CÜZZAM-DUVARLAR YIKILIRKEN

Zafer SARAÇ*

İnsanlık tarihi günümüze gelinceye değin birçok arbede atlatmıştır. Dünyadaki insan potansiyelinin değişken seyri savaşlara, iklim olaylarına göre ciddi düşüşler yaşarken, popülasyon üzerinde kimi zaman hastalıkların yıkıcı etkisi tam bir kâbusa dönüşmüştür. Hastalıklar sadece demografik düşüşlere neden olmamış, özellikle sosyal etkileri insanlığın evrensel genetiğine işlemiştir. Misal bazı hastalıklar insana ölümü anımsattığı gibi, bazıları tecritle eş anlama gelmiştir. 

Hastalığın insan için yeterince kötü olduğu yetmezmiş gibi karantinanın iptidai uygulaması en çok yardıma ihtiyaç duyan insanların kaderlerine terk edilmelerine neden olmuştur. Bu hastalıklar içinde birisi vardır ki tarihi boyunca dimağlardaki akisleri hep soğuk, karanlık ve yürek burkucudur. Eskilerin Cüzzam dediği modern tıbbın adına Lepra dediği bu hastalık günümüzdeki tıbbi ilerlemelerin karşısında yenik düşen, mazisiyle insanlığın binlerce yıllık tarihinde açtığı derin yaralarla sosyo-psikolojik bir travma yaratmış, deyim yerindeyse insanı insan olmaktan çıkarmıştır. Hastalık hakkında bilimsel manada çok çalışma yapılmış ise de hastalığın sosyal ve psikolojik etkilerine ilişkin çalışmalar daha azdır. Hele hastalığın edebiyat dünyasına yansımalarının yeterince doygun olduğunu söyleyebilmek güçtür. Ama bu durumu tersine çevirecek edebi kıvılcımları görmekte mümkündür. Yazar Muhammet Yalçın Azizoğlu son eseriyle toplumu ve onun en küçük parçası insanı derinden yaralayan, cüzzam hastalığına ve ortaya çıkan sosyo-patolojik soruna parmak basmıştır.

Azizoğlu yazar kimliğine ek olarak şair ve gazeteci olduğu düşünüldüğünde eserinin duygu ve realitenin hâkim olduğu bir iklimde ortaya çıktığı bariz bir gerçektir. Her yazarın kimliğinden bir şeyleri eserine kattığı malumdur.  Azizoğlu yıllarca yaptığı muhabirlik mesleğine binaen toplumun hassas noktalarını duygularının gözleriyle çok iyi çözümlemiş, yaptığı haberlerle iyi etüt ettiği problemleri köşe yazılarına taşımıştır. Yazar Elazığ’da bulunan dünyanın sayılı Cüzzam hastanelerinden biri olan Elazığ Cüzzam Hastanesine haber amaçlı ziyareti esnasında hastaların yaşadığı problemleri içselleştirerek toplum nazarında hem hastalığın hem de hastaların durumu üzerine kafa yormuştur. Azizoğlu’nun hastanedeki ilk izlenimleri öylesine etkili olmuştur ki hastaların hapishaneyi andıran dev duvarların arasında toplumdan izole edilmiş iç parçalayıcı halleri, onu eserini yazmaya itmiştir.

Azizoğlu hastalık ve hastane temelinde yapmış olduğu araştırmalarını derinleştirerek uzun yıllar boyunca materyal biriktirmiştir. Eserin böylesine gerçekten zuhur eden bilgi tabanının üzerine inşa edilmesi; kurgunun hayalden müteşekkil yönlerinin ikinci plana itilmesine neden olmuştur. Yazarın hastalarla birebir yaptığı mülakatların çok fazla olduğu düşünüldüğünde eserde geçen hikâyelerin her birinin gerçeğin iz düşümü olduğuna kani olmak işten bile değildir. Gerçeğin nosyonuna bu şekilde bağlı kalan yazarın konusuna fazlasıyla hâkim olduğu, iyi odaklandığı ve eserini böylece vücuda getirdiği barizdir[1].

Eserin önemli misyonlarından birisi de azami ölçüde farkındalık yaratmak amacına malik olmasıdır. Cüzzam hastalık olarak günümüzde eradike (tıbben yok edilme) edilmiştir. Fakat tam manasıyla tedavinin olmadığı dönemleri andıran yaklaşımlar geçmiş düşünüldüğünde fazlasıyla yaralayıcıdır. Özellikle geçmişten gelen en basit ve en gayri insani yaklaşımla insanların toplumdan uzaklaştırılması ve tecrit tavrından günümüzden çok kısa bir süre önce vazgeçilmiştir. Eser bu manada toplumda cüzzamın yerini, hastalığın doğasını, hasta psikolojisini yansıtarak meydana getirdiği bilinci, “duvarlar yıkılırken” kelimesiyle sembolize etmiştir. Zira duvarlar yıkılırsa cüzzam hastalarına reva görülen izolasyon ortadan kalkar. Eserin ve ismi geçen kahramanların daha mutlu bir dünyaya kucak açmaları mümkün olur. Bu sayede eserden cumhuriyet tarihi boyunca günümüze gelinceye değin cüzzam hastalığının nasıl bir tarihi seyir takip ettiğini görmek mümkündür. Ayrıca Elazığ Cüzzam Hastanesi bağlamında kurumsal bir tarih denemesinin de eserin sayfaları arasına gizlenmiş olduğunu belirtmek gerekir. Zira eserde kurumsal hafızanın en önemli dişlileri olan yöneticiler, başhekimlerin isimleri altında zikredilerek dönemleri kapsamında ele alınır.

Her romanın mekânını ve karakterlerini sarmalayan bir arka planı olduğu düşünülürse hiç şüphesiz ki, bahsedilen eserde cüzzam hastalığı bütün cesametiyle anlatının tamamında kendisini hissettirir. Hastalığa maruz kalan karakterler cüzzamın o koyu karanlık elbisesini giyerler, kendilerini sarmalayan hastalığın olumsuz havasını içlerindeki umutla dağıtmaya çalışır ve kendilerine nasip olmayan mutluluğu ararlar. Karakterlerin psikolojik tasvirleri tam manasıyla verilmemiş olsa da hastalığın meydana getirdiği yıkımın neden olduğu çaresizlik tablosu o kadar nettir ki psikolojik çözümlemeye gerek kalmaz. Yine mekân olarak hastanenin o soğuk iklimi okuyanın ruhunu ürpertircesine etkili olur.

Eserdeki hastane, hastalık ve daha özelde cüzzam; mekândan kopmuş duvarla sembolize edilir. Duvarla kendisini gösteren, okuru klostrofobik bir şekilde içerisine hapseden mekân hastaların yüreğinde sıkışmış umudun tesiriyle yıkılır. Çöken duvarlar mutluluğu ve kurtuluşu ifade eder. Bu minvalde insanların genelinin duyarsızlığına karşı koyan bazı karakterlerin bu duvarları yıkmaya teşebbüs eden kahramanlar olarak ortaya çıkması gayet normaldir. Her en kadar okuyanın aklında sembolik olarak böyle bir tablo nüksetmiş olsa da Elazığ’daki hastanenin duvarlarının gerçekten yıkılması, cüzzamın bitişinin sembolikten realiteye evirilmesine delalettir.

Fakat yaşanılan acılar, tecritler, ölümler, yalnızlıklar ve çaresizlikler hastaların, cüzzamla muhatap olanların, hastalıkla savaşanların dimağlarına saplanıp kalır. Cüzzamın geçmişte bıraktığı kötümser tablonun tortuları ise tam manasıyla bilinmez, zira hastalık en diri haliyle yaşadığı dönemde dahi insanların duyarsızlığı söz konusudur. Azizoğlu geçmişin acılarını sarmakla kalmaz gelecekte yarattığı farkındalıkla diğer bulaşıcı hastalıklarında hastaların üzerinde benzer teamülü oluşturmasının önüne geçmek ister. Hastalıklar her an her insanın kapısındadır. Hastanın maruz kalacağı kötülükleri katlamanın bir âlemi yoktur. Sonuçta yaşanmışlığı anlamlandırmak, hastalığın sardığı bedenle empati kurmakla mümkündür Empati bilmekle de kurulur. Yeter ki okuyarak idrak edilsin.

 

 

 


*www.kitapsuuru.comsitesi Genel Yayın Yönetmeni, Telmih dergisi Editörü.

[1]Kitap Telvesi Programı 25. Bölüm, Kanal 23 Yayın Tarihi: 29.Kasım. 2019 Yazar bu TV programına katılarak kitabın oluşma süreci hakkında detaylı bilgi vermiştir.  Bkz. -https://www.youtube.com/watch?v=VpkHwqnLdJ8

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

144 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi