ATEŞİ YENİDEN YAKMAK MEHMET HAYATİ ÖZKAYA - Gülsüm KARACA
- Yayınlanma: Perşembe, 18 Mart 2021 22:37
- Kategori: Gülsüm Karaca
- Gösterim: 826

Ateşi Yeniden Yakmak denilince, fikir dünyamızda birçok kavram belirir. Madde âleminde yola çıkarız kimimiz, kimimiz mana âleminde gezeriz. Benimse aklıma maddeden çok mana âlemi gelir. Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak. İşte bu düşüncemi destekler nitelikte hem de ismi ile sönmüş fikirleri yeniden canlandıracak bir eser ile geldim huzuruna. Mehmet Hayati Özkaya’nın kaleme aldığı bu eser tam olarak sönmüş ateşi, ruhumuzda yeniden yakıyor.
Görme engelli kardeşlerimiz için başlatmış olduğumuz Sesli Kitap Projesi için, Ateşi Yeniden Yakmak kitabının seslendirmesini yaparken duyduğum heyecanı ve gururunu hangi kelimelerle dile getirebilirim ki? Eserin yorumuna geçmeden önce yazarımızın kısa bir biyografisini vermek isterim. O zaman başlayalım:
Mehmet Hayati ÖZKAYA, 1959’da Van’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adana’da, yükseköğrenimini Eskişehir’de tamamladı. 1982 yılından itibaren çeşitli liselerde edebiyat öğretmeni ve idareci olarak çalıştı. 1993-1995 yıllarında İtalya’nın Trieste şehrinde Yabancı Diller Enstitüsü’nde Türkçe okutmanlığı yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan Özkaya’nın Kıssa-i Aşk, P.K 546- İdealist Bir Neslin Hikâyesi ve Ateşi Yeniden Yakmak adlı kitapları vardır. Şu an halen birçok gencimiz kendisinin engin fikirlerinden faydalanmakta, ışığından ilham almaktadır.
Eserin yorumuna geçmek istiyorum fakat neresinden başlamak doğru olur inanın bilmiyorum. Ömer Seyfettin’den mi, kitapevinden mi, tiyatrodan mı, hikâyelerden mi? Yazarımız bu olguları eserinde öyle güzel bütünleştirmiş ve önümüze öyle güzel harmanlamış ki her bir cümlesi sanki inci tanesi. Ateşi Yeniden Yakmak adlı romanın ana teması, ilk bakışta, Ömer Seyfettin olarak görülse de aslında asıl işlenen konu fikirlerin ebediliğidir diyebiliriz. Yalnızca bir Ömer Seyfettin biyografisi değil, yazarımızın yaşamından izler de taşımaktadır. Olaylar bir kitapevi çerçevesinde gelişir, Ömer Seyfettin’e gönül vermiş ve edebiyatının yegâne hazinesi hikâyelerini yaşatmak isteyen Ayas’ın umut dolu serüveni ile şekillenir. Kitabın ana karakterlerinden Münferit Kitabevi’nin Yusuf Ağabeyi ile tanıştığınızda Ömer Seyfettin ile daha yakından tanışma isteği duyacaksınız içinizde. Ve yine Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan yazısında Türk Milleti’nin çocuklarına şöyle seslendiğini duyacaksınız:
“Ey gençler! Uyanınız, galebe için düşmanlarımızı tanımak lazımdır ve biliniz ki bu asırda muharebeyi ordular yaparsa da muzafferiyeti asla kazanamaz.”
Ömer Seyfettin’in edebi kişiliğinin yanı sıra Türk ülküsü için çabaları, gençlik için öngörüleri, edebiyatımız için yazmış olduğu hikâyeleri ve daha niceleri kitapta ilmek ilmek işlenmiştir. Her daim büyük bir coşkuyla okuduğum şu cümleleri sizlerle paylaşmak isterim.
‘Ey Türk çocukları! Siz hem kuvvet, hem bilgi ve hem de mefkûre (ülkü) sahibi olunuz. Büyük muvaffakiyetleriniz nâmınızı tarihe geçirecek ve sizi bu fâni hayatın üstündeki o ebedi ve ölümsüz hayata ulaştıracaktır.’
Eser bizleri önce geçmişin izlerini araştırmaya, sonra da bu izleri şimdilerde nasıl kaybettiğimize dair derin düşünceler içine sürüklüyor. Her karakterle bütün olup, her olayda başkahraman oluyorsunuz. Yazarımızın sade ve anlaşılır dili kitabı her daim yanınızda bulundurma isteği uyandırıyor. Seslendirirken de, okurken de, haddimiz olmayarak yorumlarken de büyük onur duyduğum bu güzel eser için Mehmet Hayati Özkaya hocamıza teşekkürü bir borç bilirim. Öğrencisi olmaktan, yolunda yürümekten, muhabbetine dâhil olabilmekten gurur duyarım.
Ömer Seyfettin’e, Ayas’a, Yusuf ağabeye ve elbette Münferit Kitapevi’ne selam olsun.
Sağlıcakla…