ÖMER BALIBEY

Geçen haftadan devam                                                                                    

Ömer Bey’in yerine Sehremini Lisesi Müdürü Ata Özer atanmıştı. Ata Özer’in başarılı bir lise müdürü ve eğitimci olduğuna dair geniş bir mutabakat olduğu anlaşılıyor.  Koca İstanbul’da yüzlerce lise müdürü arasında  Ata Özer, en başarılı yönetici ve eğitimci olduğu için getirilmiş değildir. Bir kere Ata Özer’i gün yüzüne çıkartan, İstanbul’a ve Bakanlığa tanıtan Ömer Balıbey oldu. Böylece Galip Erdemin meşhur ‘kazık teorisi ’nin doğruluğu bir kere daha ispat edilmiş oldu. Rahmetli Galip Erdem’e göre herkes kazığını, kendi eliyle hazırlar, sonra kazıklanınca aklı başına gelir ama iş işten geçmiş olur.

Ata Özer’in benim duyduğuma göre İl Milli Eğitim Müdürlüğüne getirilişinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ‘nın  büyük rolü olmuş. Bu devirde kimse tecrübesine, liyakatine ve mesleki başarısına göre bir yere kolay kolay gelemez.

Ömer Balıbey  23 Temmuz 2006 tarihli Tercüman Gazetesinde, görevinden ayrılışı ve Öğretmen Eğitimi Genel Müdürü olarak Ankara’ya atanması dolayısıyla Esra Cengiz le güzel bir sohbet yapmış. Sohbetin sunuşunda Esra Cengiz’in şöyle bir özeti var.  

“Atandığında İstanbul’a 'Yozgat'tan bir imam geldi' dendi. 6 ayda bir müdür değiştiren bir kurumda 10 yıl aralıksız görev yaptı. 7 milli eğitim bakanıyla çalıştı. Birçok kez en sevilen bürokrat' seçildi. Sivil toplum kuruluşları ve hayırseverler ile kurduğu kişisel ilişkileri sayesinde İstanbul'a sayısız eğitim mekanları kazandırdı. Görev yaptığı illerden halkın ağlayarak uğurladığı Balıbey daha önceki selefi gibi MEB Öğretmen Eğitimi ve Yetiştirilmesi Genel Müdürlüğü'ne atandı. Ömer Balıbey ile Ankara yolculuğu öncesi makamında son kez gündemsiz sohbet ettik.

“İstanbul İl Müdürlüğü'nden önce sanırım Yozgat'taydınız.” Sözü üzerine;

“Evet. Ondan önce de Hatay'daydım. Orada 5 yıl Milli Eğitim Müdürlüğü görevi yaptım. Hatay'da da insanlar bizi çok seviyordu. Oradaki insanların sevgi seli beni okul müdürlüğünden Milli Eğitim Müdürlüğü'ne getirdi”

Ömer Balıbey bulunduğu yerlerde sevilir. Astlarıyla da üstleriyle de iyi ilişkiler kurmasını becerebilir. Sabırlı, çalışkan dürüst bir insandır. Bütün bu meziyetleri olmazsa, zaten arkasındaki destek ne kadar güçlü olursa olsun, bürokraside ayakta kalmak, hem de İstanbul gibi bir ilde 10 yıl Milli Eğitim Müdürlüğü yapmak mümkün değildir.  Ama şu da ayrı bir gerçektir ki sevilip, sayılması, üstün meziyetlere sahip olması bir insanın ortaokul veya lise müdürlüğünden kolay kolay bir kimseyi İl Milli Eğitim Müdürlüğüne getirilmesine yetmez. Başka güçlere, desteklere ve özel gayretlere ihtiyaç vardır.

Ömer Balıbey, Adana İmam Hatip okulundan benim öğrencimdir. Hatay Milli Eğitim Müdürü olmadan önce Atatürk Ortaokulu Müdürüydü. Öğrenciliğinden itibaren Ülkücü Camiada bulunduğu için, görev yaptığı her yerde, her makamda Ülkücülerin büyük bölümünün desteği Balıbey’in arkasında olmuştur.

Hatay Milli Eğitim Müdürlüğü boşaldığında, Balıbey Atatürk Ortaokulu Müdürüydü.

Rahmetli Avni Akyol Milli Eğitim Bakanı idi. Anavatan Partisi’nin il yöneticileri genellikle Ülkücü kökenli kimselerden oluşmuştu.  İl İkinci Başkanı Cengiz Gökakın, Dörtyol da oturuyordu. İşyeri Payas’ta idi. Cengiz Bey’de Balıbey gibi  Adana İmam Hatip okulu ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunuydu.

Eski Milli Eğitim Bakanı o dönemde Hatay milletvekili idi. İlde en çok anlaştığı ve güvendiği kişi Cengiz Gökakın’dı.

Ömer Balıbey’in İl Milli Eğitim Müdürü olması fikrini önce Cengiz Gökakın ortaya attı. Ben o sıralarda Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürüydüm. Avni Akyol Beyle çok düzgün bir münasebetimiz vardı. Personel Genel Müdürü arkadaşımız, bir çok konuda olduğu gibi Balıbey’in Hatay İl Müdürü olmasında bize yardımcı oldu ve destek verdi. Ayrıca hem Cengiz Gökakın, hem de ben Vehbi Dinçerler’ inde olurunu alınca  Avni Bey atamayı yapmakta gecikmedi. Balıbey böylece Hatay Milli Eğitim Müdürü oldu.

Başarılı bir yöneticilik yaptığı dost düşman tarafından kabul edildi. Ama seçimler yapıldı. Anavatan iktidarı kaybetti. Süleyman Demirel, Erdal İnönü ile ortak bir hükümet kurdu. Koalisyonun Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan oldu. Sevinmiştim, çünkü Bakanla tanışıklığımız 80 öncesinden beri devam edip geliyordu. Ortak arkadaşlarımız vardı. Trabzon Milletvekili Vecdi Aksakal, Aydın Menderes, rahmetli Arif Öztürk, Ayvaz Gökdemir

Siyasetin kendilerine yasak olduğu dönemlerde, MHP’li olmamıza rağmen onları desteklemeyi açıktan açığa belirtmeye devam ediyorduk.

Köksal Toptan haksız yere beni görevden aldı. Bunun hikayesini başka bir deftere yazmıştım. Onun için burada birkaç satırla yetineceğim. Görevden alındığımda Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürüydüm. Benden sonra sıra Milli Eğitim Müdürlerine geldi. Duygu ve düşünceleri bize yakın olan Milli Eğitim Müdürleri ile başladılar. İlk sırayı Ömer Balıbey aldı. Bakanlıkta görevlendirdiler. Çocuk eziyet çekti. Evini getiremedi. Misafirhaneler de kalıyor. Geçim derdine düştü, sıkıntı diz boyu. Dün dost arkadaş dediği insanların zaman ve dönem değişince, insana nasıl sırt çevirdiklerini, Ömer’de yaşayarak öğrendi.

Tansu Çiller Başbakan olunca Köksal Toptan Bakanlıktan alındı. Çünkü genel başkanlık seçiminde Tansu Hanım’la yarıştı ve kaybetti. Dolayısıyla Çiller’in kurduğu kabinede görev verilmedi. Nahit Menteşe Milli Eğitim Bakanı oldu. Bakanlıkta tepe noktalarda değişiklikler yapıldı. Durumu düzeltilenlerden biride ben oldum. Müsteşar Yardımcısı olarak yeniden faal göreve getirildim.

Nahit Menteşe kısa bir süre Milli Eğitim Bakanı yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığına atandı. Yerine Nevzat Ayaz geldi. Bu süre zarfında Ömer Balıbey görevden alınması ile işlemlerin iptali için açtığı davaları kazanmaya başladı.

Nevzat Ayaz’la her fırsatta Ömer’in durumunu konuşuyorum, uğradığı haksızlıkları anlatıyorum, aldığı mahkeme kararından bahsediyorum. Kararın uygulanmasının şart olduğunu Bakan’ın kendisi de biliyor. Çünkü siyasete devletten geldi. Valilikler yaptı. İstanbul’daki valiliğinden beri tanıyordum. Balıbey’le ilgili mahkeme kararını uygulamak için, siyasi zeminin ve şartların oluşmasını bekledi. Kararı da uyguladı ama Ömer’i sonra da görevinden aldı. Bir ara Sivas’a atanması düşünüldü, buna göre hazırlık yapıldı. Birtakım engeller yüzünden Sivas işi de olmadı. Kaderinde Yozgat varmış. Gerçekleşti.

Tercüman gazetesindeki mülakatında Esra Cengiz soruyor: “o zaman İstanbul aklınıza gelmiyor muydu?”

Cevap: “- Aklımın ucundan geçmiyordu.”

Balıbey’in aklından da geçmiyordu, ama Necdet Özkaya’nın aklından da geçiyor, hayalinden de.

İstanbul’da vekâleten müdürlük yapan Bakanlık müfettişi Aydın Bey, siyasi gücünün dışında müsteşar Bener Cordan, onun asaleten atanması için vekaleten göreve  başlatmıştı.

Aydın Bey sol görüşlü bir arkadaşımızdı. DYP’nin İstanbul İl Başkanı Celal Adan’dı. Yakinen tanıdığım, kökeni ülkücü olan bir arkadaşımızdı.  DYP il yönetiminden bir başka dostumuz ve arkadaşımız vardı. Onlara telefon ettim.

 “Genç ve siyasi düşünceleri size yakın birini İstanbul’a Milli Eğitim Müdürü yapın.” dedim.

“Böyle biri var mı?” diye sordular.

“- Ömer Balıbey var, Yozgat Milli Eğitim Müdürü. Çok çalışkan ve çok başarılı bir müdürdür. Kendisini çok yakından tanıyorum çünkü Adana İmam Hatip Okulundan öğrencimdir.”

Salih Yılmaz da, Celal Adan da teklifimi çok önemli görüp konuyu Tansu Çiller’e götürdüler. Aydın Beyle ilgili olarak başlatılan işlemler durduruldu ve Ömer Balıbey’in İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne getirilmesine karar verildi.

Kaderinde de varmış. İstanbul’a il müdürü oldu. Çok başarılı oldu. Şahsi kabiliyeti, mizacı, bilgi ve tecrübesiyle İstanbul eğitimini çok güzel yönetti. Bizi ve kendisini o makama getirilmesi için yardım edenleri mahcup etmedi. Tarafsızlığını yitirmedi. Herkesin İl Milli Eğitim Müdürü oldu. Yeni görevinde de başarılı olacağını umut ve temenni ediyorum.

“Hakkınızda neler söyleniyor bu arada? Gazeteler, televizyonlar sizi nasıl anlatıyor?”

“Yozgat’tan bir imam geldi, dediler önce. Bir de Refahyol dönemi. Bütün televizyonlar kim bu imam, diye beni görmeye geldi.”diyor Balıbey.

Orta ve yükseköğretimini din eğitimi ve öğretiminin ağırlıkta olduğu okullarda görmesi Balıbey’in aleyhinde olmadı. Hatay ve Yozgat Milli Eğitim Müdürü olduğu dönemlerde kimse ilahiyat eğitimi gören birinin yönetici olmasına itiraz etmiyor, hatta yadırganmıyordu. Bu tahsilleri görmesi Balıbey için milliyetçi ve muhafazakar çevrelerde lehine puan oluyordu. Ülkücü camiada geçirdiği öğrencilik ve ilk meslek yılları Balıbey’in, ülkücülerin her dönemde sevgisini ve desteğini kazanmasında önemli bir rol oynamıştır.

Eşinin, çocuklarının, kendisinin sosyal hayatı liberal kesimlere uyum göstermesini sağlamıştır.

 

 

2 Ağustos 2006-Dörtyol

 

Emekli olmuş fakat elini eteğini toplamış, dünyadan ilgimi kesmiş değilim. Düşünüyorum, konuşuyorum, muhakeme ediyorum. Arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Yazdıklarım yayınlanmasa bile ısrarla yazmaya devam ediyorum. Zira yazarak düşünmek, düşünerek yazmak hem çok yararlı hem de hem de çok zevkli oluyor.

Birkaç günden beri ‘Beyaz Müslümanların Sırrı, Efendi-2’ yi okuyorum. Geçen yıl ‘Efendi’yi okumuştum. Kendi kendime konuştum ki, kitapta çok mesele, çok soru var. İncelenecek, araştırılacak çok çok önemli konular var.

Soner Yalçın büyük emek vererek çok ciddi ve yararlı çalışma yapmış, kendisi de yazmış. Ben de dilerim ki, kitapta ortaya atılan meseleler ve sorular bilim ve akademik çevrelerin ilgisini çeker ve üzerinde ilmi çalışmalar yapılır.

Konunun esası Yahudiler, Yahudi inancı ve düşüncesi. Tabii bu arada tarihi yönü de kuşbakışı olsa da incelenmiş. Siyasi, sosyal ve ekonomik olaylar ve olayların kahramanlarını da öğrenmiş ve tanımış oluyoruz.

Sebatayızm ve Sebatayistler çok dikkatli ve çarpıcı bir yöntemle konu edilmiş. Bir kısım İslam tarikatları ile kabala arasındaki yakınlıklar, benzerlikler incelenmiş. Bunlar içerisinde Hurufilik Kabalaya çok yakın bir tarikat. Bunları da Kabalacılar gibi ebced ve cifri benimsemiş, harf ve sayılardan kimi yorumlar çıkartıyorlar.

Sabetay Sevi ve onun mehdi olduğuna inanan dönmeleri okurken, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ‘dönme’ yani Yahudi, yanı Sebatayist olduğuna dair önce kulaktan kulağa haberler yayıldı. Sonra bu haberler internette, yazılı basında yer almaya başladı.

Dörtyol’da Bayram Türkoğlu ile Sami Ocak konuyla ilgili bilgimi, fikrimi sordular.

“Büyükanıt Paşa’nın çoktan emekli olmuş arkadaşları bu haberlerin yalan olduğunu söylüyorlar,” diye cevap verdim.

Ama haberlerin ardı arkası kesilmedi. Bu haberlerin kaynağı olarak Fethullah Hoca cemaati ve ona bağlı yayın organları gösterildi. Bunlar doğruysa cemaat ve onun fikir önderleri büyük tezata düşmüş vaziyetteler.

Kimsenin dinine, soyuna sopuna aldırmaksızın ‘Dinler arası diyalog’ uygulaması yaparken, insan hak ve özgürlüklerinin şiddetli savuculuğunu yapacaksınız, sonra paşanın soyunu, dinini araştıracaksınız. Bu olmaz işte. Tam bir fitne ve fesat.  Büyükanıt Paşa’dan ne istiyorlar, anlamak mümkün değil. Bu dedikoduyu çıkartan ve onu beşinci kol faaliyeti olarak işletenler, aslında Yahudi Cemaatiyle ve bu Cemaatin liderleriyle dostluklar ve arkadaşlıklar kurmuşlardır. Bunu dünya alem bilmektedir.

Gazetelerin yazdıklarına göre, Cumhurbaşkanı, Başbakana “Büyükanıt tartışması bitmeden şura kararlarını imzalamam, mesajını ileterek süreci hızlandırdı.”

Şura bitmeden, hatta başlamadan Büyükanıt Paşa Türkiye’nin 25’incı Genel Kurmay Başkanı oldu.

Başbakan ise, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığına erken atanması konusunda ben istedim böyle olması gerekiyordu, oldu. Kural neyse uyguladık dedi. “Çankaya’da bekletilmeden onayladı ve kamuoyuna açıklandı.” Teamüllere aykırı olan davranış budur” diyor.

Fatih Altaylı’ya göre, (Sabah 2.8.2006)

“Yaşar Büyükanıt'ın "erken atamasının" kararı, geçen hafta İstanbul'da alındı. Yaşar Büyükanıt'ın "Yaş Toplantısı'ndan önce" atanması fikrini Genel Kurmay Başkanı Özkök ortaya attı. Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'na bunun yasal olarak da mümkün olduğunu anlattı.

Fikir benimsenince Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'le konuştu Onun da sözlü "olur" u alınınca atamayla ilgili kararname hazırlanarak köşk’e, sunulmuş ve Sezer’in imzası ile birlikte yürürlüğe girmiş oldu.”

Fikret Bilâ (Milliyet 2.8.2006),

“Düğümü Sezer çözdü. “"Büyükanıt'la ilgili kararname gelmeden önce yaş kararları ve ona dayalı çıkartılacak olan hiçbir kararnameyi Köşk’e göndermeyin diye haber gönderen Cumhurbaşkanı problemin çözümünü sağladı.”

Konuyla ilgili olarak konuşan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek;

:"Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir devlettir. Kurumlarının gelenekleri, kuralları vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gelenekleri, kuralları vardır.  Fitne fesat çıkaracakların oyunları bozuldu anlamına gelen ifadeler kullandı”

Taha Akyol ise  (Milliyet 2.8.2006),

“Türkiye bir aşiret toplumu değildir. Pek çok kurumumuzun kuruluş yıldönümleri yüzyıllar öncesine gidiyor.”

“….zırvalar, tahrikler, paranoyalar yakışmıyordu; Büyükanıt'ın atanmasıyla sona erdi”

Büyükanıt Paşa’nın Genel Kurmay Başkanlığı kendisi, ailesi, silahlı kuvvetlerimiz, devletimiz ve milletimiz için hayırlı ve uğurlu olsun.

 

5 Ağustos 2006-Dörtyol

 

Hatıraları anmak, anlatmak güzel bir şey. Hatıraları, geçmişi, maziyi yaşayanlarla  beraber  yeniden yaşamak çok daha güzel. Güzeli güzel yapan insanın içindeki sevgidir: “Güzelliğin beş para etmez bu bendeki aşk olmazsa”

Arif Dörtyollu idi. Özerlidendi. Eşi Ayşe Hanım Dörtyol’un Çaylıdandı. Arif bu dünyadan geçip gidinceye kadar bir çok konuda olduğu gibi ‘asalet’ hususunda da Ayşe Hanımla çekişip durdu.

Dün Hacı Bayram Türkoğlu, Emekli Öğretmen Emin Can ile  Akdem Dershanesi’nin Müdür odasında Cuma Namazından sonra dehşetli bir sohbet yaptık. Sohbetimizin konularından biri Rahmetli Arif Özkök oldu. Dershanenin kurucu ortaklarından Adem Hoca ile bir ilköğretim okulunda müdür olan Hükümet Mehmet de sohbeti dinleyen sevdiğimiz iki arkadaştı. Adem Hoca imamlığın vermiş olduğu alışkanlıkla arada bir konuşmalara katılmakla beraber, genellikle dinleyici olarak kalıyor. Hükümet Mehmet ise ancak kendisine bir soru sorulursa konuşuyor. Bunun dışında söze karışmayı edebe aykırı görüyordu. Hükümet Mehmet nev-i şahsına münhasır bir ademdir. Ayrı bir bahiste anlatmaya değerdir. Zaten takılan lakap bile özgünlüğünü belirtmeye yetiyor: Hükümet!

Laf dolaşıp dururken ‘deliliğe’ geldi, demir attı. Emin Hoca Şairdir. Fakat çok yakınları, başta karısı olmak üzere Emin’e hep deli diye hitap etmektedirler. Emin’de bundan rahatsız değil. Delilikle ilgili konuşmaya başlayınca Arif’le ilgili bir deli hikâyesi anlattım.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

258 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi