T. Nisa DİZDEMİR - ÖMER SEYFETTİN'İ YAŞAMAK

 

 

Birisini yaşamak ne demektir? Birisini yaşamak mümkün müdür? Hepsini geçtim ölmüş birisini mesela –Ömer Seyfettin’i- yaşayabilir miyiz? Bu sorular yazının başlığını okur okumaz kafamızda beliren sorulardır. İlk sorudan başlamamız gerekirse birisini, bir kişiyi yaşamak bence onun fikirlerine, düşüncelerine, hayallerine hâkim olmaktır. Buradan yola çıkarsak birisini yaşamak da mümkündür. Tabi bir kişinin fikirlerine, düşüncelerine ve hayallerine ne kadar hâkimseniz o kadar yaşamaktan bahsedebilirsiniz. Peki, Ömer Seyfettin’i yaşamak? İşte onu da Mehmet Hayati Özkaya’nın Ateşi Yeniden Yakmak romanı ile yapmak mümkündür.

Bu romanı okuduktan sonra Ömer Seyfettin hakkında bu vakte kadar öğrendiğimiz bilgilerin sadece bizde bir sima oluşturmaya yettiğini fark ettim. Bu vakte kadar sadece Ömer Seyfettin’in fotoğrafına bakıyormuşum da farkında değilmişim. Bu romandan sonra ise romandaki Ayas karakteri gibi Ömer Seyfettin ile diyalog kurabilecek seviyeye gelemezsem de onu yanı basımda hissettim. Onu ufak da olsa anlamaya başladığımı hissettim. Demezler mi zaten yazarlar eserlerinde yaşar diye. Kesinlikle öyle. Ömer Seyfettin de eserlerinde yaşıyor. Fakat biz bunları sadece okul sıralarında okuduğumuz güzel hikâyeler olarak hatırlıyoruz. Hâlbuki Ömer Seyfettin bunlardan çok daha fazlası. Hikâyelerin alt metinlerini anlamak için normalde çok yönlü okumalar yapmak gerekir. Hikâyenin yazılış tarihi, dönem şartları, yazarın hayatı, düşünce yazıları gibi çevresel faktörleri pek çok kaynaktan toplamak, incelemek gerekir. Lakin bu kitap bizim için bütün bu aşamaları kolaylaştırmış, güzel bir şekilde toplayarak okunması oldukça keyifli olan bir roman haline getirmiş.

Romanı okurken başladığınız yolculuk öyle keyifli ki hem bir an önce sonuna gelmek istiyorsunuz hem de içinde barındırdığı fikirleri, bilgileri ziyan etmemeli, yavaş yavaş sindirerek okumalıyım diyorsunuz. Bu durum okuyucuyu oldukça zor bir ikileme düşürüyor.  Kitabın içinde destan parçalarından, tarihi olaylara (Kanlı Noel, Cengiz Topel vb.), Ömer Seyfettin’in savunduğu dilde sadeleşme fikrinden yola çıkarak Servet-i Fünun ve Millî Edebiyat dönemlerinin farklarına kadar pek çok önemli bilgiye yer verilmiş. Önemli hususlardan biri ise bu bilgiler Ahmet Mithat romancılığında gördüğümüz gibi olay akışı kesilerek metne dâhil olunmadan, akış içerisinde başarılı bir şekilde yerleştirilmiş. Bu bilgiler arasında bağlantı kurularak bir bütünlük sağlanmış ve işin en güzeli bütün bunlar okuyucuyu bilgi karmaşaları içinde yormadan aktarılmış. Yazar bu farkı üslubunda da göstermiş, gerek atasözü ve deyimler kullanarak gerekse “gözleri karanlığı yırtan bir ay gibi büyüdü” gibi alışılmamış betimlemeler kullanarak anlatıma (üsluba) ayrı bir tat katmış. Pek çok şairimizin pek çok şiirinden alıntılar yaparak anlatımı zenginleştirmiş ve konu bütünlüğüne bağlı şiir parçalarıyla okuyucuya lezzetli bir soluk aldırmış.

Özkaya, edebiyat öğretmenliği vasfını da oldukça dengeli bir şekilde eserine katarak bu roman sonrasında araştırmaya başlamak isteyen okuyucularına kaynak kitap listesini de kitabın içine serpiştirmiş.

Mehmet Hayati Özkaya’nın bu romanı bir amaçlar silsilesi doğrultusunda yazdığı çok  aşikardır. Bu amaçlardan ilki Ömer Seyfettin’i hatırlamak, onu daha iyi anlamak, olabildiğince yaşamak ve ona hak ettiği değeri teslim etmektir. Diğer amacı Ömer Seyfettin gibi isimlerin 100 yıl öncesinde dilimizi, tarihimizi ve kültürümüzü korumak için ne kadar uğraştığını göstererek bu değerlere sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatmak ve kavratmaktır. Bence üstünde durulması gereken en önemli amacı ise bize Ayas ile göstermiştir. Ayas, Tevfik Fikret’in Ferda şiirinde geçen son iki mısranın yaşayan bir örneğidir. Ne diyor Tevfik Fikret:

“Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
  Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!”

Özkaya, diğer eseri olan P.K.546’da da Ateşi Yeniden Yakmak adlı eserinde de hep bu mısraları gaye edinmiştir. Bunu Ayas’ın ağzından şu kelimelerle ifade etmektedir.

“Uğraş Ayas, didin Ayas, düşün Ayas, ara, bul Ayas diyerek çalışıyor, çabalıyordu… Bütün bu gayretler ve istekler arasında zaman zaman kendisiyle bir kavgaya tutuşuyor, bazen iyi bir iş çıkaramayacağından korkup Umutsuzluğa düşüyor; bazen bu işin üstesinden rahatlıkla kalkabileceğine inanıyordu.” (Ateşi Yeniden Yakmak s.67)

Özkaya’nın iki romanını bu iki mısrayla özetlemek mümkündür. Çünkü yazarın gayesi bellidir. P.K. 546 adlı eserinde de belirttiği gibi dünyaya Türk gibi bakan, olup bitenleri Türkçe okuyan ve Türkçe değerlendiren nesiller yaratmaktır. Bu nesillerin okuması, çok daha fazla okuması, düşünmesi, yorumlaması ve milletinin geleceği için sağlam bir adım atmasıdır. Tıpkı Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Mustafa Kemal Atatürk ve diğerleri gibi

You have no rights to post comments

Köşe Yazarları


Annemin Ardından...
Cuma, 25 Ağustos 2023
...
TÜRK BAYRAMI: NEVRUZ
Salı, 29 Mart 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

123 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi