- Yayınlanma: Cumartesi, 18 Nisan 2015 20:29
- Gösterim: 4732
LÜNEN ÜLKÜ OCAKLARI
AHDE VEFA BAŞBUĞ VE ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİ ANMA PROGRAMI
(Almanya Davetinden Aklımda Kalanlar)
Yücel AMİL
Orada bir ocak var uzakta;
İlkokul yıllarımızda ezberlediğimiz bir şiir vardı; “Orada bir köy var uzakta gitmesekte gelmesekte diye başlar, o köy bizim köyümüzdür “diye biterdi.
Orada bir ocak var uzakta, Kaf Dağının ardında, buzulların çatlağında, Türkeli’nin uzağında, kar yığınlarına inat isyan eden, kardelen çiçekleri misali ülküdaşın yüreğinde...
Almanya ve Fransa’da belki bir başka ülkede daha, görmesekte, görmemezlikten gelsekte, bilmesekte çok ciddi bir misyon üslenmiş, harıl harıl çalışan, çevresini 9 IŞIK güneşi ile aydınlatan Başbuğ diyen, MHP diyen gurbetçi ülküdaşların ulu birer dergâhı var.Onlar Ahmet Yesevi’nin müritleri gibi ülkücülüğü hayat tarzı haline getirmiş, Türk Milletinin uç beyleri, geleceğe gürül gürül berrak sular akıtan Türk pınarları.
Çocukluğumuzda masalcı nineler;bir varmış, bir yokmuş diye başlar, alageyikli,devli,canavarlı olayları ballandıra, ballandıra analtır bizde can kulağı ile dinlerdik. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, dirgenle dişlerini karıştıran, doymak bilmeyen devlerden,zalim kralları, kötülerin, kötülüklerini anlatır, araya fitne, fesat bir üvey baba veya üvey ana sokar istenmeyen yavruları,günahsız insanları ormana gönderir bir canavarın önüne attırır, canavarın bu kurbanı tam parçalayıp yutacağı esnada masal kahramanımız yetişir, canavarla boğuşarak bu kurbanları kurtarırdı. Bizde rahat bir nefes alır oh be derdik.
Yarım asır önce bizim de yeni bir masalımız, yeni bir destanımız oldu. Bir kıza sevdalanır gibi ülkümüze gönül verdik, sevdalandık. Destan Kahramanımız Başbuğ Alparslan Türkeş, masalımızın adı Dokuz Işık Doktrini, sevdamız vatan,bayrak, ezan ve Kuran’dı. Başbuğun tanımı ile Hakk yolu, hakıkat yolu, Allah yoluydu...
Turancı olduğumuz için tutukladılar, tabutluklara koydu, işkence hanelerde eziyet ettiler. Sonra kendi yaptıkları kanunlarla yargıladılar ama beraat ettik. Biz hep haklı çıktık,büyüdük, güç, kudret kazandık çünkü doğru yoldaydık. Demokratik usullerle iktidara geleceğimiz görülünce hırçınlaştı,çılgına döndüler.Fikren başa çıkamayınca, yenilince vatan hainleri ve dış güçlerle birleşti vatanımıza, dinimize, bayrağımıza, liderimize,kadromuza, teşkilatlarımıza kanlı saldırılara başladılar.
Cephesi,siperi, mevzisi ve zamanı belli olmayan topyekün bir savaşla karşı karşıya kaldık.Binlerce ülkücü genç ömrünün baharında kara toprağa girdi, şehit düştü. Haçlı ortaklarının desteği ile 12 Eylül 1980’de darbe yaptılar.Başta ülkücü kadronun ve Türk Dünyasının lideri Başbuğ Alparslan Türkeş olmak üzere ülkücülerin beğin takımını tutukladı zindana tıktılar.Yalancı şahitler, sahte deliller, iftira ve işkencelerle icat ettikleri asılsız suçlamalarla binlerce dava arkadaşımızı idamla yargıladılar.
Denge kurmak için bir sağdan, bir soldan olsun hayasızlığı ile suçsuz, günahsız dava arkadaşlarımızı idam ettiler. Onlar idam sehpalarında bile kıblelerini şaşırmadı, cansız naaşları kanlı urganların ucunda kıbleye yöneldi.Yıllar sonra açılan mezarlarında yaralarından yeni ölmüş gibi taze kanlar aktı. Bu şahadet işaretinin, Rabb’imin şehitler diridir ayetinin mucizesi olduğunu kavrayamadılar.
Değerli gönül dostlarım
Almanya’da faaliyet gösteren Lünen Ülkü Ocakları (Lünen Türk Sosyal Hizmetler Cemiyeti) 4 Nisan 2015 tarihinde; “AHDE VEFA BAŞBUĞ VE ÜLKÜCÜ ŞEHİTLERİ ANMA PROĞRAMI’ düzenlemiş, Teşkilat Başkanı Nazmi Işık aradı; ülkücü şehit yakınları, Avrupanın değişik ülkelerinden ve Almanya’nın farklı şehirlerinden gelecek gurbetçi ülküdaşlarımızın katılacağı ve ilk defa bu kadar geniş kapsamlı bir etkinlik yapılacağını bildirerek benimde konuşmacı olarak katılmamı istedi.
Bizde, Başbuğ ve Ülkücü Şehitler denilince akan sular durur, hiç tereddüt etmeden daveti kabul ettim.3 Nisan 2015 Tarihinde Dursun Önkuzu’nun kız kardeşi Samiha Hanım ve eniştesi; “Gönül Dostları” ,“Bizim Aile”, Galip Erdem’i anlatan “Kendini Unutan Adam” “Kerkük Gönlümde Aşk Yüreğimde Sızıdır” gibi çok sayıda eseri bulunan yazar ve mütefekkirimiz, gerçek bir dava adamı Osman Oktay Beyle Esenboğa’da buluşarak Almanya’ya hareket ettik.
Nazmi Başkan bizi Düsseldorf Havaalanında karşıladı, tanıştık ve Lünen’ne hareket ettik.
Bol muhabbetli bir yolculuktan sonra başkanın evine vardık.Mükellef bir kahvaltı hazırlamışlar.Kahvaltı sonrası biraz istirahat etmemizi istediler. Ama ne bizim nede gurbetçi gönüldaşlarımızın uyumaya niyeti yoktu. Cuma saatine kadar ev karınca yuvası gibi işledi.Çok sayıda gönüldaşımızla,eski federasyon başkanlarından Sayın Mehmet Erdoğan, Bekir Hoca ve birçok çilekeş ülküdaşımızla tanıştık. Dünü, bugünü ve yarınlı günleri konuştuk.
Onlar bizle, vatan hasretini gidermeye çalışıyorlar, bizde onlarda ki abideleşen ahde vefayı seyrediyorduk. Onlar evlerini vatanlaştırmış koskoca Türk Dünyasını gönüllerine sığdırmış dervişlerdi.
Cuma namazı kılınıyor mu diye sorunca? Verdikleri tepkiden kocaman bir ayıp yaptığımı anladım, mahçup oldum. Vakit yaklaşınca hep beraber Lünen Selimiye Camii’ne gittik. Müstakil,minareli, gök kubbeli, gurbetçi gönüldaşlarımızın ekmek parasından ayırarak verdikleri yardımlarla arsası satın alınıp, yapılmış. Camii tıklım, tıklım dolu. Arkadan sürekli biraz daha sıkışın ikazları geliyor. Cuma hutbesini, 13-14 yaşlarında çok sevimli bir delikanlı okudu.Gerçekten çok etkilendim, duygulandım, ağlamadım desem yalan olur.
Allah’ım Sen ol deyince, Sen dileyince herşey oluyor.Tahta bir bavulla dil bilmeden, yol bilmeden, il bilmeden hatta doğru dürüst okuma yazma bilmeden yarım asır önce Hırstıyan dünyasına giren Garip Anadolu yiğidi, şimdi evini almış,işini kurmuş birde inancını tam tekmil yaşayabilmek için mabedini yapmış, Allah’ın evinde; Rabb’ine kulluk, ocağında verdiği nimetlere şükrediyor.
Değerli dava arkadaşlarım
Başkanın evi dergâh gibi işliyor.Cumadan sonra Adana’dan, Şehidimiz Yavuz Özkaya’nın kardeşi M.Hayati Bey ve eşi teşrif ettiler.Hayati Bey sevip,saydımız Maarif Vekaletinden üst düzey yöneticimiz, değerli abimiz Necdet Özkaya’nın kardeşi tanışıp, kucaklaştık.Rahmetli Şehidimiz gibi oda eğitimci edebiyat öğretmeni “Ece ile Mert Kıssa-ı Aşk” diye ikinci baskısı yapılmış bir gençlik romanı var.
Akşam üzeri Almanya gürbetçilerinden Süheyle Teyzemin kızları,eş ve çoluklarıyla geldiler.Gıyaben biliyordum ama yüzyüze gelmemiştik. Teyzem gibi çok candan, samimi, sıcak kanlı insanlar.İçim içime sığmıyor. Eminimki onlarda benim kadar heyecanlı ve mutlular.Akarabalık çok güçlü bir bağ ama onların Türk Miliyetçisi ve ülkücü olmaları beni çok çok mutlu etti.Hepsi dindar insanlar.Çocuklarına, hatta torunlarına dini vecibelerini ve dillerini belletmişler.Almanyada doğmuş, ikinci kuşak çocuklarının çoğu yüksek mektep bitirmiş, bir iki dil biliyor, hepsi de çok çok temiz bir Türkçe konuşuyorlar. Hukuk okuyan ve Almanya’da siyaset yapmayı düşünen tonton bir yeğene Adalet-i Âli Osmanı Almanlara göster diye takılıyorum. Almanaya’da hukuk okumak çok zor bir iş, temel eğitimin üzerine on yıl okuyorsunuz, sıkı takip ediliyorsunuz, eğer Alman İstihbaratı bir kulp takmamışsa mezun olur olmaz direk hakim veya savcı olarak atanıyorsunuz.Tanıştığım tüm gençlerin olayları çok makul ve mantıklı bir şekilde yorumlamalarından gündemi takip ettikleri anlaşılıyor. Onlarla şakalaşıyorum ve Erzurum fıkraları anlatıp gülüşüyoruz. İki gündür gözlerimi kırpmadığım halde uyku aklıma bile gelmiyor..
1990 yılında ülkücü şehitlerle ilgili ilk çalışmayı yapan “Bu Davaya Can Verenler” kitabının yazarı Recep Küçükikiz geliyor, Almanya’da bir Türk Fırmasında çalışıyormuş, donanımlı bir ülküdaşımız, geç saatlere kadar dertleşip, sohbet ediyoruz.
Nazmi Başkanın konağı hiç boş kalmıyor.Misafirler ayrıldıktan sonra hemen yatma yok. Biz bize, öz öze kim nerede ne yapar ne haldedir hali ve maziyi konuşuyor eski günleri aile büyüklerini yâd ediyor, zaman zaman hüzünleniyoruz. Gelecek nesillere bir iz bırkmak için toplu resimler çekiliyoruz.Teyze çocukları arasındaki uyum,kaynaşma,yakınlık ve samimiyet beni çok mutlu ediyor.Öz vatanımızda unutulan, kaybolan bir çok güzel hasletimiz orada yaşıyor ve yaşatılıyor.
Onları da yolcu ettikten sonra bana ayrılan odaya çıkıyorum. Bu oda evlenmeden önce güzeller güzeli, çalışkan, becerikli, on parmağında on marifet, akıllı kızımız Zehra’nın odası.Zehra; Devlet isimli akıllı edepli bir soydaşımızla evlenmiş. Devlatin Başına Devlet Gelecek. Zehranın Başına Devlet Konmuş diye takılıyorum.
Zehra’nın “Ahde Vefa Başbuğ Ve Ülkücü Şehitleri Anma Programı” etkinliğinde özellikle serginin hazırlanmasında çok emeği var babası kızım diye es geçti ben barı tebrik ve teşekkür edeyim.
Oda bir ilçe teşkilatı gibi. Başbuğun resimleri,Başbuğla beraber çekilmiş resimler, değişik boyut ve renklerde üç hilâl’li rozetler ve Başbuğun Nazmi Başkana gönderdiği tebrik,mektup ve takdirname belgeleriyle dolu. Bazıları çerçeveletilmiş. Eski baskı kitap ve afişlerle, Başkanın evi Almanya’da ki Türkçülük Müzesi gibi.
İkinci gün Başbuğun ve 12 Eylül Cellâtlarınca Ankara’da denge sağlama mantığıyla idam edilen ülküdaşlarımızın çilekeş avukatı Şevket Can Özbay gelecek. Başkan onu karşılamak için birisini görevlendirmiş, ancak Can Özbay kabına sığmayan bir dava adamı. Bizden, yeşil pasaport ve dönüş biletlerine rağmen giriş izni için cebimizdeki paramızı görmek isteyen şımarık Alman Polislerini bir güzel fırçalamış ve farklı bir kapıdan çıkmış.Gelmesi biraz gecikti ama saat: 12.00 ye doğru eve vardılar.
Nazmi Başkanın evinde kahvaltıya oturuyoruz.Uzun ve geniş bir masa üzeri helalinden nimetlerle bezenmiş. Can Bey kahvaltı on numara, misafirperverlik on üzeri on değince; Abi bak bu kivi reçeli kendi yetiştirdikleri kividen ev yapımı bir ürün, farklı bir tadı var, bir dene istersen diyorum. Gurbetçi ülküdaşım ellerin yurdunda özel mülk edinmiş, kendi bahçe ve tarlalarında üretim yapıyor ve Anadolunun bir çok ürününü ekmiş, yetiştirmiş, işlemiş sofrasına taşımış. Can Bey izzet, ikram,hizmet ve güler yüzlerden çok memnun kalınca Nazmi Başkana ve özellikle muhterem eşi Gönül Hanıma teşekkür ediyordu. “Bense içimden geçiriyorum; kıymetli abim asıl azmaz; Gönül Hanım Erzurum’un Olur ilçesinin soylu ve asil ailelerindendir. Mazhar Beyin yeğeni, Şevket Beyin torunu.Şevket Bey umur görmüş Osmanlının son dönemlerinin gerçek beylerindendir. Cumhuriyetin ilk yıllarının tanınmış ileri gelenlerindendir. Oğlu Mazhar Beyi tanıma bahtiyarlığına erdim, ilçeye gelen kaymakam ilk başta Mazhar Beyi ziyaret ederdi.Siyasetçiler, devlat erkânı, Mazhar Beyin Konağında ağırlanırdı.Mazhar Beyin Konağı hiç misafirsiz kalmazdı.Gönül Hanımın annesi Suheyla Hanım o evde büyümüş yol erkan öğrenmişti.Demekki kızına epey birşeyler aktarmış. Nazmi Başkanda gönlü gani Türk edep,adap ve töresiyle donanımlı bir uç beyi olunca evi dergâha, tam bir kültür ocağına dönüşmüş.
Vakit gelince etkinliğin gerçekleşeceği salona gidiyoruz. Avrupa’da Türk Dünyasına Yönelik yayın yapan birkaç televizyon kanalı çekim ve canlı yayın yapmak için gelmişler.İlk başta “Başbuğ ve Şehitler Sergisi’nin” açılışı yapılacak.Serginin açılış kurdelasını Ocak Başkanı Nazmi Işık ve yetmişlik delikanlı Can Bey beraber kesiyorlar.Kalbalık bir grupla sergiyi geziyoruz. Çok titiz bir çalışa ile hazırlanmış.Muhabirler başkan ve misafirlerden bir kaç kişi ile roportaj yapıyorlar.
Hayırlı işler çoğunlukla güzel rastlantılarada vesile olur. Tam salona geçeceğim aman Allah’ım kapının girişinde Erzurum Lisesinden yatılı okul arkadaşım, gençlik yıllarımda özel sırlarımı paylaştığım dert ortağım, can dostum MUSA GÜNEY.Çok şık kıran tuvalet giyinmiş, bir hariciyeciye yakışır endamı ile o candan ve sevecen tebesümüyle karşımda.Tam kırk üç yıldır görüşmemişiz.Lise bitmiş, O Almanya’ya gitmiş Ben Anavatanda kalmışım.Hiç tereddüt etmeden birbirimizi tanıyor sarılıyor kucaklaşıyoruz.İki yüz kilometre öteden gelmiş. 43 Yıllık hasretle tekrar tekrar sarılıyor, koklaşıyoruz.Duygusallaşmamak mümkün mü? Kırk üç yıl önce noktalı virgül koyduğumuz yerden lafa başlıyor dertleşiyoruz.Delilik çağımıza rağmen hiç bir birimizi üzmemiş ve kırmammıştık.Hiç bir şey unutulmamış hatıralar canlı, canlı. Kendimizden geçmişiz, arkadaşların programın başladığını hatırlatmaları üzerine Musa’yı yolcu ediyor ve salona geçiyorum.
Değerli Ülküdaşlarım
İlk şehidimiz Ruhi Kılçkıran(4Ocak1968) kırk yedi yıl, üç ay geçmiş, son şehit Fırat Yılmaz Çakıroğlu (20 Şubat 2015) bu süreçte binlerce şehit vermişiz.Canımızdan can çıkmış, etimizden et kopmuş.Ahte vefa bu işte, aradan yarım asır geçmiş Türkiye’den binlerce kilometre ötede Almanya’da Fransa’da 47 yıl üç ay önce şehit edilen Ruhi Kılıçkıran ve tüm şehitler; hatimlerle, mevlidlerle, hatıraları ve mücadelesiyle anılıyor. Dün şehit edilmişler gibi binlerce kilometre uzaktan birinci dereceden yakınları salonda.Aziz şehitlerimizin resmini bile görmemiş 20’lik delikanlılar onların ardından göz yaşı döküyor.Bu halisane bir imanın ve samimiyetin ispatıdır.
Salon tıklım tıklım, katılımcılar kıpır, kıpır çok diri ve heyecanlı.Allahım bu nasıl bir imandır Fransa’dan,Hollanda’dan Avrupanın değişik ülkelerinden, Almanyanın değişik şehirlerinden çoluk çocuk kalkıp gelmişler. Kuran’ı Kerim ve İstiklâl Marşı okunarak program başlıyor.Bebek sesleri, çocuk uğultuları gecenin en güzel melodisi.Yediden yetmişe tüm gurbetçiler orada gözlerinden mutluluk akıyor.
Başkanın açılış konuşması ve sinevizyon gösterisinden sonra Mevlid ve Yasin-i Şerif okunuyor ve hatim duaları yapılıp ülkücü şehit yakınları takdim edilerek ve misafirler tanıtılıyor.
Sunuculuğu Yüksel Üzüm kardeşimiz yapıyor,bu işi iyi beceriyor, etkileyici ve mikrofonik bir sesi var.Okuduğu şiir ve Başbuğdan alıntılar oldukça etkili oluyorak salonu diri ve canlı tutuyor.
Şişli’nin ilk şehidi Timur Demir’in teyzesinin oğlu Cumhur Demir’de orada.Tanıtma faslından sonra buluşyor, ve aziz şehidimizi rahmetle, mihnetle yâd ediyoruz.
Dursun Önkuzu’nun kız kardeşi Samiha Oktay hanımefendinin“Kırk beş yıl önce şehit edilen abimin; Almanya’da anılması, unutulmaması beni son derece mutlu etti.Sizin her biriniz tek tek birer Dursun Önkuzu’sunuz şimdi ağabeyim binler, yüzbinler olmuş karşımda dimdik ayakta duruyor.” Diyordu. Samiha Ablanın kısa, samimi ve duygulu hitabeti bütün salonu gözyaşlarına boğdu. Bizim nesil yarım asır, Dursun Önkuzu, Yusuf İmamaoğlu ve Süleyman Özmen’in destanını ve şiirlerini okuyarak; yandık, kavrulduk, piştik ve olgunlaştık.
Daha sonra Şevket Can Özbay; Katil Kenan Evren’in özel talimatıyla idam edilen şehitleri ve 12 Eylül Mahkeme sürecini anlattı. Ardından Dursun Önkuzu’nun eniştesi Değerli dava adamı Osman Oktay Bey adeta bir seminer uslubuyla Başbuğu ve ülkücü davayı anlattı ve namaz arası verildi.
Salondan çıkınca Müthiş bir manzarayla karşılaştık. Avluda; döneri, cağ kebabi,dolması, böreği, ketesi,reçeli,pestili,keşi yöresel yemekleriyle Türk Mutfağı kurulmuş.Daracık bir alana koca Anadoluyu sığdırmışlar. Hanımefendiler pişirdikler yemek ve yiyeceklerin başında masaların üzerine sermiş, geliri ocağa verimek üzere satış yapıyorlar. Büyük bir hayranlıkla masaları dolaşıp, mescitte cemaat yapıp akşam namazını kıldık. Bu molada Lünen Ülkü Ocaklarının hatıra defterine kısa bir not düştüm ve imzaladım sonra salona döndük, programa kaldığımız yerden devam edildi.
Adana’dan eşiyle gelen Ülkücü Şehit Öğretmenimiz Yavuz Özkaya’nın kardeşi Mehmet Hayati Özkaya şehidimizin ismini verdiği oğluna hitaben yazdığı bir şiirini çok duygulu ve müthiş bir güzellikle okudu.Arkasından ben genel manada ülkücü mucadeleyi belgeleriyle anlatan bir konuşma yaptım.
Benden sonra ilahiler ve şiirler okundu ardından MHP Karaman Eski Milletvekili Seyit Osman Sevimli Başbuğla ilgili hatıralarını anlattı.S.Osman Sevimli Avrupa ülkerinde gurbetçi ülkücüler arasında çok tanınıyor ve seviliyor.
Geceye damgasını vuran ve duygu patlaması yaşatan olay; Bekir Hoca’nın (Bekir Şenoğlu Şener) yazıp sahnelediği “Darağacında Bir Yusuf” isimli tiyatro oldu. Almanya’da doğup yetişmiş gençlerimizin oynadığı, 12 Eylül Cellâtlarınca idam edilen ülkücülerin idamını canladıran eser muhteşemdi ve oyuncular seyirciden hak ettikleri alkışı aldılar.
Proğram bitmesine,vakit çok ilerlemesine rağmen kimse salondan ayrılmak istemiyordu.Gruplar halinde herkes ayaküstü muhabbet halindeydi daha sonra başlayan resim çektirme faslı epey uzun sürdü.
Beş bin yıllık Türklük Çınarının izdüşümünde Lünen Ülkü Ocakları anma gecesinde:
Hep Bir Ağızdan Haykırıyorduk;
Rahat Uyuyun Başbuğum ve Aziz Şehitlerimiz;
Sizi Asla, Unutmadık, Unutmayacağız ve Unutturmayacağız!...
Lünen Ülkü Ocağında Kahvaltı ve Fransa’ya Hareket
Etkinlik sonrası sabaha doğru şöğle bir uzanmamıza rağmen 5 Nisan 2015 sabahı erken kalktık ve Lünen Ülkü Ocağında buluştuk.Lünen Ülkü Ocakları; Başbuğun talimatı ve müsadesiyle kurulmuş çok köklü, Başkanın ve tüm mensuplarının ülkücü davaya yıllarca önemli hizmetleri olmuş, güçlü bir teşkilat. Avrupanın bütün ülkelerinde ki ülkücüler tarafından biliniyor.
Başbuğun takdirine ve övgüsüne mazhar olmuşlar.
Lünen Ülkü Ocağı; geniş bir bahçe içinde iki katlı, müstakil, mülkiyeti ocağa ait olan bir binada faaliyet gösteriyor. Üst kattaki daireleri kiraya vermişler.Giriş katını dernek faaliyetleri için kullanıyorlar.Çok hacimli olmasa da güzel bir kütüphaneleri var.Duvarları Türk Bayrakları, Üç Hilâl’li bayraklar, Atatürk, Başbuğ ve Türk Büyüklerinin resimleriyle donatılmış.
Almanya’ya indiğimizden beri hava sert ama, açık ve güneşli, gurbetçi dava arkadaşlarımız şanslı olduğumuzu söğlüyorlar.
Açık büfe; çok zengin bir kahvaltı hazırlamışlar.Her şey kendi ürünleri. Eşli, çocuklu,kalabalık bir katılımla kahvaltı ediyoruz.Çocukların adları genellikle milli kahramanlarımızın ve ülkücü liderlerin isimlerinden oluşuyor.
Her kes elinde telefonlar veya fotoğraf makineleri resim çekiyor.Çok samimi bir hava var, hepsi birbiriyle çok barışık etkinliğin başarılı ve eksiksiz tamamlanmasının mutluluk ve gururunu yaşıyorlar.
Kahvaltı kimsenin umurunda değil.Sabah kahvaltısı değil, sabah muhabbeti yapılıyor.Bu içten ve çok samimi birlikteliğe bayıldım doğrusu.
Bizi Fransa’ya götürecek ekiple Lünen Ülkü Ocağında buluştuk, kahvaltıdan sonra yola çıkacağız.
Forbach’ta saat: 17.00 başlayacak programa yetişebilmek için engeç saat 11.00 gibi yola çıkmamız lazım.
Kahvaltıyla Lünen’deki programı tamamlayıp ocağın bahçesinde toplu resimler çekilerek vedalaşarak, helalleşip, ayrılıyoruz.
Bu anlamlı etkinlikte emeği geçen herkesi tebrik ediyor, bir başka etkinlikte buluşmak dileklerimle saygılar sunuyorum.
Allah yar ve yardımcınız olsun asım nesli,Başbuğun emeneti, Türk’ün uç beyleri. 08.04.2015/ANAKARA
SONRA Kİ YAZI FRANSA FORBACH TÜRK KÜLTÜR OCAĞI







