YAVUZ ÖZKAYA

07.03.1955- 12.01.1979

12 OCAK 1979 CUMA GÜNÜ SABAHIN ERKEN SAATLERİNDE GÖREVİNE GİTMEK ÜZERE EVİNDEN AYRILAN ÖĞRETMEN YAVUZ ÖZKAYA, KÜRTÇÜ, BÖLÜCÜ, KOMİNİSTLER TARAFINDAN  KALLEŞÇE TUZAK KURULUP ARKADAN SİNSİCE KURŞUNLANMAK SURETİYLE ŞEHİT EDİLMİŞTİR. ALLAH RAHMET EYLESİN.

YAVUZ ÖZKAYA’NIN BİYOGRAFİSİ

Yavuz Özkaya 7.7.1955 Yılında Van’ın Çaldıran İlçesinde ( o zaman nahiyeydi) doğdu. Babası Nüfus Memuru Sivas Zara eşrafından Hacı Abdurahman’ın oğlu Ükkaşe Özkaya; Annesi ise Kerkük Türkmenlerinden Van’da Şıh olarak ünlenen Şıh Kahraman’ın kızı Rabia Hanımdır.

Aile, babalarının 1962 yılında vefat etmesi ve ağabeyleri Necdet Özkaya ’nın öğretmen olarak Adana’ya tayin edilmesinden sonra Adana’ya 1963 yılında gelip yerleşmişlerdir. Yavuz Özkaya sırasıyla Atatürk İlkokul’u, Milli Mensucat Ortaokulu, Adana Erkek Lisesi ve Adana Eğitim Enstitüsü’nde okudu. Mezun olduktan sonra Adana İmam Hatip Lisesi Fen Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptı.

Ailenin diğer fertleri gibi Türk Milliyetçisi fikrini benimsemişti., Okuyan, düşünen, ve düşündüğünü çok rahat ifade eden hatip ve yazardı. Resim yapardı. Kahramanlık türkülerini çok güzel seslendirirdi. Derneğimizde bir düzine seminerle .Türkçemiz konusunu işledi. “Yaşadıkça Ölürüm” adlı tiyatro eserini sahneye koyduğu zaman büyük ses getirtmişti. Ülkücülüğü bir yaşama bicimi olarak benimsemişti. İmam Hatipte öğretmenlik yaptığı dönemde öğrencilerinin kendisini sevip saymalarının sebebi, bu ölçüsüydü. Yani Ülkücülüğüydü. Ülküye giden yolda asil ve vakur duruşuydu. Yaşasaydı Milletimize ve Memleketimize faydalı insanlar yetiştirecekti. Bölücü kurşunların hedefi olması da bu yüzdendi. 

12 Ocak 1979 günü  şehitlik rütbesiyle aramızdan ayrılan Yavuz Özkaya’ya Allahtan rahmet diliyoruz mekanı cennet olsun.

Oğuz Özkaya

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTTURMAYACAĞIZ.

SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ.

 

Şehit Oluşunun 35 Nci Yıldönümünde Yavuz Özkaya'nın Mezarı Başındaydık.

 

Şehit Oluşunun 35 Nci Yıldönümünde Yavuz Özkaya'nın Mezarı Başındaydık.

12 Ocak 2014 Pazar günü Saat 12.30’da Yavuz Özkaya’ nın mezarı başında, ülkücü dava arkadaşlarımızla beraberdik. Saçlarına ak düşmüş, çizgileri derinleşmiş, hafif kamburlaşmış ancak gözlerindeki ışık, inançlarındaki ateş asla sönmemiş gençlerdi onlar. O gençlerle birlikte yaşı genç olanlarda vardı. Ve aralarında o kahpece  saldırıda sağ gözünü kaybeden Oğuz Özkaya ve geçirdiği felçten dolayı ancak bastonu ile yürüyebilen Müzeyyen Özkaya’ da vardı. Dönem dönem Ülkücü hareketin yükünü sırtlayanlar Veli Kahraman, Cumali Bozdağ, Adnan Uçar, Server Gedikbaş, Recai Aktar, Abdurahman Uygur, Rahmi Eşelioğlu, Veli Boz, Münevver Düver, Turan Bilen, Mustafa Bilen, Şeref Kahraman, Dr.Tahsin Kaplan, Yaşar Aşık, Hüseyin İsse, Aybala Polat, Esra Özkaya, Fırat Özkaya, Kurumları ve şahıslarını temsilen gelen Kamu Sen Adana İl Temsilcisi Kamil Köse, Çukurova Oğuz Boyları Derneği Başkanı Mehmet Demir’de oradaydı. M. Hayati Özkaya ’nın kısa bir açış konuşmasının ardından Duran Hoca tarafından Yasin-i Şerif okundu, dualar edildi. Ve diğer şehitlerimizin de  anılması geleneğinin bu vesileyle başlatılması temennilerinde bulunularak vedalaştık.  Gecikmeli olarak kabir ziyaretini yaparak aramıza katılan Kazım Akdağ, Kamil Tüzün, Sinan Kara, Nurol Feda, Erol Alat, Mehmet Alişan  ile Serhat Emlak bürosunda uzun bir süre sohbet edildi.

 

YAVUZ ÖZKAYA HAKKINDA YAZILANLAR

 

 

Oğluma

 

Evvel zaman içinde,

Ahlar vahlar içinde,

Yok olan günler içinde...

Adını adından aldığın adam,

Yani amcan,

Çekip gitti aramızdan...

 

O çok sevdiği kalemini, çakmağını, kol saatini

Ve de not defterlerini bizlere bırakarak..

Eğer gitmeseydi o gün,

374 Arif, 979 Mehmet,

Kara tahta önünde sözlü sınav olacaktı..

Eğer gitmeseydi o gün,

Ders verdiği sınıfta,

Suyun kuvvetini, ışığın hızını anlatacaktı...

 

Şimdi beni dinle biraz,

Ve şunları bir yere yaz:

Tarih 12 Ocak 1979

Saat: sekiz otuz.

 

Bir türkü gibi, bir şiir gibi, bir ağıt gibi

Gel benimle birlikte sen de söyle.

 

Analar ağlayınca,

Bacılar sızlayınca,

Ağalar diş sıkınca,

Kıyamet mi koparmış?

 

. Değil işte oğlum böyle

Ve fakat beni iyi dinle

 

Evvel zaman içinde,

Ahlar vahlar içinde,

Yok olan günler içinde...

Adını adından aldığın adam

Yani amcan,

Çekip gitti aramızdan...

O çok sevdiği kalemini, çakmağını, kol saatini

Ve de not defterlerini bizlere bırakarak..

 

 

Bir yağız delikanlı yirmi beşinde

Dur-durak bilmeden yürüyordu.

Hava soğuk ve yerler ıslaktı,

Zamanın durduğu an

Kurşunlar ıslık çaldı.

Haince ve kalleşçe namlunun hedefinde

Dokuz kurşun tam dokuz yerinde,

Tomur tomur kızıl güller açınca

Gençliğinin kaderi çizgi çizgi örüldü

Bu cennet toprağına bir can daha gömüldü..

 

Ya sabır ver dayanayım,

Ya kuvvet ver haykırayım.

Ne söyleyim, ne diyeyim

Kederliyim, kederliyim

Bin asırlık bir dertteyim…

İşte adını adından aldığın adam

Yani amcan,

Güpegündüz yol ortasında

Faili meçhul bir el tarafından vurularak

Çekip gitti aramızdan.

 

O çok sevdiği kalemini, çakmağını, kol saatini

Ve de not defterlerini bizlere bırakarak..

 

Tarih 12 Ocak 1979

Saat: sekiz otuz.

Bir türkü gibi, bir şiir gibi, bir ağıt gibi

Gel benimle birlikte sen de söyle.

 

Analar ağlayınca,

Bacılar sızlayınca,

Ağalar diş sıkınca,

Kıyamet mi koparmış?

Değil işte oğlum böyle

Ve fakat beni iyi dinle:

 

Sakın sakın ola ki

Unutma sen de onu.

Adını sordukları an,

Aklına gelsin amcan.

…………………

Aklına gelsin amcan

Mehmet Hayati ÖZKAYA

 

  

Aziz büyüğümüz rahmetli  Ayvaz GÖKDEMR'in  Ülküdaşımız Yavuz ÖZKAYA'nın şehadeti vesilesiyle kaleme aldığı Figan ve İsyan yazısı Devlet Dergisi' nin Şubat 1979 Sayısın da yayınlanmıştır.  

 

DOSTLAR DİVANI 

Ayvaz Gökdemir

  

F  İ  G  A  N

V  E

İ  S  Y  A  N     

eçen sayıdaki yazımıza «Şu safhada sözün bir haysiyeti kaldığına inanmıyorum. Söz bitmiştir.» diye başlamış ve sona doğru «1978'in meş'um Aralık ayını yaşamış olan Türkiye'de hak söz, ancak ve canhıraş bir ızdırap çığlığı olabilir.» demiştim. Karanlık, karamsar sözler... Ama hayatımızda, halimizde bir aydınlık, bir ışık olmayınca yazarken iyimserlik nasıl mümkün olabilir? Her gün en az bir facia ile dünyamız başımıza yıkılırken, her biri cihan değerinde gençlerimiz, arkadaşlarımız, ülküdaş ve vatandaşlarımız devrilip devrilip giderken aydınlık sözlerle avunmak arsızlık değil midir?

Kaç zaman var ki, vatanın bir bucağından öbürüne sadece şehitlerimizin cenaze törenleri için koşuyoruz. Bazen bir yere bir kaç defa gitmek talihsizliğine uğruyor, bir çoğuna da yetişemiyoruz. Artık Türk milliyetçilerinin yaralı bağırlar, yaşlı gözler, paramparça yüreklerle birbirlerini tabut altında ve arkasında, mezar başlarında görür olmaları adet hükmüne geçti. "Filan yere gidiyoruz." denildiği zaman "Niçin?" diye sorulmuyor, titreyen dudaklarda yalnız  sual var: "Kimin için?.." "-Nasılsınız?" nezaket suali bizim dilimizde manasını kaybetti. Soran sorduğuna pişman. Sorulan "Allah beterinden saklasın" diyor, ama her gelen gün, öncesinden beter geliyor ...  

Ben «Söz bitmiştir» dediğim zaman daha 12 Ocak 1979'u yaşamamıştık. Melek-haslet, asalet ve necabet madeni kardeşlerimiz Yavuz ve ağabeyi Oğuz Özkaya'nın kanları henüz Adana toprağına akmamıştı.

Şimdi, 23 yaşında stajyer Fen Bilgisi Öğretmeni Yavuz Özkaya artık dünyamızda yok! Yavuz'a dünyasını değiştirten hain
kurşunlardan biri, Oğuz'un da sağ gözünü aldı gitti.

         

 

 

 Bir anda, arslan gibi iki erkek kardeşinin kanına bulanan ve bu felaketle çılgına dönen öğretmen bacımız Müzeyyen'le Oğuz halen hastahanedeler ..

Taziye için Adana'da bir eve indik, Özkaya'ların teyzesinin eviydi, 15 gün önce bu evden de bir şehit cenazesi çıkmıştı: 15-16 yaşında, evin tek erkek çocuğu Ahmed'in cenazesi.

Kurşunlanan pastahanede altı ülkücü yaralanmış, üçü rahmete varmıştı, onlardan biri Ahmet'ti. Şehit ve gazi kardeşler için göz yaşı dökenleri, biricik erkek evladını 15 gün önce toprağa vermiş, göz pınarları kurumuş bir şehit babası teselli ediyordu ..

Bir aileden, aynı yerde ve on beş gün içinde üç genç toprağa düşüyor; bizim dünyamızın güneşleri bunlar! Onlar doğdukları anda kararırken benim aciz kalemim aydınlık sözü nereden bulsun?

Sağlam yüreği, iç ferahlatan sözü olan varsa gelsin; ülküdaşım, can arkadaşım Necdet Özkaya'nın kan çanağına dönmüş gözünün içine baksın ve söylesin; ben o göze bakamıyorum, dilim kurudu, bir şey söyleyemiyorum! ..

alnız, birilerinin iki yakasın-dan tutmak ve sormak Istiyorum.

Ey Sen!.. Bu güneşler niçin batıyor, farkındamısın?

Ey sen! Şehit kardeşin masum ve mübarek gövdesinde kurşun   yarası saydın mı?

Ey sen! 'Birlikte yaşadığın, birlikte ağlayıp birlikte güldüğün. birlikte saf tutup birlikte nice hayaller kurduğun kardeşlerinden, kardeşten ileri arkadaşlarından her gün birinin cesedini omuzlarında taşımanın kahrını, acısını; doğurup dokuduğu, fidan gibi yetiştirdiği, boya bosa getirdiği evladının ateşiyle dağlanmış gönüldeki, dünyanın bütün denizleri bir araya gelse, serinlemeyecek yürek dağını anlayabılir misin? 

 

Ve ey sen! Her gün katlimize ferman okuyan zalim! Ey katiller, hainler hamisi! Vatanımın, milletimin, dinimin, devletimin, varlık ve mukaddesatımın düşmanlarına dost olan bedbaht! Sana bir şey sormuyorum: Allah gün verirse, seninle hesabımiz adil, fakat yaman olacak! .. 

 Devlet Dergisi Ankara 20.Ocak.1979

YAVUZ YAHUT ASIMIN NESLİ

Necdet ÖKAYA

Asım Akif'in rüyasıydı, ümidiydi. Vatanın namusu, mukaddesatın bekçisiydi. Çanakkale harbi denilen o amansız boğuşmada, Asım'ın nesli kendisinden beklenen tarihi vazifesini hakkiyle yerine getirmişti. Akif'in hayali, rüyası gerçekleşmek üzereydi. Asım ve arkadaşları O'nun yüzünü kara çıkartmamıştı. Göğsünü gere gere:

"Asım'ın nesli.. diyordun ya ... Nesilmiş gerçek; 

İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek."

haykırıyordu. Ama Asım'ın nesli çıktıkları seferden dönmedikleri için Akif'in rüyası yarım kalmış, emeli tam gerçekleşmemişti. Dönebilselerdi Asım ve arkadaşları o seferden, çıkacaklardı marifet ve fazilet seferine. Düştüğümüz bu şerefsiz hüsranın sebebini ''hasmımızın kudret-i irfanından" nasipsizliğimizde bulan Akif, o "Genç Adamı" 

 

 

YAVUZ ÖZKAYA'NIN RESİM ÇALIŞMALARI 

 

Yavuz Özkaya'nın Albümünden

 

YAVUZ ÖZKAYA'YI 36 NCİ YILDÖNÜMÜNDE MEZARI BAŞINDA DUALARLA ANDIK.

YEREL BASINDA          :

Lider Gazetesi
Gazette

 

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTTURMAYACAĞIZ

SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ 

ŞEHİT OLUŞUNUN 37 NCİ YILDÖNÜMÜNDE YAVUZ ÖZKAYA'NIN MEZARI BAŞINDAYDIK.

   

YEREL BASINDA          :

MEDYA YENİ GÜN GAZETESİ

  

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTTURMAYACAĞIZ 

SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ 

YAVUZ ÖZKAYA'YI 38 NCİ YILDÖNÜMÜNDE MEZARI BAŞINDA DUALARLA ANDIK.

 

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTTURMAYACAĞIZ 

SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

YAVUZ ÖZKAYA'YI 39 NCU YILDÖNÜMÜNDE MEZARI BAŞINDA DUALARLA ANDIK.

Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya’ya şehit oluşunun  39 ncu yıl dönüşümünde mezarı başında anıldı. 12 Ocak 2018 Cuma günü Saat 12.00’de  Asri Mezarlıkta yapılan törene aile efradı, arkadaşları, Taş Medreseliler ve MHP il başkanlığı ile diğer sivil toplum kuruluşları katıldı.

Arkadaşları YAVUZ ÖZKAYA ile yaşadıkları bazı hatıraları aktardıktan sonra Kuran-ı Kerim okundu. Dualar edildi. Toplu olarak Cuma namazına gidildi.

Ağabeyi Necati Özkaya’nın yazdığı “YAVUZ SONRASI” yazısı:

Onu bizden bir 12 0cak günü aldı. Bu yüzden 37 yıldır ,takvimlerin o yaprağı hep siyah kaldı. O yılları, o günleri bir aile ve bir camia hep üzüntü ve gözyaşları ile hatırlar. O yiğitler , Ayyıldız yere düşmesin diye , canlarından seve seve vazgeçerek , bizim" Ülkü Yıldızlarımız oldu." Onların aydınlık ışıkları yollarımızı aydınlattı. Onların hatıraları büyük Ülkümüzü ölümsüzleştirdi. Onlar anıldıkça davamız sonsuzlaştı.

Onlar yaşadıkça bu davayı bitiremeyeceklerini anlayan hainler sürüsü, kafeslere, işkencehanelere  gönderdi onları. Devrin Firavunları yaptıkları işkencelerl öğündüler yıllarca. Doymamışlardı akıttıkları kana, darağaçlarını şereflendirdiler  " Ülkü Yıldızlarıyla."

Ve bir dönem, bir ömür geçti böylece. O yılları acısıyla, üzüntüsüyle , dostluğuyla ya yaşayanlar bugün yine biraradalar. Dava adamları hiç yenilmediler. Arkalarına dönüp baktıkları zamanlar kahır dolu bir gülüş takılır dudaklarına ....Sonra iç geçirirler ve " Ülküler gökteki yıldızlar gibidir, siz yaklaştıkça o sizden uzaklaşır." Diyerek mırıldanırlar. Çünkü, onlar için  kolay bir zafer yoktur bu dünyada. Siyaset bezirganları onların bu halinden hiç anlamadılar, onlar günlerini gün ederek, bozuk düzenin oyuncağı olaya devam ettiler.

İşte, bugün  Ülkücü Hareketin içine düştüğü durumun  özeti budur. Bu durumdan nasıl çıkabiliriz, nasıl yeniden Türklük Dünyasına umut olabiliriz , başımıza gelen bu olaylardan nasıl ders çıkarabiliriz ve Büyük Ülkümüzü ödenen bunca bedele karşı nasıl iktidar edebiliriz. Bu soruların cevaplarını almadıkça, büyük buluşmanın gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.

Başbuğun son vedasında bulduğumuz  dirilişimizin ömrü çok kısa oldu.İktidardaki zevat bu dirilişin sonunu iyi gtiremedi. Başarısızlıklar başarı gibi gösterilmeyip, gerçekler bulunsaydı bugün ülkemiz ve hareketimiz bu kadar zor durumda kalmazdı.

ÜLKÜ YILDIZLARIMIZA , bugün dünden daha çok ihtiyacımız var. Onların aziz hatıraları bizlerin birlik harcı.Yavuz'un, Ahmet' in, Teyfik Hocanın ve diğer şehitlerimizin ölümsüz davası   ile yeniden ruhlarımızı kana kana doldurmanın zamanı.

Aziz  Şehitlerimizin bize haklarını helal etmesini ancak böyle sağlaryabiliriz. Onların ruhları ancak böyle müsterih olur. Onları saygıyla, rahmetle minnetle anarken,  Gazilik beratını takan Ülküdaşlarımızada şükranlarımı sunuyorum.Onlara sahip olan Ülküdaşlarımada sabır diliyorum.

Ne Mutlu Türküm Diyene.....

 

ŞEHİTLERİMİZİ UNUTTURMAYACAĞIZ 

SENİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

 

Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya Mezarı Başında Anıldı

Ülkücü Öğretmen Yavuz Özkaya’ya şehit edilişinin 40 ncı ölüm yıl dönünümünde mezarı başında  anma toplantısı yapıldı.12 Ocak 2019 Cumartesi günü Saat 14.00’de  Asri Mezarlıktaki törene aile efradı, arkadaşları, Taş Medreseliler Adana şubesi mensupları, Türk Ocakları Adana Şubesi Ömer Volkan Çiçek ve  yöneticileri, Türk Eğitim Sen Adana 1Nolu Şube başkanı Durdu Mehmet GİRGEÇ, 3 Nolu Şube Başkanı Ferhat Utlu, Çukurova Oğuz Boyları Derneği Başkan Yardımcısı Adnan Uçar  ile diğer sivil toplum kuruluşları katıldı.

 Tören de kardeşi Mehmet Hayati Özkaya kısa bir konuşma yaparak YAVUZ ÖZKAYA’nın mezun olduğu Adana Eğitim Enstitüsünde  arkadaşlarının okul yıllığında yazdıkları.

 YAVUZ  ÖZKAYA

1955 yılında Türk'ün tarihinde ayrı bir yeri olan Çaldıran'da doğdu. Sağlam karakterli, dürüst ve idealist biri olarak tanınır. Dışarıdan bakıldığında sert bir görünüşe sahiptir. Fakat yanına yaklaşıp konuştuğunuzda yanıldığınızı anlayacaksınızdır. Her haliyle arkadaş .Ona göre arkadaşlık: “Şartlar ne olursa olsun devam etmelidir.” Onun Türk tarihi ve Türk milletinin meseleleri üzerinde sağlam temellere dayanan bilgiye sahip olduğu herkes tarafından tartışmasız kabul edilir. Hayat görüşünü “Her şey Türk için, Türk'e görei Türk tarafından”  sloganıyla ifade eden arkadaşımız aşkı, ızdırabın tekamülü veya çilr olarak tarif ediyor. Klasik Türk müziğinden hoşlanan ve Bahattin Özkişi’nin eserlerini takdir ettiğini belirten Yavuz'a meslek hayatında başarılar, özel hayatında mutluluklar dileriz

Yukarıdaki metni okuduktan sonra kendisine ait “Bizim Hikayemiz”  şiirini seslendirdi.

 

BU BİZİM HİKÂYEMİZ YA DA SİZİN HİKÂYENİZ…

 devam edeceğiz anlatmaya belki az, belki çok sonra…”    

Siz,

Yürürdünüz,

Gece gündüz

Korkusuz,

İnanç dolu ruhunuz,

Gönlünüzde mutluluk

Yürürdünüz, hatta koşardınız

Uçar gibi koşardınız.

Bir bir geçerdiniz

Engelleri,

Kaldırıp atardınız barikatları.

Ve aşardınız nice taşlı topraklı yolları…

Aşardınız,

Dağları, tepeleri

Çakmak çakmaktı gözleriniz

Kıpır kıpırdı yüreğiniz.

Çırpınırdınız dalgalar gibi,

“Çırpınırdı Karadeniz”

Dudaklarınızdan eksilmeyen

Keskin bir ıslık gibi…

 

Siz,

En karanlık gecelerde bile pırıl pırıl parlayan

Yıldızlarınızı ve

Kahredici yalnızlığınızı

Omuzlarınızda taşırdınız.

Taşırdınız,

Dünü, bugünü ve yarını…

Ve çizerdiniz her gün yeniden,

Yeniden  takvim yapraklarını…

 

Siz,

Kırılmazdınız öyle kolay kolay,

Küsmezdiniz.

Üç vaktiniz vardı fallarda hep karşınıza çıkan, 

Üç de mekân

Demir parmaklıklar, serin servilikler, bir de ilaç kokulu garip odalar…

Vay anam, vay! 

Hep hasretten yanaydı türküleriniz, hep…

Yine de bitmediniz, tükenmediniz

Ahsız vahsız zamanlardan gelen

Destan kahramanları gibiydiniz.

Dillerden düşmezdi adınız

Ülkü devi derlerdi size,

Devdiniz ve

Karşılıksız severdiniz,

Bu canım toprakları…

 

 Hele,

Verdiğinizde el ele

Dünya küçülürdü, küçülürdü

Gözlerinizde.

Şimdi,

Şimdi nerden çıktı?

Nerden çıktı?

Bu sararıp solmak

Bu yarı yolda kalmak

Konuşmanın bitiminde Ülkücü Camianın yakından tanıdığı İbrahim Cansız Hoca’nın Kuran-ı Kerim tilavetinden sonra tüm şehitlerimizle birlikte Yavuz Özkaya’nın yanı başında yatan Necdet Özkaya Hocamıza da  rahmetler dilendi, dualar edildi.

Katılımcılara lokum ve cezerye dağıtıldıktan sonra tören sona erdi.

 

 

Ağabeyi Necati Özkaya'nın 40 ncı yıldönümü münasebeti ile yazdığı yazı.

 

“YAVUZ"LA ÖLMEK

Necati ÖZKAYA

12 OCAK 1979 Bİr Cuma Sabahı. Gün ışığı ile başlayan hayat mücadelesi. İstanbul Davut Paşa Kışlasında her zamanki işler. Cuma Namazı öncesi alınan abdest ve öğlen yemeği için yemekhane de yemeğim den bir lokma almıştım ki , görevli askerin "telefonun var komutanım , Adana'dan arıyorlar." Sesi ile başımdan bir kova su döküldü. Yine bir şey mi oldu , acaba ? Çünkü daha on beş gün önce bir fidanı , Ahmet'i vermiştik toprağa...


Beynimin içinde​ bir sürü soru ile elime ahizeyi aldım. Telefonun ucunda Yakup Ziya ,  üzgün ve titrek bir sesle " Oğuz abi ,Yavuz , Müzeyyen abla saldırıya uğradı. Çok şükür yaşıyorlar." Sonrasını hatırlamıyorum. Alay komutanının izin vermek istememesine rağmen , Tabur Komutanım , Ülküdaşım Binbaşı Ünal Çevik' in direnmesi ile izin aldım.

Ne gökte ne yerdeyim. Karmakarışık duygular içinde kıvranıp , duruyordum. İstanbul'dan Adana'ya gidecek ilk uçakta yer ayırttım. Öğlen saatlerinde kalkacak uçak , ancak gece geç saatlerde kalkarak , gece yarısı Adana'ya ulaştı.

Adana' ya ulaşınca bindiğim taksi ile eve uğradım. Kimse yoktu. Alt katta ki komşu "Teyzengildeler " dedi ve yola devam ettim.

Teyzem tek oğlunu henüz on beş gün olmuştu toprağa vermişti. Anam bacısını teselli etmeye gitmiş ve orada kalıyordu. Arabadan indiğimde , önce Necdet ağabeyimi gördüm. Bana sarılarak, "Yavuz'u muzu kaybettik. Anamın haberi daha yok" dedi.

İşte Yavuz, ben de o gün öldüm. Hala da yaşayan bir ölüyüm.

40 Yıl oldu, aramızdan ayrılalı. Ne zaman geçmiş bu kadar yıl bilmiyorum. Hatıraların o kadar taze ki. Çünkü her daim bizimlesin. 12 Ocak'ta saatler durdu. Zaman dondu. Ve her 12 Ocak'ta ben de ölürüm ,seni sevenler de.

Can Kardeşim , Ülküdaşım , Arkadaşım...

Sen gittikten sonra hep yarım kaldık. Hayatın  yükü de, gamı da hep bizle oldu. Mutluluklar da bile buruk bir acı var yüreğimizde. Sen yoksun.

Sonra birer birer sevdiklerimi sana yolladım. İlk Annemiz geldi sana, hasretine dayanamadı. Sonra teyzem. Sonra o çok sevdiğin İsmet usta ve terzi Süleyman. Ve  bir yıl önce de ağabeyimiz, hocamız Necdet abimiz. Hem de şimdi senin yanında, kucak kucağa...

Sen ve Ahmet gibi Ülkücü şehitler, bu toprakları ebedi vatan yapmak için  toprağa düşerken, kutlu davamızın mirasını sahiplenenler, ne yazık ki bugün ihanet şebekesi ile işbirliği içinde.

Bizler ise, kutsal emanete sahip çıkamamanın üzüntüsü içerisinde , rüzgârın önünde savrulup duruyoruz bir kuru yaprak misâli.

Can Kardeşim , Ülküdaşım , Arkadaşım hakkını helal et.

Yaşayan bir ölüden daha fazla bir şey bekleme.

İşte yine bir 12 OCAK... İşte yine bir veda. Sensiz sessiz bir ölüm daha.

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

222 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi