|
DOSTLAR
DİVANI
Ayvaz
Gökdemir
|
F İ G A N
V E
İ S Y A N

eçen sayıdaki yazımıza «Şu safhada
sözün bir haysiyeti kaldığına inanmı yorum. Söz bitmiştir.» diye başlamış ve sona doğru «1978'in meş'um Aralık ayını yaşamış olan Türkiye'de hak söz, ancak ve canhıraş bir ızdırap çığlığı olabilrr.» demiştim. Karanlık, karamsar sözler... Ama hayatımızda, halimizde bir aydınlık, bir ışık olmayınca yazarken iyimserlik nasıl mümkün olabilir? Her gün en az bir facia ile dünyamız başımıza yıkılırken, her biri cihan değerinde gençlerimiz, arkadaşlarımız, ülküdaş ve vatandaşlarımız devrilip devrilip giderken aydınlık sözlerle avunmak arsızlık değil midir?
Kaç zaman var ki, vatanın bir bucağından öbürüne sadece şehitlerimizin cenaze törenleri için koşuyoruz. Bazen bir yere bir kaç defa gitmek talihsizliğine uğruyor, bir çoğuna da yeişemiyoruz. Artık Türk milliyetçilerinin yaralı bağırlar, yaşlı .gözler, paramparça yüreklerle birbirlerini tabut altında ve arkasında, mezar başlarında görür olmaları adet hükmüne geçti. <<Filan yere gidiyoruz.» denildiği zaman <<Niçin?» diye sorulmuyor, titreyen dudaklarda yalnız sual var: «Kimin için?..» ••• -Nasılsınız?» nezaket suali bizim dilimizde manasını kaybetti. Soran sorduğuna pişman. Sorulan "Allah beterinden saklasın" diyor, ama her gelen gün, öncesinden beter geliyor ...
|
Ben «Söz bitmiştir» dediğim zaman daha 12
Ocak 1979'u yaşamamıştık. Melek-haslet, asalet
ve necabet madeni kardeşlerimiz Yavuz ve ağa-
beyi Oğuz Özkaya'nın kanları henüz Adana top-
rağına akmamıştı. Şimdi, 23 yaşında stajyer Fen
Bilgisi Öğretmeni Yavuz Özkaya artık dünya-
mızda yok! Yavuz'a dünyasını değiştirten hain
kurşunlardan biri, Oğuz'un da sağ gözünü aldı
gitti. Bir anda, arslan gibi iki erkek kardeşinin
kanına bulanan ve bu felaketle çılgına dönen
öğretmen bacımız Müzeyyen'le Oğuz halen has
tahanedeler .. Taziye için Adana'da bir eve in-
dik, Özkaya'ların teyzesinin eviydi, 15 gün önce
bu evden de bir şehit cenazesi çıkmıştı: 15-16 yaşında, evin tek erkek çocuğu Ahmed'in cenazesi. Kurşunlanan pastahanede altı ülkücü yaralanmış, üçü rahmete varmıştı, onlardan biri Ahmedti. Şehit ve gazi kardeşler için göz yaşı dökenleri, biricik erkek evladını 15 gün önce toprağa vermiş, göz pınarları kurumuş bir şehit babası teselli ediyordu .. Bir aileden, aynı yerde ve on beş gün içinde üç genç toprağa düşüyor; bizim dünyamızın güneşleri bunlar! Onlar doğdukları anda kararırken benim aciz kalemim aydınlık sözü nereden bulsun? Sağlam yüreği, iç ferahla tan sözü olan varsa gelsin; ülküdaşım, can arkadaşım Necdet Özkaya'nın kan çanağına dönmüş gözünün içine baksın ve söylesin; ben o göze bakamıyorum, dilim kurudu, bir şey söyleyemiyorum! ..
alnız, birilerinin iki yakasından tutmak ve sormak Istiyorum. Ey Sen!.. Bu güneşler niçin batıyor, farkında mısın? Ey sen! Şehit kardeşin masum ve mübarek gövdesinde kurşun yarası saydın mı? Ey sen! 'Birlikte yaşadığın, birlikte ağlayıp birlikte güldüğün. birlikte saf tutup birlikte nice hayaller kurduğun kardeşlerinden, kardeşten ileri arkadaşlarından her gün birinin cesedini omuzlarında taşımanın kahrını, acısını; doğurup dokuduğu, fidan gibi yetiştirdiği, boya bosa getirdiği evladının ateşiyle dağlanmış gönüldeki, dünyanın bütün denizleri bir araya gelse, serinlemeyecek yürek dağını anlayabılir misin?
Ve ey sen! Her gün katlimize ferman okuyan zalim! Ey katiller, hainler hamisi! Vatanımın, milletimin, dinimin, devletimin, varlık ve mukaddesatımın düşmanlarına dost olan bedbaht! Sana bir şey sormuyorum: Allah gün verirse, seninle hesabımiz adil, fakat yaman olacak! ..
Ankara 20.Ocak.1979
|