Anasayfa
Gökçe BAYSAK - SAKLI DUYGULAR

Mehmet Hayati Özkaya’nın yazdığı, P.K. 546, İdealist Bir Neslin Hikâyesi adlı eser, yazarın bakış açısından 1980 öncesinde meydana gelen olayları işliyor. Adana’yı, Adana’daki kültürel faaliyetleri kapsayan bir derneğin hikâyesini ve bu dernekte yaşayan, vatan aşkı ile yoğrulan nice gencin başından geçen acı ama gerçek olayları anlatmakta. Ben o yıllarda yaşamamış olsam da eseri okurken, o yıllara gidip geldim. Kendimi o annelerin, kardeşlerin, evlatların, eşlerin yerine koydum. Günümüzde de devam eden ama üzeri örtülmeye çalışılan birçok önemli konuya değinen bir kitap olarak karşıma çıktı PK 546…
Dilinin sade ve üslubunun akıcı oluşuyla yazarımız anlatmak istediklerini okuyucularına çok net bir şekilde aktarmış. Bizler kulaktan dolma, internet ortamından eriştiğimiz veya tarihi kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ile geçmişimizi anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaktayız. Bu ve bunun gibi geçmişin tozlu raflarına ışık tutan, yaşanmış olayların anlatıldığı eserlerin olması bizlere yol gösteriyor.
Eseri okurken bir posta kutusunun mektupları içerisinde taşıması, saklamasının yanı sıra başka başka özelliklere de sahip olduğunu fark ettim ve anladım ki P.K. 546 bir umudun, bekleyişin, gelecek hayalinin, sevginin de sembolüymüş. Çünkü o kutunun içerisinde sadece alıcısını bekleyen mektuplar yoktu. Aynı zamanda dönemin sorunları, sorunlardan çıkış noktaları, arayışlar, kaybedişler, serzenişler, düş kırıklıkları, yeri geldiğinde buluşları da içeriyordu. Hani bir nesneyi atfederken kullandığımız bir cümle vardır, ah şu kapının dili olsa da konuşsa! Ya da ah şunun dili olsa da konuşsa! İşte bu posta kutusunun da dili olsaydı kim bilir bize nice haberler, nice bilgiler taşıyacak, nice önemli olayları anlatacaktı. Belki de bir kısım devlet adamının, bürokratın, arkadaşın birbirleri ve devleti için çırpınışlarını haykıracaktı.
Eserde acı ama gerçek olan annelerin feryatlarına, evlatlarını kaybetmemek için dizinin dibinden ayırmak istemeyişine şahit oldum… Ama bunun yanı sıra evladını kaybeden annenin vakur ve metanetli tavrını sezinledim. Bizler her zaman ailelerimizi yansıtırız. Annelerinin bu metanetli duruşundan da onların ne kadar iyi bir ailede yetiştiklerini anladım. Oğuz ÖZKAYA’yı, Necdet ÖZKAYA’yı, Hayati ÖZKAYA’yı okurken, hep bunu düşündüm. Ne kadar da birbirlerine ve ülkülerine bağlılar; sanki dernekleri için aileleri için ve devletimiz için yapamayacakları şey yokmuş.
Dernek bünyesinde nice faaliyetler yapmışlar: Bu dernek sadece onların bir araya geldiği, toplandığı bir mekân değildi. Onları bir arada tutan, okumalarına öncülük eden, yazmalarına vesilen olan bir sığınaktı. Orada herkesin kendi özgü düşünceleri vardı, yeri geldiğinde tartışmayı da bildiler. Dernek bünyesinde, okuma seferberliği ile şimdi de Türk Ocaklarında devam eden genç nesli okutma azmi ve aşkı vardı. Çünkü gelecek gençlerin elindeydi. Onlar da bunun farkındaydı. Gençlerin kendini geliştirmesi için seminerler düzenlediler. Ayrıca çıkardıkları “Haykır” dergisi ile kendi ülkülerini ve ilkelerini Türk milletine anlatmak onları gaflet uykularından uyandırmak istediler. Kısacası onların bana göre tek amacı vardı; kendilerine emanet edilen bu kutsal vatanı korumak ve yüceltmek.
Ayrıca eserde Alparslan TÜRKEŞ’ten, Nihal ATSIZ’dan, Galip ERDEM’den bahsedilmesi ve onların eserlerine yer verilmesi bence esere başka bir tat katmış. Ayrıca yaşanan olayların tarihlerinin bu denli titizlikle tutulması, olaylara ilişkin fotoğrafların, resimlerin yer alması, olayları gözümün önünde canlandırmamda büyük katkı sağladı. Tabii bu durum esere verilen önemi, titizliği, değeri de apaçık ortaya koymuştur.
Emeği geçenlere ve dünden bugüne Türk devletini yaşatmak için can veren herkese teşekkürler.









