Güncel
Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya Mezarı Başında Anıldı
- Yayınlanma: Pazartesi, 14 Ocak 2019 23:55
- Kategori: Haberler
- Gösterim: 1546

Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya Mezarı Başında Anıldı
Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya’ya şehit edilişinin 40 ncı ölüm yıl dönünümünde mezarı başında anma toplantısı yapıldı.12 Ocak 2019 Cumartesi günü Saat 14.00’de Asri Mezarlıktaki törene aile efradı, arkadaşları, Taş Medreseliler Adana şubesi mensupları, Türk Ocakları Adana Şubesi Ömer Volkan Çiçek ve yöneticileri, Türk Eğitim Sen Adana 1Nolu Şube başkanı Durdu Mehmet GİRGEÇ, 3 Nolu Şube Başkanı Ferhat Utlu, Çukurova Oğuz Boyları Derneği Başkan Yardımcısı Adnan Uçar ile diğer sivil toplum kuruluşları katıldı.
Tören de kardeşi Mehmet Hayati Özkaya kısa bir konuşma yaparak YAVUZ ÖZKAYA’nın mezun olduğu Adana Eğitim Enstitüsünde arkadaşlarının okul yıllığında yazdıkları.
YAVUZ ÖZKAYA
1955 yılında Türk'ün tarihinde ayrı bir yeri olan Çaldıran'da doğdu. Sağlam karakterli, dürüst ve idealist biri olarak tanınır. Dışarıdan bakıldığında sert bir görünüşe sahiptir. Fakat yanına yaklaşıp konuştuğunuzda yanıldığınızı anlayacaksınızdır. Her haliyle arkadaş .Ona göre arkadaşlık: “Şartlar ne olursa olsun devam etmelidir.” Onun Türk tarihi ve Türk milletinin meseleleri üzerinde sağlam temellere dayanan bilgiye sahip olduğu herkes tarafından tartışmasız kabul edilir. Hayat görüşünü “Her şey Türk için, Türk'e görei Türk tarafından” sloganıyla ifade eden arkadaşımız aşkı, ızdırabın tekamülü veya çilr olarak tarif ediyor. Klasik Türk müziğinden hoşlanan ve Bahattin Özkişi’nin eserlerini takdir ettiğini belirten Yavuz'a meslek hayatında başarılar, özel hayatında mutluluklar dileriz
Yukarıdaki metni okuduktan sonra kendisine ait “Bizim Hikayemiz” şiirini seslendirdi.
BU BİZİM HİKÂYEMİZ YA DA SİZİN HİKÂYENİZ…
“devam edeceğiz anlatmaya belki az, belki çok sonra…”
Siz,
Yürürdünüz,
Gece gündüz
Korkusuz,
İnanç dolu ruhunuz,
Gönlünüzde mutluluk
Yürürdünüz, hatta koşardınız
Uçar gibi koşardınız.
Bir bir geçerdiniz
Engelleri,
Kaldırıp atardınız barikatları.
Ve aşardınız nice taşlı topraklı yolları…
Aşardınız,
Dağları, tepeleri
Çakmak çakmaktı gözleriniz
Kıpır kıpırdı yüreğiniz.
Çırpınırdınız dalgalar gibi,
“Çırpınırdı Karadeniz”
Dudaklarınızdan eksilmeyen
Keskin bir ıslık gibi…
Siz,
En karanlık gecelerde bile pırıl pırıl parlayan
Yıldızlarınızı ve
Kahredici yalnızlığınızı
Omuzlarınızda taşırdınız.
Taşırdınız,
Dünü, bugünü ve yarını…
Ve çizerdiniz her gün yeniden,
Yeniden takvim yapraklarını…
Siz,
Kırılmazdınız öyle kolay kolay,
Küsmezdiniz.
Üç vaktiniz vardı fallarda hep karşınıza çıkan,
Üç de mekân
Demir parmaklıklar, serin servilikler, bir de ilaç kokulu garip odalar…
Vay anam, vay!
Hep hasretten yanaydı türküleriniz, hep…
Yine de bitmediniz, tükenmediniz
Ahsız vahsız zamanlardan gelen
Destan kahramanları gibiydiniz.
Dillerden düşmezdi adınız
Ülkü devi derlerdi size,
Devdiniz ve
Karşılıksız severdiniz,
Bu canım toprakları…
Hele,
Verdiğinizde el ele
Dünya küçülürdü, küçülürdü
Gözlerinizde.
Şimdi,
Şimdi nerden çıktı?
Nerden çıktı?
Bu sararıp solmak
Bu yarı yolda kalmak
Konuşmanın bitiminde Ülkücü Camianın yakından tanıdığı İbrahim Cansız Hoca’nın Kuran-ı Kerim tilavetinden sonra tüm şehitlerimizle birlikte Yavuz Özkaya’nın yanı başında yatan Necdet Özkaya Hocamıza da rahmetler dilendi, dualar edildi.
Katılımcılara lokum ve cezerye dağıtıldıktan sonra tören sona erdi.
Ağabeyi Necati Özkaya'nın 40 ncı yıldönümü münasebeti ile yazdığı yazı.
“YAVUZ"LA ÖLMEK
Necati ÖZKAYA
12 OCAK 1979 Bİr Cuma Sabahı. Gün ışığı ile başlayan hayat mücadelesi. İstanbul Davut Paşa Kışlasında her zamanki işler. Cuma Namazı öncesi alınan abdest ve öğlen yemeği için yemekhane de yemeğim den bir lokma almıştım ki , görevli askerin "telefonun var komutanım , Adana'dan arıyorlar." Sesi ile başımdan bir kova su döküldü. Yine bir şey mi oldu , acaba ? Çünkü daha on beş gün önce bir fidanı , Ahmet'i vermiştik toprağa...
Beynimin içinde bir sürü soru ile elime ahizeyi aldım. Telefonun ucunda Yakup Ziya , üzgün ve titrek bir sesle " Oğuz abi ,Yavuz , Müzeyyen abla saldırıya uğradı. Çok şükür yaşıyorlar." Sonrasını hatırlamıyorum. Alay komutanının izin vermek istememesine rağmen , Tabur Komutanım , Ülküdaşım Binbaşı Ünal Çevik' in direnmesi ile izin aldım.
Ne gökte ne yerdeyim. Karmakarışık duygular içinde kıvranıp , duruyordum. İstanbul'dan Adana'ya gidecek ilk uçakta yer ayırttım. Öğlen saatlerinde kalkacak uçak , ancak gece geç saatlerde kalkarak , gece yarısı Adana'ya ulaştı.
Adana' ya ulaşınca bindiğim taksi ile eve uğradım. Kimse yoktu. Alt katta ki komşu "Teyzengildeler " dedi ve yola devam ettim.
Teyzem tek oğlunu henüz on beş gün olmuştu toprağa vermişti. Anam bacısını teselli etmeye gitmiş ve orada kalıyordu. Arabadan indiğimde , önce Necdet ağabeyimi gördüm. Bana sarılarak, "Yavuz'u muzu kaybettik. Anamın haberi daha yok" dedi.
İşte Yavuz, ben de o gün öldüm. Hala da yaşayan bir ölüyüm.
40 Yıl oldu, aramızdan ayrılalı. Ne zaman geçmiş bu kadar yıl bilmiyorum. Hatıraların o kadar taze ki. Çünkü her daim bizimlesin. 12 Ocak'ta saatler durdu. Zaman dondu. Ve her 12 Ocak'ta ben de ölürüm ,seni sevenler de.
Can Kardeşim , Ülküdaşım , Arkadaşım...
Sen gittikten sonra hep yarım kaldık. Hayatın yükü de, gamı da hep bizle oldu. Mutluluklar da bile buruk bir acı var yüreğimizde. Sen yoksun.
Sonra birer birer sevdiklerimi sana yolladım. İlk Annemiz geldi sana, hasretine dayanamadı. Sonra teyzem. Sonra o çok sevdiğin İsmet usta ve terzi Süleyman. Ve bir yıl önce de ağabeyimiz, hocamız Necdet abimiz. Hem de şimdi senin yanında, kucak kucağa...
Sen ve Ahmet gibi Ülkücü şehitler, bu toprakları ebedi vatan yapmak için toprağa düşerken, kutlu davamızın mirasını sahiplenenler, ne yazık ki bugün ihanet şebekesi ile işbirliği içinde.
Bizler ise, kutsal emanete sahip çıkamamanın üzüntüsü içerisinde , rüzgârın önünde savrulup duruyoruz bir kuru yaprak misâli.
Can Kardeşim , Ülküdaşım , Arkadaşım hakkını helal et.
Yaşayan bir ölüden daha fazla bir şey bekleme.
İşte yine bir 12 OCAK... İşte yine bir veda. Sensiz sessiz bir ölüm daha.








