PUTİN: DÜN, BUGÜN, YARIN - Fehmi Yücesoy

Putin: Dün, Bugün, Yarın -1-

(BAŞLIĞI ALTINDA KALEME ALDIĞIM MÜLKİYE’den devre arkadaşım E.B.ELÇİ DENİZ KILIÇER'in, BİR ANALİZ / YORUM'u üzerine, belki de biraz haddimi, aşarak ama, tarihsel sosyoloji açısından katkıda bulunmak amacıyla kaleme aldığım bir denemedir.)

Ülkemizde toplumsal / tarihsel / çalışmalarda en büyük sorun, yöntem bilimsel bakış ve derinlik gibi konularda ortaya çıkmaktadır. Fen bilimlerinde bu konu çoktan aşıldığı için artık sorun olmaktan çıkmıştır. Ancak ülkemizde, özellikle bu gibi konulara yeterli önem ve ağırlık verilmediği için hayli geç kalınmıştır. 

Ancak lisans sonrası yapılan çalışmalarda, bu konudaki eksiklikler, karşımıza çıkmaya ve yapılan, gerçekten çok değerli çalışmaların bir anlamda değerlerini yitirmesi veya batı bilim alanında yeterli ilgi / önem kazanamaması üzerine, başta MÜLKİYE’de olmak üzere SOSYAL BİLİMLERDE METODOLOJİ dersi konmuş özellikle SİYASET VE İDARE IV sınıfının zorunlu dersi olurken, yanılmıyorsam ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE IV içinde seçimlik ders olmuştu.

Ülkemizde RUS –RUSYA-KNEZLİK – ÇARLIK- KOMUNİZM denince, bir neslin “ tüyleri diken diken “ olurdu.Bu satırların yazarı da bu kuşağın yaş olarak son temsilcilerinden biridir.

Kişisel siyasal / ideolojik görüş ve tercihi ; ATSIZ GELENEĞİ ve TÜRKÇÜLÜK olunca ; elbet.bu coğrafya, halkı, rejim ve kamu yönetimi, bizler için çok önemli asla gözden kaçırılmaması gereken; her an “ RUS AYISININ “ 1878 AYASTEFANOS’ta olduğu gibi “ burnumuzun dibine “ dikilmesi ,bir hamlede ANADOLUYA sıçraması mümkündü.

XIX.y.y içindeki TÜRK - RUS SAVAŞLARINDA dikkat edin Çarlık orduların kolları ileri birlikleri artık ERZURUM’a çoktan komşu olmuşlar, Avrupa kısmında ise TUNA NEHRİ’ni aşmışlardı. Belki bir kış ülke KOMUNİST olmayacaktı ama RUS İŞGALİNE girmeyeceğini kim garanti edecekti.

Evet o yıllarda DOWNİNG STREET NU 10 sakinleri olan olacak olan PALMERSTON veya SALİSBURY, özellikle İNGİLİZ İMPARATORLUĞU'nun asıl sahip ve temsilcileri olan MUHAFAZAKARLAR, böylesi bir gelişmeye ne razı ne de hazırdılar.

Onlar için gerek taktik gerekse strateji olarak; RUSLAR NE “ONSUN NE DE ÖLSÜNDÜ", mümkün olduğu kadar KARA AVRUPASINDA- ASYA da ,”helak” oluncaya kadar, herkesle savaşsınlar, enerjilerini ve kaynakalarını harcasınlardı.

Hatta MISIR – OSMANLI bunalımına Osmanlıdan yana hayırhah bir politika izleyip, İstanbul ‘a asker ihraç edince, LONDRA VE PARİS’te alarm zilleri çalmış; QUOI D’ORSAY, hemen KAHİREYİ ,biraz da zorlayarak, İSTANBULLA anlaştırıp, Karadenizin kıyılarına asker çıkaran Rusları geri çekilmeye zorlayacaklardı.

Rus –Rusya ister devlet, isterse rejim olsun, her zaman bu coğrafyanın, asli unsurlarından olan bizler için çok önemli, ağırlıklı yere sahip komşudurlar. Hatta bu konuda ülkemizde hem akademisyenlik hem de bakanlık yapan SUAT BİLGE Hocamız, adına GÜÇ KOMŞULUK dediği bir eseri kaleme almıştır.

Biz de bu satırları yazarken, yazmaya çalışırken yöntem bilimsel bir hataya düşmemek, eksiklik yapmamak için.sık sık öğünmek gibi olmasın ama kendimin adlandırdığı “ KROKİSEL KUŞ BAKIŞI “ dediğim, bir yönteme başvurup, ne anlatmak neyi tanımlamak istediğimi ; TARİH SOSYOLOJİSİ nden de azami ölçülerde yararlanarak yazacağım

Ruslar, Çarlık, Sovyetler ve Komünizm, aşağı yukarı XVI. yüzyıldan bugüne, gerek dünya gerekse bizler ( TÜRKLER ) açısından en önemli tarihi, siyasi, jeopolitik ve ideolojik sorunsallardan biri olmuş ve de olmakta da devam edecektir.

Tarihsel sosyoloji taraftarlarının çok tuttuğu, aslında da tutmakta haklı da oldukları, ”MİLLETLERİN COĞRAFYALARINA TUTSAĞI “ olduğu, yargı ve deyişinde de çok büyük haklılık payı vardır. Bu konuda başlangıç ve sonuç olarak sanki birbirlerine çok benzer aşamalar kaydetmiş; aynı zamanda da nerede ise, “0 ZAFER” esaslı savaşlar yapan; OSMANLI İMPARATORLUĞU ve RUS ÇARLIĞI’nı örnek gösterebiliriz.

MOSKOVA MERKEZLİ KNEZLİĞİN doğuşu ile SÖĞÜT MEREZLİ OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞU:

Bilindiği üzere, bazı araştırmacılara göre, 1299’da, bazılarına göre de 1330’lu yıllarda; Anadolu Selçuklu Devleti’nden alınan: SANCAK-DAVUL-FERMANla SÖĞÜT merkezli OTMAN OĞULLARI BEYLİĞİ kurulacaktı.

Anadolu, zaten son iki yüzyıl içerisinde büyük oranda TÜRKLEŞ’mişti. (PASİNLER-MALAZGİRT-MİNYAKEFALON) sayesinde, AŞAĞI TÜRKİSTAN’DAN özellikle çoğunluğunu, OĞUZLARIN oluşturduğu, binlerce çadır, TÜRKMEN HALKI bütün mal varlıklarıyla göçe başlamışlardı.

Göç sosyolojisinde, şu bir bir gerçek ki; her gelen dalga, bir önce gelen ve henüz yerleşemeyen halkı önüne katarak ileri sürerler. Bu süreç kaos, anarşi düzensizlik demektir. Böyle bir gelişme merkezi otoritenin sonu demektir.

KONYA bunu bildiği için her gelen dalgayı, BİZANS ile olan sınır boylarına sevk etmiş; bu OĞUZ DALGALARI OTMAN BEY’E güç katıyordu.

Osmanlı Devleti, sürekli artan halkına onunla beraber gelen, Ata, küçükbaş hayvana, deveye, geleneksel BOZKIR KÜLTÜRÜ’ne cevap verecek YAYLAK ve KIŞLAK bulmak zorundaydı.

Bunun için de en kolay ideolojik / propagandif araç ve söylem: GAZA / HARAÇ / TALAN değil miydi? Osmanlı Beyliği’nin, UÇ BEYLİĞİ’nden, DEVLETE geçiş sürecinin bir hikayesi olmasın?

( HATIRLANACAĞI ÜZERE BU YAZI SERİMİ,MÜLKİYE’DEN DEVRE ARKADAŞIM.E.B.ELÇİ DENİZ KILIÇER’İN.,AYNI BAŞLIK ALTINDA YAZDIĞI / KALEME ALDIĞI MÜKEMMEL BİR ANALİZİ ÜZERİNE YAZDIM.)

Daha önce ne demiştik? Bazı milletler ve insanlar coğrafyalarının tutsağıdırlar. Onların hem geçmişleri, hal ve gelecekleri ister istemez, coğrafyalarının birçok özelliğine neredeyse yüzde yüz bağlıdırlar.

Tarih boyunca gerek TÜRKLER gerekse RUSLAR bu açıdan, birbirlerine, traji-komik anlamda benzemekte ve paralellikler göstermektedirler.

Rus halkı veya Ruslar, Rus bozkırlarında SLAV denilen halkların, özellikle İSKANDİNAV kökenli bazı halkları ve hatta zaman zaman içlerine sızan daha kuzeyden gelen bazı ASYATİK unsurlarla, bir tür; SLAV ERİTME KAZANANINDA kaynamaları ile oluşmuş ve asıl, taktik ağırlık DOĞU SLAVLARI dediğimiz grupları etkilenmiştir; hatta doğru bir ifade ile PASSİONER bir güçle donanmış bir hale dönüşmüşlerdi.

Rus bozkırlarında ilk siyasal / idari / birimler; RUS KENTLERİNİN oluşumunda, tipik bir şekilde gerçekleşmiştir. Her kent civarındaki daha küçük yerleşim birimleri ile MERKEZ – ÇEVRE türünden politik / yönetsel / hukuk /iktisadi bağlar kurmak zorundaydı.

Yalnız bu kadar mı? bu birimler ve merkezler arasında kıyasıya bir politik / askeri çatışma, rekabetin çıkması da normal değil mi ?İsterseniz biraz da özetin özeti bu gelişmelere göz atmakta fayda vardır.

Bu konuda güç ve konum olarak en güçlü / iddialı merkez, KİYEV değil miydi ? Hemen bu kentin yanında RYAZAN – SUZDAL,gibi kentler de adeta sıradaydı. Moskova bunlar arasında belki de şansı en az olan, merkez konumundaydı.

Ancak gerçekler böyle olmadı, MOSKOVA KNEZLİĞİ. Slav bozkırlarında birden güneşi parlayan, bir çekim gücü oldu. Adeta, kent ve kente egemen olan aileler, yalnız kentin değil, bütün RUS / SLAV ovalarının şansını değiştirecek, bir gücün temsilcisi olmayı becereceklerdi. Bu güç ve beceriklilik veya en azından üstünlük, kendiliğinden olmadı.

Tarih : bize her zaman bir çok olayı anlatır, öğretir ve açıklar. Önce sistematik bakmayı analiz yapmayı öğretir.

Moskova en geriden gelip nasıl “ ipi göğüsledi “ sorunsalına cevap arayalım mı ? Bakın bu konuda MOSKOVA KNEZLİĞİ bir çok açıdan , OSMANLI BEYLİĞİ ne benzer. Knezlikten ÇARLIĞA, Beylikten İMPATORLUĞA evrimlerinde / dönüşümlerinde iç ve dış dinamiklerin etkisi ; en etkili vurucu neden değil midir ?

Ülkemizde 1990’lara kadar RUS-RUSYA-MOSKOVA-KİZİLORDU-KOMÜNİZM ve hatta RUS TARİH / RUS DİLİ demek bahsetmek ve bu konularda akademik çalışma yapmak, eserler vermek son derece riskli ve sakıncalı konulardı. TÜRK-RUS ilişkilerinin 500.yılının kutlandığı günlerde, ülkemizde bu konularda yazan, ciddi geçerli akademisyen, araştırmacı sayısı yirmi beşi bulmazken; bunların kaleme aldığı eserlerin sayısı ancak yirmileri buluyordu.

Ülkemizdeki üniversitelerde ancak D.T.C.F’de böyle bir bölüm vardı, puanı gereği bu bölümü zorunlu olarak seçen öğrenciler ömürleri boyunca izlenirler ve yakın gözetim altında tutulurlardı. Yine bu bölüm ve konularda uzman olanların çoğu ise; RUS coğrafyasında kalan TÜRK topraklarında yetişen, zamanla politik / ideolojik nedenlerle ülkemize gelen TÜRK asıllı aydınlardı; YUSUF AKÇURA, ZEKİ VELİDİ TOGAN, AHMET AĞAOĞLU, A.NİMET KURAT,A.İNAN v.d..

Bu değerli bilim adamları, Rus Dili, tarihi ve Türk-Rus ilişkileri hakkında iki yönlü, Türkiye’deki TÜRK DÜŞÜNÜNÜ etkiledi. İlki ideolojik / politik olarak TÜRKÇÜLÜK, ikincisi ise iktisadi, toplumsal alanlarda o güne kadar düşünce hayatımızda gereği kadar ağırlıklı yer alamayan konularda ufkumuzu açtı. Özellikle TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN kuruluşundan itibaren devlet hayatında, önemli ağırlıklı yer işgal edecek olan; EKONOMİ POLİTİK…

Peki, konunun bir de RUS / RUSYA kefesine çok kısa ana hatlarıyla göz atalım mı?

Şimdi önünüzde bir haritadan RUSYA siyasi sınırlarını gösteren sayfayı açalım (1990 öncesi). Bu haritada gördüğümüz en dikkat çekici unsur; BERLİN’den MOSKOVA’ya kadar düz bir hat çizin; kaleminizin hiçbir engelle karşılaşmadan ulaştığını görürsünüz. (1812 NAPOLYON / BORODİNO- HİTLER 1941 GUDERIAN)

Bu yönü isterseniz tam tersi bir açıdan düşünelim…Yani ASYANIN içlerinden Batıya doğru, dalgalar halinde gelen: TÜRK-MOĞOL saldırı ve işgalleri. Mesela KALKA unutulur mu, savaş bittiğinde altı RUS KNEZERİNİN parçalanmış bedenleri savaş meydanındaydı.

KALKA’ ya kadar Rus coğrafyasına en azından en güçlü konumda olan KİYEF egemenliği vardı ama asıl coğrafya KUMAN kontrolündeydi. CEBE ve SUBUTAY dan sonra da, KİYEV eski statüsünü, tedrici olsa da kaybetmeye başlamış. MOĞOL EFENDİLERİ ile daha iyi ilişkiler kuran MOSKOVALI prensler KARAKURUM ile aha yakın ilişkiler kurarak.tahtın desteğini sağlamışlardı.

Yazılarımı okuyan beni izleyenler farkındalar dır. Asla COĞRAFİ DETERMİNİZME kapılmadan. Halkların. Milletlerin formatlanmasında oluşmasında, coğrafyalarının çok önemli olduğunu anlamışlardır. Ayrıca coğrafya yaşam boyunca sabite yakın duran,fiziki varlıktır. Barajlar, su ve kara yolları, setler, köprüler inşa ederek bazı değişmeler veya yenilikler yapabilirsiniz ama sonunda coğrafya gene de sabittir. Komşularınızı, dilinizi, gelenek ve göreneklerinizi değiştirebilir misiniz ?

III.İVAN ‘ ı RUS ÇARLIĞI ve İMPARATORLUĞUBİR BAŞLANGIÇ OLARAK KABUL EDERSEK : Bundan sonra yaşanacak her olay ve gelişme de, ortalama RUS VATANDAŞININ şuur altında sürekli olarak, işgal edilme tutsak alınma korku ve örüntüde olsa bir KÜLTÜREL ÖRTÜ var demektir.

Hocalarımızdan rahmetli MERAY’ın diplomatik incelikli ifadesi ile TÜRK- RUS ilişkileri her zaman “GÜÇ KOMŞULUK” üzerine inşa edilmiş ve günümüze kadar aynen bu ana yapı üzerinde “ inişli – çıkışlı “ sürmüş ve sürecektir.. Mesela S -400 veya AKKUYU NÜKLEER SANTRAL İHALSİNDE son derece verimli bir ortam yakalanmışken; İDLİP’te RUS Hava Kuvvetleri, bir hava saldırısında 50’dan fazla MEHMETÇİĞİMİZİ şehit etmiş; hatta yaralılarımızın havadan ülkeye transferine bile izin vermemiştir. Daha sonra TC C.BAŞKANININ MOSKOVA ZİYARETİNDE BÜTÜN DİPLOMATİK KURAL VE TEAMÜLLERE AYKIRI OLARAK DAKİKALARCA AYAKTA BEKLETMİŞTİ.

TÜRK-RUS ilişkilerinde asıl değişim ve yapılanma, Rus bozkırlarında, MOSKOVA’nın söz sahibi olmasıyla başlar. Bu ise neredeyse XVIII.yüzyılın ilk çeyreği demekti. İsterseniz şimdi çok kısa önemli zaman aralıklarıyla III-IV.IVAN’la (ÇILGIN IVAN) başlayan, I.PETRO (DELİ) ile biten dönemin sonunda; artık Moskova’nın hemen “burnunun dibinde” ALTINORDU’nun bakiyesi olan, ne KAZAN-KASIM ne de ASTRAGAN Hanlıkları kalmıştı.

1511’de Moskova bir vuruşta SİBİR Hanlığını dağıtmış; Sibirya’nın güneyiyle KAZAK ovaları yerleşim alanları üzerinde denetim sağlanmış, işgal hareketlerine bütün hızıyla devam ediyordu. (W.BRUCE LINCOLN -VAHŞİ BATI SİBİRYA)

Moskova’nın bu yüzyıllarda en büyük “DEVLETLİ” olma şans ve deyimi, ilk yüzyıllarda, KARAKURUM ile olan yakın bağları sadakatle hizmet etmesine borçludur.Knezler, TÜRK-MOĞOL devlet geleneğinden; hukuk, vergi, ticaret yöntemlerinin öğrenirlerken, özellikle ATLI POSTA sistemini de benimsemişlerdi.

Moskova Knezleri’nin, bu dönemde öğrendikleri, edindikleri en büyük başarı veya staj deneyimlerinden birisi de, TAKTİK / STRATEJİK, yani DEVLET AKLI (RAISON D’ETAT) gibi çok önemli kamusal bir kavramın da keşfedilmesi ve devletin bir anlamda yazılmamış ANAYASASI olmasıdır.

Daha önce ne demiştik; Rus ovaları veya coğrafyası hangi yönden gelirse gelsin, bu coğrafyada gözü olan bütün güçler kısa bir zaman içerisinde Moskova kapılarının önüne dikiliyorlardı. 1480’de KIRIM HANI AHMET, Moskova’yı işgal etmiş; zaten çoğunluğu ahşap olan Moskova’yı adeta yeryüzünden silmişti. 1812’de BORODİNO’da son Rus ordusu ve komutanı KUTUZOV’u kovalayan NAPOLYON bir gece de olsa, Moskova’nın fethini kutlayamadı. GENERAL GUDERYAN Moskova’nın “soğanlı kubbelerini” dürbünle görmüştür.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

96 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi