Dedesi paşa, babası albaydı. Kardeşiyle birlikte kendisi de subaydı..TSK onu ayrıca ODTÜ de okutup elektrik-elektronik mühendisi olarak mezun etmişti..Belçika'da Nato karargahında askeri ataşelik de yapmıştı. Kurmay binbaşı idi. Rahat dursaydı küçük kardeşi gibi oda general olabilirdi.

-Ama o rahat durmadı; Sömürüsüz bir düzen kurma hayali onu, Marksist-Leninist ideoloji ile tanıştırdı..Kendini ve ailesinin diğer fertlerini önemli görevlere yükselten düzen, onun gözünde soygun düzeni idi ve bu düzen yıkılmalı idi..

-Farklı rütbelerden bir gurup devrimci subaylarla birlikte darbe yapmaya karar verdiler. TSK içindeki cuntanın sivil ayağı THKO idi ve kendi ifadesine göre Deniz Gezmiş'le, Hüseyin İnan'la irtibatı o sağlıyordu.

-1969-70 yıllarında Cunta emirleri doğrultusunda fabrikalarda grevler, okullarda boykotlar başlatılmıştı..THKO çevresinde toplanmış devrimci militanlar vasıtasıyla da  Karakollar kurşunlanıyor, bombalar patlatılıyordu. Zavallıı gençler cuntanın gücüne öylesine güveniyorlardı ki, Her bombalı eylem sonrası THKO adına basın bildirisi yayınlayıp eyleme sahip çıkıyorlardı. Cuntanın yapacağı askeri darbe için uygun ortam hazlatılıyordu onlara..Cunta içine sokulmuş olan Mahir Kaynak gibi MİT ajanlarının farkında değildiler..

-10 Mart 1971 günü yapılması planlanan darbeyi, Hükümete bağlı meşru güçler 9 Mart'ta, karşı darbe ile bastırdı. "Yavuz bey" ve "Selim bey" kod adlı iki Orgeneral hariç, cuntanın hepsini tutuklayıp ceza evine atıldılar..

-En ağır cezayı Kürt Ziya almış. 7 yıl hüküm giymiş. Darbeye teşebbüsün dışında, sanık ifadeleri ile sabitleşen başka suçları da varmış.THKO lu militanlara askeri depolardan bomba ve mühimmat temini vs.gibi..

-Olan Deniz Gezmişle birlikte idam edilen Hüseyin İnan ve Yusuf Aslana oldu..Birde arkadaşlarını idamdan kurtarmak için THKP-C yi kurup, üç Nato teknisyenini kaçıran Mahir Çayan ve arkadaşlarına oldu..İdamlara engel olamayan Mahir Çayan, üç teknisyeni öldürünce, kendisi de 9 arkadaşıyla birlikte Kızıldere de çatışmada öldürüldü.

-ZİYA AĞBİ İLE TANIŞMAM:

1991 de DPT Müsteşarlığında çalışırken, Adanalı müteahhit arkadaşım Bülent Görgün ile birlikte beni ziyarete geldiler..Uzun boylu, heybetli bir yapısı vardı..Karizmatikti.Onu maceralara sürükleyen iç dünyasındaki fırtınalar üstüne başına sinmişti adeta. Asık suratlı, bakışları mat ve kindardı..Bülent’le aramdaki şen şakrak muhabbete rağmen onun suskun ve gergin hali dikkatimi çekmişti..Konuşulanları dinlemiyor ama çaktırmadan beni inceliyordu..Belli ki, benle ilgili bir işi vardı.

Çay ve sigara ikramıyla birlikte merakımdan ben sordum ziyaretin sebebini..

-"Bende bir teşvik dosyası varmış..Arkadaşın istikbali de benim o dosyayı müspet olarak yapmama bağlıymış" Bülent’in bu kısa açıklamasını yeterli bulmayan arkadaş, kendisi başladı anlatmaya. Önceden kafasında kurduğu şekliyle; pervasızca ve dolu dolu. Her zaman olduğu gibi risk de alıyordu anlatırken; -Gerekmediği halde, "İdeolojik olarak birbirine düşman iki farklı konumda olduğumuzu" belirterek söze başladı. "Kendinin eski bir darbeci subay olduğunu, uzun yıllar hapis yattığını, her  şeyini kaybettiğini, Eşi ve kızının kayınvalidesinin evinde yaşadığını, Onlarla da sorun yaşadığını, Kayınvalidesinin kocasından düşen cüzi bir emekli maaş ile geçindiklerini, ve halen farklı ideolojilere mensup olsak bile, Ülkücülerin mertliğine inandığını, masadaki dosyayı müspet olarak yaparsam kaybettiği istikbaline kısmen de olsa tekrar kavuşacağını, eşiyle de arasının düzeleceğini" bir solukta anlattı. Aslında DPT Müsteşarlığından sorumlu devlet bakanı onun ODTÜ den arkadaşı olduğu için, önce ona gitmiş..İlgili bakan (I.Ç.), "ben uzmanlara müdahale edemem" deyince, mecburiyetten beni tanıyan birini aramış ve Adanalı Bülent'i öyle bulmuş..

-ZİYA AĞBİNİN EŞİ EV SAHİBİ OLUYOR..

Bendeki dosya, bir holdingin yapacağı yeni yatırıma devlet desteği, yani Teşvik Belgesi almak içindi. Ancak, o zamanki mevzuata göre, gelişmiş yörelerde yapılacak yeni bir yatırıma teşvik verebilmek için, yatırım yerinin büyükşehir belediye sınırları dışında olması gerekiyordu. Oysa bu firmaya ait arsa, belediyeden alınan yazıya göre, tam sınırın üzerinde idi..Teşvik edebilirdim de, etmeye bilirdim de..Firmanın ve Ziya beyin problemini bilen holdingin genel müdürü, bu işi bakandan çözmesi halinde kendisine bir ev alacağını vaad etmiş..Ziya bey, maruzatını olanca açık yüreklilikle anlatırken, benim de maddi bir talebim varsa, onuda firmaya iletebileceğini utanarak söyledi..

-Oysa ben daha Ziya beyi dinlerken hakkında müspet bir kanaat sahip olmuştum..Benim ona yapacağım kıyak, Kaybettiği istikbaline bir adım dahi yaklaştıracaksa, o kıyağı yapmaya canı gönülden hazırdım. İdeolojik konumlarımızın farklılığı, benim ona yapacağım yardımdan alacağım hazzın yanında ne önemi olabilirdi ki?..

-Tabiî ki utanarak bana yaptığı teklifi ret ettim..Aracı durumda olan Bülent’in de herhangi bir beklentisinin olamayacağını hatırlattım..Ama evin tapusunun kendisine 7 yıl  çile çektirdiği hanımefendi üzerine yapılmasını şart koştum..Ev Ziya abinin eşi üzerine oldu.

-ZİYA AĞBİNİN EŞİ İŞE GİRİYOR..

Ziya ağbiyle artık dost olduk. Haftada birkaç kez bana uğruyordu..1995 de, benim.vekili aday olduğumda bana destek için Adana'ya bile gelmişti..Eşinin ev sahibi olmasıyla birlikte kendine kısmen de olsa bir güven gelmişti..Eşinin ve kızının yanında itibarı artmıştı..Ama eşinin de işe girmesini istiyordu..Onu da halletti..Benim o işte bir dahlim olmadı..Kendi OTDÜ de hızlı bir militan iken, çok zarar verdiği ülkücü bir genel müdür (Prof.A.Ö.) vasıtasıyla eşini o kuruma işe aldırmış..Onu da bana "Sizin adamlar gerçekten çok mert..Benle olan eski husumetine aldırmadan benim eşimi işe aldı..Beni utandırdı" diye anlatırdı..

-ZİYA AĞBİNİN EŞİ BOŞANIYOR.

Ziya ağbinin sorunları çözülüyor, eşinin yanında itibarı artıyor diye sevinsem de, Ziya abi alkole çok düşkündü. Gece gündüz içiyordu..İçince de dağıtıyordu. Onun kahrını çekmek çok zordu. Hanımı boşanma davası açtı ve kısa zamanda da boşandı..Belki arada başka sorunlar da vardır, bilmiyorum..

-Ziya ağbi tekrar sokağa düştü..

Yenge, "senin bu eve girmen yasak ama, haftada bir kirli çamaşırlarını getir, temiziyle değiştireyim demiş..Çoğu kez benim arabayla giderdik çamaşırlarını değiştirmeye..

-Yenge belirli saate otobüs durağında elindeki poşetle bekler, Ziya abinin arabadan inmesine fırsat vermeden ve hiç bir şey konuşmadan poşet değişimi yapılırdı..Ben o esnada hep dikiz aynasından Ziya ağbinin yüzüne gözüne  bakardım..Gözünden yaşlar siyim siyim dökülürdü. Arabayla hızla duraktan ayrılırken en az birkaç saat bir şey konuşamazdık.

-Böyle bir değişim esnasında birgün arabayı sakin bir yere çekip stop ettim..Ağlama seansı bittikten sonra, Ziya abiye çok basit bir soru sordum;

-"Ağbi, sen bir paşa torunu ve albay oğluydun..Şu an küçük kardeşin de Amiral olmuş..Sende kurmay subaydın. Hem de elektrik ve elektronik mühendisi idin.TSK nın en parlak subayı idin..Seni hangi rahat depti de bu hallere düştün?"

-Ziya ağbi, bu soruya göğsünü yumruklayarak ve saçını başını yolup, kendine hakaretler yaparak öyle cevaplar verdi ki; sorduğuma soracağıma bin pişman oldum..Onları burada yazamam!..

-ZİYA AĞBİ, ÇOLAKOĞLU FİRMASINA İŞE GİRİYOR..

Ziya ağbi, eşinden ayrılıp evden kovulunca geceleri Ankara Otobüs terminalinde (AŞTİ) de  yatıp kalkıyordu.Gündüzleri de vakit öldürmek için bana (Hazineye) yada başka dostlarına takılıyordu..Dostlardan aldığı harçlıkla da gece gündüz içiyordu..Müşterek dostların ifadesine göre çok iyi bir mühendis imiş..Ziya abiyi içkiyi bırakması şartıyla, bir işe koyalım diye aramızda karar verdik..Kendisi de işe girmesi halinde içkiyi bırakacağına hepimizin huzurunda söz verdi.

-2000 yılı idi..Bizim Adanalı Çolakoğlu firması 5000 konutluk deprem evleri ihalesi almıştı. Firma sahibi Hüseyin Çolak beye rica ettim..Ziya ağbinn durumunu anlattım..Sağ olsun Hüseyin bey, "gelsin benim firmada işe  başlasın. Hem de ben onu Ankara'da istihdam edeceğim..Diğer mühendisler ne maaş alıyorsa aynısını vereceğim..Çankaya'da kendine bir de kiralık ev tutsun. Kirasını benim şirket ödeyecek dedi..Çok sevindik. Bu müjdeli haberi akşam bir restoranda kutladık..Ziya ağbiden tekrar söz aldık alkolü bırakacağına dair..Ve ertesi gün Ziya ağbi, Çolakoğlu firmasında iş başı yaptı. Kendine kiralık ev de tuttu..

-ZİYA AĞBİ İŞTEN ATILIYOR

Ancaak, aradan 15 gün geçmeden Hüseyin bey beni aradı;

-Mehmedim, Bu Ziya abimize sende bende imkan sağladık. Elinden tuttuk..Ona son bir şans tanıdık..Ama müsaade et, onu bugün işten atıyorum, sakın bana kahretme!"

Ben, "Alkol yüzünden mi, Hüseyin bey" dedim.

O, "Alkol olsa idare ederdim..Bu Ziya ağbin, alkolden daha fazla komünizm bağımlısıymış meğer. Benim işçileri benim aleyhime kışkırtıyor!" dedi.

-VE ZİYA AĞBİNİN HAZİN SONU

-Bu olaydan sonra ne ben, ne de diğer dostlar Ziya abiden haber alamadık. Bizle görüşmeye utandı sanırım..Ne de olsa mert yaradılışlı bir darbeci subaydı..Bir kış günü terminalde öldüğünü Bülent'ten öğrendim.

Onun inancı yoktu ama gene de Allah rahmet eylesin..Huylu huyundan vaz geçmiyor..

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ATİLLA İLHAN
Salı, 31 Mayıs 2022
...
TÜRK BAYRAMI: NEVRUZ
Salı, 29 Mart 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

82 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi