18 Nisan 2026
Adana Kültür Derneği -7-
- Yayınlanma: Perşembe, 10 Temmuz 2014 22:25
- Kategori: Adana Kültür Derneği
- Gösterim: 6912
Çukurova'da Yanan Bir Ateş
Adana Kültür Derneği
-7-
Necati ÖZKAYA
Akşam üzeri parti binasına gittim. Önce okula yakın olması sebebiyle Mühendislik öğrenciler,sonra Akademide okuyanlar ve okullarının uzaklığına da göre Ziraat ve Tıp öğrencileri partiye geldiler.Necdet Hoca geldiği zaman,tahta iskemleleri olan büyükçe bir odaya geçip,oturduk.Bugünde hala dostluklarımızın devam ettiği ülküdaşlarımla ilk orada tanıştım.Tıptan Nurullah,Ziraat den Erol Serttaş, rahmetli Murat Güney, Ramazan Yetişir, Akademi den Elazığ’lı Orhan, Abdullah Duman, rahmetli Kemalettin Çakmak, Mehmet Özcan ve Mühendislikten Nurettin Taşdemir, Celal Bayar, İbrahim Yetişkin, Ç.Kemal Traş, Sinan Çelik, Hüseyin Ünlübal, Şahin Koç, Urfalı Hüseyin Eren şimdi burada isimlerini yazamadığım bir grup gençle daha bir tanışma toplantısı yaptık.Zamanı geldikçe ,isimleri hatırladıkça o güzel insanlardan da bahsedeceğim.
Ülkücülüğün ne demek olduğunu, Türk Milletinin bizden ne beklediğini , okullardaki sayımızı nasıl artıracağımızı ve teşkilat da nasıl davranacağımızın ilk temel eğitim bilgilerini o toplantılarda öğrendik.
İlk toplantıda okul teşkilatları kuruldu. Okul başkanları seçildi. O dönemde henüz “reislik” moda değildi. Bizim okulun gündüz bölümü başkanı 2.Sınıf ta okuyan Nurettin Taşdemir oldu. Her sınıfında temsilcileri vardı.
Nurettin Taşdemir, Kayseri’den gelmiş varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Oldukça atak, okuyan, egosu biraz yüksek ve heyecanlı bir tipti. Nerede ,ne zaman doğru veya yanlış olsa da sözünü esirgemeyen biri idi. İleriki yıllarda bu hali “Kültür Derneği” nin başına çok iş açacaktı.
Bizim sınıfın temsilcisi Necdet hoca’nın imam hatipten öğrencisi Sinan Çelik’ti. Sinan, iri yarı eski pehlivanlardandı. Yanında da okul arkadaşı , ayrılmaz bir ikili olan Çetin Kemal Traş vardı. Çetin, Sinan’ın aksine ince uzun boylu zarif biriydi. Okulu ilk günlerinde sınıfımızdaki arkadaşlarımızın siyasi görüşlerini öğrenmeye çalıştık. Tabi ki bunun en kolay yönü okudukları gazeteler oluyordu.Cumhuriyet ve Yeni Ortam okuyanlar solcu, Hergün ve Bizim Anadolu okuyanlar “ÜLKÜCÜ”,Tercüman, Yeni İstanbul gibi gazete okuyanlar sağcı, Hürriyet, Günaydın gibi magazin ağırlıklı gazete okuyanlar çaycı dediğimiz suya sabuna dokunmayan öğrencilerdi.Birde bizim ve solun farklı fraksiyonlarının okuduğu çeşitli dergiler vardı. Biz okulda Devlet, Bozkurt ve Töre gibi dergiler satardık. Onlarda Halkın Kurtuluşu başta olmak üzere çeşitli yayınlar dağıtırlardı. Ayrıca bugünün iktidarının o gün okullarda okuyan temsilcilerini de okudukları yayınlar vardı.Bir grubu Yeniden Milli Mücadele, bir kısmı Yeni Asya gibi yayınları okurdu. Daha sonra Milli Gazete de okumaya başladılar. O öğrenciler sınıflarda yan yana oturur.Teneffüslerde de birlikte gezerlerdi. Güç kimdeyse onlarda o ekibin kanatları altında olurlardı. Özellikle 1973 seçimlerinden sonra kurulan CHP-MSP Koalisyonunda bu durum daha net ortaya çıktı.
Sınıflarda ve okullarda saflar artık iyice ortaya çıkmıştı. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen gençler, sırf düşüncelerinden dolayı bir birleriyle konuşmadıkları gibi selamlaşmıyorlardı. Emperyalist güçlerin ektiği kin ve nefret tohumu Anadolu’nun bereketli topraklarında tutmuş,ülke kurtarılmış bölgelere ayrılmış, nihayetinde kardeş kanlarının döküldüğü bir yer haline gelmiş, acı, gözyaşı, alın teri ile yoğrulmuş VATAN topraklarına kardeş kanıda karışmıştı.
Saflar netleştikçe aramıza yeni yüzlerde katılmaya başladı. Kerkük ‘den gelen Hüseyin Bazaz ve Fevziye bizim bölüm, Serap ve rahmetli Faruk inşaat bölümünün öğrencileriydi. Kerkük bizim için Misak-i –Milli sınırlarımızdaki bir yerdi. Bu sebeple onlara hepimiz daha farklı davranıyorduk.Özelliklede ben ve ailem. Annemin babası yani dedem de o topraklardan gelmiş ve Van’a yerleşmişti.
Sınıfımızda birde Urfa’dan gelen Hüseyin Eren vardı. Çok sempatik ve çok girişkendi. Sağlı sollu bütün talebelerle tanışmış herkes tarafından sevilirdi. Okulumuza damga vuranlardan biriydi. Hele Urfa şivesi ile Kerküklü kardeşlerimize Türkçe öğretmeye kalkması bir ayrı güzellikteydi.
Arkadaşları tanıdıkça Anadolu’nun bağrından kopup gelen bu vatansever gençleri asla unutamadım. Taş atmasıyla övünen” Cığcıklı “ Gani, Ceyhanlı Muammer ve Muvaffak Altuğ, yüreği kadar bileğide güçlü olan Hüseyin Ünlübal , Abdullah Alıravcı, şimdi rahmetli olan İhsan Türkoğlu ve ismini şimdi hatırlayamadığım can arkadaşlarım…
Derslerimize genellikle İstanbul Teknik Üniversitesinde hocalık yapan Profesörler gelirdi. Asistanları da Adana’da görevli olan devlet dairelerindeki mühendisler ve liselerdeki öğretmenlerdi. O dönem üzerimizde emeği geçen hocalarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Okullarda kamplar belirgin olmasına rağmen, henüz çatışma ortamı yoktu. Buna da sebep devam eden sıkıyönetimdi. Bu sebeple, fikri çalışmalara ağırlık veriyorduk. Akşamları partiye gidiyor, oradaki çalışmalara katılıyorduk. Ogünlerde, partinin gençlik kolları başkanlığını yapmış olan Ramiz Ongun’da Adana’da bulunuyordu. Bazı toplantılarımıza başkanlık yapıyordu. Necdet Hoca’nın en yakın çalışma arkadaşları şimdi rahmetle andığımız Ayhan Aksu, Mustafa Yılmazer, Mehmet Poyraz, Sadık Ödemiş hocalarımızdı. Rahmetli hocalar bir program dahilinde orta, lise ve üniversite öğrencilerine seminerler verirdi.
Partiye o dönem gelen, çok renkli kişilikleri ve çok hoş sohbetleriyle damgasını vuran büyüklerimizi de anmadan geçemeyeceğim. Hasan Çulhaoğlu en önemlilerden biriydi. Mesleği mali müşavirlik olan Hasan ağabey, birbirinden renkli hikayeler, darbımeseller ve hatıralarla süslediği sohbetlerini saatlerce sürdürürdü. Kimi zaman zevkle dinlediğimiz sohbetler, saatler sürdükçe birer birer etrafından ayrılmamızla biterdi.
Ayhan Aksu , Adana İmamhatip okulunda İngilizce öğretmeni olarak görev yapıyordu. Derslerinde çok titiz olan hoca, öğrenmeden asla sınıf geçirmeyen öğretmenlerdendi. Okul dışında beyefendi kişiliği , titiz yapısıyla dikkati çekerdi. Sakin mizaçlı, yakınlaştıkça esprili ve oldukçada bilgili bir Türk Milliyetçisiydi. Tam bir görev adamıydı. Allah rahmet eylesin.
Mustafa Yılmazer, oda birçok hocamız gibi Adana imam hatibin öğretmenlerindendi. O yıllarda imam-hatip Türk Milliyetçilerinin merkeziydi. Birçok değerlerimizi kaybettiğimiz gibi, o okulları da birilerinin arka bahçesi yaptık. Mustafa Hoca soyadına uygun bir hayat yaşayan, bir mücadele adamıydı. Öğrencileri tarafından çok sevilirdi. Yalnız kendi öğrencileri değil, bütün ülkücüler tarafından sevilirdi. Zannedersem İngilizce öğretmeniydi. İyi bir hatipti. Daha sonraki yıllarda Antakya’ya adı bile belli olmayan bir okula tayin edildiğinde bile, hiç bir şeyden yılmayarak mücadelesine devam etti. Kısa bir müddet sonra, öğretmenlikten istifa ederek, siyasete soyundu. Orada vermiş olduğu mücadelenin sonucunda MHP il başkanı oldu. Rahmetlinin il başkanlığı seçiminin yapıldığı gün, bir otobüs dolusu genç, Necdet Hocanın başkanlığında Antakya’ya gittik. Hayatını da mobilyacılık yaparak kazanmaya çalıştı. 1973 ve 1977 yıllarında yapılan genel seçimlerde Hatay’dan millet vekili adayı oldu. Çok başarılı bir çalışma yapılmasına rağmen çok az farkla seçimleri kaybetti. 1980 sonrası tekrar Adana’ya döndü. MÇP’de siyasi hareketini devam ettirdi. Allah rahmet eylesin.
Mehmet Poyraz, Osmaniye’den aramıza katılan hoca bütün ülkücü gençler tarafından sevilirdi. İstiklal Ortaokulunda matematik öğretmeniydi. Sürekli gülen yüzü, attığı kahkahayla bıyıklarının hilal şekline gelmesiyle övünen, ince uzun boyuyla, Atsız Ata’nın roman kahramanlarını andırırdı. O dönem kendisine yakın olan gençlerin kahve kültürünün artmasını sağlamıştı. Birçok arkadaşımız “hoşkin” denen oyunu ondan öğrenmişti. Bizimde tavla arkadaşımızdı. Eşli tavlayı birlikte oynardık. Kültür Derneği günlerimizde, Necdet Hoca’nın bir gün erken gelip, dernekte kimsenin olmadığını görünce, çaycımız Neşet Usta’dan nerede olduğumuzu öğrenince, kahvehane yasağı koymasına kadar sürmüştü bu alışkanlığımız.
Özellikle orta ve lise öğrencilerine seminer verir. Üniversiteli öğrencilerle de doyumsuz sohbetler ederdi.
Bekar hocalarımızdan olup, hemen hemen bütün arkadaşlarımız gibi “Cannur” otelinin müdavimlerindendi. Cannur oteli Mustafa Yılmazer hocanın kardeşleri tarafından işletilen, yıldızı belli olmayan otellerden biriydi. 1980 öncesi şehir dışından gelen misafirlerimizin ve yurtta kalamayan öğretmen ve öğrencilerin kaldığı mütevazi bir yerdi.
Hoca daha sonra Osmaniye’ye geri döndü. Bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra ,istifa edip “ Töre” adlı bir mobilya mağazasını Sıtkı Keskin hocayla kurup, ticarete atıldı. Orada evlendi, daha sonrada tutulduğu amansız bir hastalık yüzünden, çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Ruhu şad olsun.
Tevfik PAMPAL, Adana’nın ilk ülkücü öğretmen şehidi. Oldukça iri yarı olan hocamız sanat okulunun öğretmenlerindendi. İstisnasız her akşam çıkışında gerek partide bulunduğumuz zamanlarda, gerekse dernek günlerimizde aramıza katılırdı. Neşeli, hoş sohbet biriydi. O heybetli yapısıyla, surlara bayrak diken bir yeniçeri gibiydi. Gülme özelliklede kahkaha atma konusunda oldukça özürlüydü. Kahkahası ile meşhur olan rahmetli Mehmet Poyraz’a. “Ya bu gövdeye uygun bir kahkaha atmayı bana öğret” derdi, Kendisi gibi faal bir ülkücü öğretmen hanımla evliydi. Baht utansın!. Sevgili Tevfik hoca, eşinin yanında vurularak şehit edildi. Mekanı cennet olsun. Tüm ülkücü şehitlerimizle birlikte ruhu şad olsun.
