delileri Yarattı’
BİR TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Nem Alacak Felek Benim Dr.Halil ATILGAN
HALİL ATILGAN YAZDI
TUTSAK KALEMLER M. Hayati ÖZKAYA DR. HALİL ATILGAN’IN UZUN SOLUKLU ÇALIŞMASI: BODRUM HÂKİMİ Muhsin DURUCAN “Bodrumlular erken biçer ekini Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini Altın makasDevamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
SAFAHAT MEHMET AKİF ERSOY Gülsüm KARACA yazdı... Yazıma yazarımızın kısa bir biyografisi ile başlamak isterim. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin KaragümrükDevamını oku...
Zafer Saraç yazdı
Göç, tarih boyunca insanlığın kaderine yazılmış kaçınılmaz bir olgudur. Coğrafya kader olduğu kadar göç de yazgısı kolay değiştirilemeyen hayatiyetin devamlılığı için zorunlu bir seçenek olmuştur.Devamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Talat Ülker’in kaleme almış olduğu Dilaver Cebeci eseri kıymetli Cebeci’nin hayatını, sanatını ve eserlerini konu almaktadır. Girizgâhında Dilaver Cebeci’nin hayatı ve sosyal dünyası olmak üzereDevamını oku...
YENİ SAYI
Mehmet Akif Ersoy OKUYUNUZ
YASİN SARI YAZDI
Okurken, her ne kadar çetin bir mücâdeleyi ve bu uğurda yitip gidenleri anlatsa da, çok keyîf aldım

Bir Kitap Bir Yazı

Köşe Yazarları


YUZ YIL YAZILARI-I
Salı, 10 Ocak 2023
...
TÜRK BAYRAMI: NEVRUZ
Salı, 29 Mart 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

63 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi