İSMET AKILLI

Hayat okulunu onun terzihanesinde okuduk. Bizim neslin Necdet Hoca'dan sonra en etkili kişisiydi. Onun terzihanesinde geçmişin ocakbaşı sohbetlerinden, daha güzel, daha faydalı geceler ve günler geçirdik. Alsan Pasajındaki o mütevazi mekandan ne deliler, ne veliler, ne ülkü erleri geçti. Bugün vatanın bir çok yerinde o mekandaki sohbetler, dostluklar yıllar geçmesine rağmen anlatılır. O güzel insan gülümseyerek, rahmetle anılır.

O DERGAHA gelenler, orada bazen latifeleriyle, espirileriyle Nasrettin Hoca, bazen sazıyla sözüyle, sevdasıyla Karacaoğlan, bazen kıratının üzerende akından akına koşan bir akıncı beyi, bazende bir hırka, bir lokma diyen bir dervişle karşılaştı.
Bir çağlayandan akan su gibi çağlayarak İsmet Usta ve mekanı için yazmak istiyorum. Çünkü ben hep orayı Anadolu'nun Türkleşmesini sağlayan alplerin, erenlerin yatağı olarak tanıdım. 

Necati ÖZKAYA

 

İSMET USTA HAKKINDA YAZILANLAR 

 

HAKKINI HELAL ET İSMET USTA

 

Oğuz Özkaya

Adana Kültür Derneği’nin üyelerinden rahmet İsmet Akıllı’nın bugün 9 ncu ölüm yıldönümü. Zaman dediğimiz şey ne kadar çabuk akıp gidiyor. Oysa bazen saniyelerin bile geçmediği anlar olur.

İsmet Usta ile vedalaştığımız son günün akşamı; Saat 20.45. Telefonumun zili çaldı. Telefonda Dr.Yakup Ziya Genç vardı.

-Oğuz Abi, İsmet Usta’nın evinden şimdi ayrıldım. Durumu çok kritik. Ruhunu sabah ezanına kalmaz teslim eder. Dedi.

Şaşırmıştım ben iş çıkışı İsmet Usta’ya uğramış, biraz sohbet etmiş, kendisine moral vermiştim. İçinde bulunduğu durumu kısa zamanda atlatacağını söylemiş ve yanından ayrılmıştım. Oğlu Ali ve torunu İsmet evdeydi.

Dr. Yakup Ziya Genç konuşmasına devam ediyordu.

-Tamda helalleşme zamanıdır Abi. Feza’ya, İdris’e de muhakkak haber ver. Onlarda helalleşsin. Dedikten sonra telefonu kapatmıştı.

Ne yapacağımı şaşırmıştım. Eşim Yıldız’a telefondaki konuşmayı aktardıktan sonra “Ben gidiyorum.”Yüzüme nereye gidiyorsun dercesine bakınca “İsmet Usta ile helalleşmeye.”  İstersen sen de gel dedim.” Birden irkildi, korktu mu bilemiyorum. “Sen git, gel” dedi.

Kızı Feza’yı arayarak durumu izah ettikten sonra  giyinip çıktım. İsmet Usta’nın evine vardığımda saat 22.00 ye geliyordu. İçeri girdiğimde İsmet Usta akşamüzeri gördüğüm gibi yine aynı yatakta ve aynı şekilde yatıyordu. Selam verdiğimde gözlerini araladı. “Aleyküm selam” dedi. Beni tanımıştı. “Oğuzum sen niye geri geldin” diye sordu. Yalana başvurmak zorunda kaldım.

“Ben daha eve gitmedim İsmet Usta. Yıldız mesaiye kaldı. Ben kıraathanede beklemek yerine burada seninle olmayı tercih ettim.” Dedim.

Bunun üzerine oğlu Ali’ye kısık bir sesle “Oğuz’a çay ver” dedi. Ben çayımı yudumlarken kızı Feza ve İdris Akıllı içeriye girdiler.  Onların geldiğini görünce eliyle ve aynı ses tonu ile “Oturun” dedi. Çoğunlukla hastalık üzerine ve moral’ini yükseltecek sözler sarf ederek bir saate yakın yanında oturdum. Eve gitmek zamanı gelmişti. Dr. Yakup Ziya Genç’in sözleri aklımdan hiç çıkmıyordu. “Helalleşme zamanıdır” Ama nasıl? İsmet Usta’nın esmer yüzüne bakıyorum soluk sarı bir renk. Ellerini tuttum kaldırdım dudaklarıma götürdüm. İçimi garip bir duygu kapladı o an. Bir  türlü o cümleyi söyleyemedim. Tekrar yerime oturdum. Nasıl söyleyecektim hasta bir adama “hakkını helal et” diye. Bir müddet düşündüm. Gerçekten İsmet Usta’nın benim üzerimde hakları vardı. Helalleşmek zorundaydım. Cesaretimi toplayıp  yine bir yalana sığınarak “İsmet Usta ben yarın Ankara’ya görevli olarak gideceğim, bir isteğin var mı?” diye sordum. “Sağ ol Oğuz, sağ ol. Necdet Abi’ye selam söyle” dedi.  “Söylerim İsmet Abi. Ver elini öpeyim. İsmet Abi, ben hakkımı sana helal ettim.” Dedim.  Sen de helal et” diyebildim. İsmet Abi kısık sesiyle  “Helal olsun” dedi. Böylece vedalaşıp ayrıldım. Sabah ezanı okunmadan tefelonumun zili çaldı. Feza, Babasının biraz önce ruhunu teslim ettiğini söyledi.  

O gün geçen saniyelerin ne kadar uzun ve zor olduğunu düşünmüştüm. Oysa şimdi bakıyorum da  9 yıl geçmiş. Allah gani gani rahmet etsin.

Oğuz Özkaya

 ***

 

GAZİ CEKET VE İSMET AKILLI

Dr. Halil ATILGAN

Terz-i ceket, Akıllı İsmet diye anılan İsmet Usta bir gönül adamıydı, hayatında hiç kimseyi incitmedi. Dünya nimetlerinde gözü yoktu. Lokmasını herkesle paylaşır, itin ayağındaki dikeni çıkarırdı. Uzun boylu, zayıf, öne taranmış kır saçları… Kış yaz üstünde siyah pantolon, siyah balıkçı yaka  kazak. Ucu sivri yumurta topuk siyah ayakkabı onun değişmeyen özelliğiydi… Bu özelliği hatıralarına dahi yansımıştı… Dostu Oğuz Özkaya anlatıyor. Komşularından biri İsmet Ustanın Hanımına: 

—Kız anam senin kocan terzi. Ne zaman görsek üstünde siyah pantolon siyah kazak var. Başka giyeceği yok mu diye sorar. Komşusunun bu sorusu üzerine İsmet Ustanın hanımı bayanı kahve içmek üzere evine davet eder. Kahve ikram ettikten sonra elinden tutar elbise dolabına götürür. Dolabın yanına varınca açar ve içindeki siyah pantolon ve kazakları gösterir. Kadın dolabın pantolon ve kazakla dolu olduğunu görünce sorduğuna soracağına pişman olur ve özür dileyerek evden ayrılır. 

İsmet usta az konuşur. Anlatılanı tüm teferruatıyla dinler ve değerlendirirdi. “Takma kafanı” en çok kullandığı sözcüktü. Kozanlı idi. Adana’nın en iyi terzilerinden olmasına rağmen dikili ağacı yoktu. Çalışmayı sever, akşama kadar tabir yerindeyse esir gibi çalışırdı. Diktiği elbisenin parasını müşteri verirse alır. Yoksa asla istemezdi. Kara kaplı borç defteri dahi yoktu. İsmet Ustaya göre müşterinin borcunu yazmak ona itimat etmemek demekti. Ona göre herkes borcunu bilecek, zamanı gelince de ödeyecekti. Ödemezse… İsmet Ustanın dükkânı Adana’da Alsan Pasajındaydı. Zaman zaman orada arkadaşlarla buluşur sohbet ederdik. İstanbul’da saldırıya uğradığımda bıçakla yakası ikiye bölünen “gazi” ceketi İsmet Ustaya getirmiştim. Usta “Gazi cekete herkes baksın ibret alsın” diye bir de yazı yazarak dükkâna astı. Ceket numune olarak aylarca orada kaldı. Sonra tamir ederek bir dilenciye verdi. Kısaca İsmet Usta özellikleri olan, yaralı parmağa işeyen, iyilikler perisi biriydi. İşini çok sever hiç boş durmazdı. Bir gün ceket dikiminde kaç defa iğne attığını sordum. 1500 defa olduğunu söyledi. Herkes onu tanır, muhabbet ve sevgi duyardı. Adana’daki tüm dilencilerin atasıydı. Tanımadığı dilenci yoktu. Tanıdığı gibi özelliklerini de bilirdi. Kör numarası yapan, topal olan onun yanında alırdı soluğu. İsmet Usta camianın en sevilen simalarındandı. Bir gün öğle üzeri ustanın dükkânına uğradım. İçeri oldukça kalabalık, tabureler dolu. Her zamanki edasıyla karşıladı beni. Hemen yer açtı. Başköşeye oturtturdu. Bana ve Oğuz Özkaya’ya ayrı bir muhabbeti vardı. Hoşbeşten sonra konuklarını tanıtmaya başladı. Konuklarının ikisinin dilenci olduğunu söyleyerek lakaplarıyla birlikte takdim etti. Dilencilerin ilki Mevlana Yaşar. Elinde değnek… Kör rolü yaparak dileniyor. Adana’daki eski Türk Ticaret Bankasının önü Yaşar’ın mekânı. Mevlana Yaşar profesyonel bir dilenci. Oldukça kültürlü ve İngilizce biliyor. Sigara içiyor. İri yarı kalın sesli. İkinci olarak tanıttığı dilencinin adını ve lakabını hatırlayamıyorum. Onun mekânı da şimdiki postahane binasının önü. Mevlâna Yaşar diğerine göre daha profesyonel hem de akıllı. Bense böyle dilenci görmenin şaşkınlığı içindeyim…

Dilenciler fırsat buldukça İsmet Ustayı ziyarete gelirler. Usta onlara çay kahve içirir, yemek yedirir. Onun için de Adana’daki tüm dilenciler ustanın bu özelliğini bilir ve de ondan istifade ederlerdi. Usta Adana’daki dilencilerle ilgili adeta ihtisas yapmıştı. Hangi dilencinin kime çalıştığını, nasıl rol yaparak dilendiğini tespit etmiş onların özelliklerini de bir bir öğrenmişti. İsmet Ustanın dilencilerle bu kadar haşir neşir olması dikkatimi çekti. Bir gün Ustaya: Madem bu kadar ihtisas sahibisin dilencilerin açıklarını, nasıl ve hangi şartlarda dilendiğini biliyorsun. O zaman bunları deşifre eden bir program yapalım dedim. Usta “Hocam neden olmasın. Sen şartları hazırla, ben tüm malzemeyi ortaya koyacağım. Gerekirse bunların Kozan’da yetiştirildiği köye kadar götüreceğim” dedi. Bunun üzerine harekete geçtim. Adana da TRT Haber Müdürü Gürses Vargül’e durumu intikal ettirdim. Gürses “Hiç el değmemiş bir konu” diyerek balıklama atladı. TRT Prodüktörlerinden Ertürk Yöndem bu tür programlar yapıyordu. Meseleyi ona anlattı. Ertürk Yöndem benimle görüştükten sonra konuyu muhakkak gündeme getireceğini en kısa zamanda çekim ekibiyle Adana’ya geleceğini ifade etti. Aradan çok zaman  geçmeden Ertürk Bey çekim ekibiyle Adana’ya geldi. Program benim tarafımdan ortaya konulmasına rağmen Gürses Vargül konuyu kendisine mal etti ve beni dışladı. TRT ekibi de benim gündeme getirdiğim konuyla ilgili çekimini yaptı. Gelin görün ki işin kahramanı Gürses oldu. Ben o zaman Çukurova Üniversitesinde çalışıyordum. Bu hadiseden sonra dost defterindeki Gürses Vargül’e ait yaprağı koparttım attım. O gündür bugündür de görüşmedim. 

Çukurova Üniversitesinden Kültür Bakanlığına geçtikten sonra Adana’dan ayrıldım. Adana’da olmadığım için İsmet Usta ile sık sık görüşme şansım yoktu. Ama her Adana’ya gelişimde uğrar gönlünü hoş ederdim. Bana ya “ağabey”, ya da “hocam” diye hitap ederdi. İsmet Ustanın her kademeden dostu vardı. Gece geç saate kadar çalışır elindeki işini bitirir, sonra Tepebağ Mahallesindeki Şıhoğlu Camii civarındaki evine giderdi. Eve giderken o saatteki satıcılarda ne varsa alır, karşısından gelen herkese aldığından bir parça ikram eder, eve varıncaya kadar da aldığı yiyecekler biterdi. Bu alışkanlığından hiç kimse onu vazgeçiremedi. Sevmek varken kavga etmek niye ilkesini benimsemiş, bu özelliğiyle de herkesin gönlünü kazanmış bir İsmet Usta idi.  1979 Yılında Marksist bölücü hainlerce katledilen kardeşi gibi sevdiği Yavuz Özkaya’nın ardından adet edindiği ve çalışırken dahi vazgeçmediği masa altındaki içkisini yudumlardı. Hiç kimse içtiğini bilmez, kimseye eyvallah da etmezdi. Prensipli, şahsına münhasır bir adamdı. Hem de adam gibi adamdı. Bu iyilik perisi kansere yenik düştü. En son gördüğümde hastalık onu un ufak etmiş. Beni görünce gözlerinden dolu gibi döktü. Siyim siyim akan yaşlar beyaz sakalına karıştı. Gözleri gözlerimde. Demek istediklerinin hepsini anlatıyordu. “Takma kafanı” diyecek mecali kalmamıştı. Üzgün ve süzgün… Öleceğini biliyordu. Son görüşmemiz olduğuna kendisi de inandı… İsmet Usta ziyaretimden yaklaşık 10 gün sonra göçtü gitti bu dünyadan. Kara toprak onu da bastı bağrına. Tarih 6 Aralık 2006. Onun cismi gitti ama ismi bizler var oldukça yaşayacak. Bin rahmet olsun Ustaya...

***

 

NECDET HOCA’(ÖZKAYA) DAN İSMET USTA İLE İLGİLİ BİR HATIRA

06.12.2006  Çarşamba gün. Güneşli bir Ankara sabahına açtık gözlerimizi. Müberra Hanım, Adana’dan misafirimiz. Sabah kahvaltısına hazırlanıyoruz. Cep telefonum çaldı. Kardeşim Oğuz’un aradığı ekranda yazılıydı. Yüksek sesle, “Hayırdır inşallah” dedim. Çünkü saat 09.00 sıralarıydı. Oğuz sesimi duymuş olacak ki, “Hayırdır Ağabey” diye cevap verdi. Ama verdiği haber kötüydü, acıydı. Terzi İsmet Ustanın vefat ettiğini söyledi. Her ölenin arkasından söylenen mutat sözleri gayri ihtiyari  söyledim.

Çoktan beri hasta olduğunu biliyordum. Yıllar önce eşini kaybetmiş, kimsesi kalmamış insanlar gibi yaşadığından da haberdardım. Oğlunun hayırsız çıktığını arkadaşlarım söylemişlerdi. Oğlunun hayırsız olduğuna bakmayın İsmet Usta çok hayırlı, vefakar, fedakar bir arkadaştı. İyi bir usta. Hoş sohbet bir adam. İnce ve uzun boyunun üstünde gür beyaz saçlarının kapladığı ince uzun bir yüz… Kaşlarından, gözlerinden ziyade burnu dikkat çekiyor.

Dükkanı Küçük Saatten, Yağ Camiye giden Ali Münif caddesi üzerinde, Alsan Pasajının ikinci katındaydı. Ortağı Süleyman Ustayla birlikte çalışıyordu. Bulunduğu pasajın birinci katından itibaren terzi dükkanları vardı. Makine sesi, ütü cızırtıları, kokuları katların havası olmuştu.

Ama hiçbir dükkan İsmet Usta’nın ki kadar dolup, taşmazdı. Gelenler gidenler, oturup kalkanların hepsi müşteri değillerdi. Milliyetçi, Ülkücü gençlerin, öğretmenlerin “Ocaklar, Dernekler” dışındaki çok önemli mekanlardan birisi İsmet Usta’nın dükkanıydı.

Çok kere birbirini göremeyen arkadaşlar, ya İsmet Usta’nın dükkanın da birbirlerini görürler veya birbirlerinin haberini o dükkanda öğrenirlerdi.

İsmet Usta’nın hanımı hayatta iken arada bir rahmetli annemlere gelirlerdi. Oğuz’la, Necati’yle illa rahmetli Yavuz’la aralarındaki yaş farklarına rağmen çok iyi anlaşırlardı. İyi dostlukları, iyi arkadaşlıkları vardı.

Rahmetli Yavuz’un son zamanlarını, aileden herhangi biriyle konuşmaktan çekindiğim için Adana’ya gittiğim günlerde kimseyi almadan İsmet Usta’nın dükkanına gider, sözü döndürüp dolaştırır Yavuz’a getirir, İsmet Usta’dan onunla ilgili hatıralar dinlerdim.

Konu Yavuz olunca İsmet Usta elindeki işini bırakır, çay söyler, müsaade ister sigarasını yakar, hüzünlenir, hüzünlenir gözleri yaşarır, ağlamaklı bir sesle;

“Hocam, Yavuz sizin kardeşiniz olduğu kadar, benim de kardeşimdi, arkadaşımdı. Emin olun Yavuz’un acısı ciğerime işlemiştir. O’nu unutmak mümkün değildir. O’nu anmadan geçirdiğimiz gün yoktur” derdi. Başlardı Yavuz’u anlatmaya;

“Yavuz, güzel konuşur, şaka yapar, saz çalar, resim yapardı. Güzel ve tesirli şiirler okurdu. O şiir okuduğu vakit (bunları benim bilmediğimi sanarak her sefer unuttuklarını da ilave ederek yeniden anlatırdı) komşular dükkânlarını bırakır, onu dinlemek için, bizim dükkâna doluşurlardı.”

Bir akşam üzeri öğretmenlik yaptığı İmam Hatip Lisesinden çıkmış, arkadaşının dükkâna yürüyerek gelmişler.

“İsmet Usta bize çay söyle, hem yoruldum, hem de canım sıkıldı. Neredeyse küçük saatinin orada yüksek bir yere çıkarak, dört bir yandan gelip, giden insanları durdurarak, Necip Fazıl’ın şiirini okuyacaktım. Ama arkadaşım engel oldu.” dedi, 

Ben hafifçe gülerek;

“Yavuz Hoca, orada okuyamadığın şiiri burada oku” deyince ayağa kalkarak, sanki karşısında binler, on binler varmış gibi, başladı şiiri okumaya;

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!


Şiiri okudukça, Yavuz Hoca'nın sesi üst katlardan, altı katlara kadar yayılıyordu. Bizim dükkan bir anda doldu, kapıda, pencerede insanlar toplandı. Şiir  bittiği vakit dinleyenler büyük bir coşkuyla Yavuz’u alkışladılar. Birkaçı ağlayarak onu kucakladı.

Rahmetli İsmet Usta, aradan geçen yıllara rağmen, sanki olayı dün olmuş gibi anlatır ve anlatırken de yaşardı. Gözleri dolar, derinden bir ah çeker, “Vah Yavuz, vah Yavuz! “ derdi. Bunun üzerine hem o, hem ben ağlamaya başlardık. Gözyaşlarımız yaşadığımız acıydı dindirmeye, içimizdeki yangını söndürmeye yetmezdi. O gün bugün yetmedi. 12 Ocak 1979’un üzerinden nice yıllar geçti. Yavuz’un bağrımızdan açtığı yara bütün tazeliğini koruyor. O yara rahmetli annemle   mezara gitti. Bizimle de mezara kadar yaşayacak. Yavuz’la inşallah ruz i mahşerde görüşürüz… Demek dava mahşere kaldı.

***

 

NECATİ ÖZKAYA’DAN İSMET USTA  İLE İLGİLİ BİR HATIRA: 

Değerli dostlar, adana 'da yüksek öğrenim görmüş, yolu kültür derneğine düşenlerin ikinci adresi şüphesiz İsmet Ustanın Alsan Pasajındaki terzihanesiydi. Oraya  uğrayanlar artık oranın birer müdavimi olarak çıkarlardı. O sımsıcak dostluk evi, bizim ve bizden sonra gelenlerin uğrak yeriydi. Demli çayın yanında ismet ustanın söze lezzet katan sohbetleri dinlenir. Hele oranın her zamanki müdavimleri oradaysa sabahın ilk ışıklarına kadar, soğuk kış gecelerini sımsıcak eden sohbetler, şarkılar, şiirler devam ederdi. İsmet Usta, zamanında vereceğini söyleyipte bitiremediği elbiseleri dikip yetiştirmeye çalışırken, bizlerde ona eşlik ederdik. Ah, bir daha ele geçmeyen o efsunlu günler ve geceler...

Boş zamanlarımızı geçirdiğimiz yer daha çok İsmet Usta’nın terzihanesiydi. Hayatla ilgili birçok konuyu orada öğrendik. İsmet Usta’nın nefis üslubuyla anlattığı İstanbul hatıralarını, altmışlı yılların ses sanatçılarının hayatlarını, bazen kendisinin de sesiyle söylediği o dönemin şarkılarını, türkülerini ondan dinledik. Filmlere, kitaplara konu olan 6-7Eylül 1955 olaylarını, Ermeni ustasının yanında çalışan bir delikanlının gözü ile ilk ondan dinledik. Ogün İstanbul’da kopan olayların vahametini, insanların nasıl gözlerinin karardığını, önlerine gelen her şeyi yağmaladığını onun da  USTASINI ve tanıdık azınlıkları nasıl koruduğunu, bir kahraman edasıyla anlatmasını dinledik. ” Eğer helal süt emmeseydim. Şimdi çok  zengin biri olurdum.” demesi, hala dün gibi kulağımda… Terzihane demişken, şimdi o da rahmetli olan Süleyman Gökbük’ü de unutmamak gerekir. Süleyman usta, İsmet usta’nın ortağı idi. İlk tanıdığımda ikisi de Diyap ustanın terzi dükkânında parça başı dikiş yapıyorlardı. Daha sonra bir üst katta tutukları dükkânda ortak olarak çalışmaya başladılar. Burası daha sonra bizim ve Adana’ya gelen bütün yüksek okul öğrencilerinin ikinci adresi idi. Rahmetli Nehir abla’nın yaptığı yemekleri zannedersem orada yemeyen kalmamıştır. Nehir abla,1.50cm.boyunda ya var, ya yok. İsmet usta 1.85cm. Boyunda ince, uzun. İstanbul dönüşü, köyünden alıp kaçırmış Nehir ablayı. Kendi deyişi ile”Bavuluma koydum, kaçırdım”.Birbirlerine son derece bağlı bir çift. Allah hepsine rahmet etsin.

 ***

 

 

OSMAN KURBAN ANLATIYOR; 

İsmet Akıllı Adana Kültür Derneği’nde tanıştığım, esnaf (terzi) ağabeylerimizdendi. Zaman zamanderneğe gelir sohbetlere katılırdı. Hoş sohbet insandı. Ben onu saatlerce dinlesem sıkılmazdım.  Okula gitmediğim veya gidemediğim zamanlarda dükkânına giderdim. Kendi işini (kesme, dikme, ütü v.s) yapar ama bizimle de sohbete devam ederdi. Dükkânına her kesimden (bizim gibi talebe, esnaf, bürokrat, dilenci v.s) insan gelirdi. Allah rahmet eylesin. Mekânı Cennet olsun.

 

 

NECDET HOCA’(ÖZKAYA) DAN İSMET USTA İLE İLGİLİ İKİNCİ HATIRA

Rahmetli İsmet Usta sakin ve sessiz görünüşlü bir arkadaşımızdı. Bazen gölge gibiydi. Derneğe, ne geldiğini ne gittiğini gören olurdu. Bir ara  gözüme takılır, sonra sırlara karışırdı. Ortam konuşması, şakalaşması için uygun olursa İsmet Usta da söze karışır, çok ince espriler yapardı. Özellikle üniversiteli gençler onu çok sever, hep onun bulunduğu masada oturmak isterlerdi.

İsmet Usta bir gün akşam dükkanı kapatmış, eve giderken Kuruköprü’de Emin Ustaya rastlar. O da evine gitmek için yoldadır. Her ikisi de o dönemde İstiklal Orta  Okulunun arkasındaki mahallelerin birinde oturmaktadırlar. Akşam vaktinde birbirlerine tesadüfe ettiklerinden dolayı her ikisi de çok memnun olurlar. Emin Usta kalaycılık yapar. Tepebağ’ın girişinde tahta bir kulübede sanatını icra eder.

Emin Ustanın kendisinden küçük iki kardeşi vardı Mustafa ve Osman. Adananın Karaisalı ilçesindendirler.

Adana’ya 1962 yıllının eylül ayında gitmiştim. Türkocağı’ nda Emin Usta ve kardeşlerini tanımakta gecikmedim. Otmanoğlu kardeşler, hepimiz gibi önce Adalet Partisinin milliyetçi kadında idiler. Türkeş’in yurda dönmesini bekliyorduk. O’nun tutum ve davranışına göre siyasi konumumuzu yeniden düzenleyecektik. Türkeş yurda dönüp CKMP’li olunca biz de CKMP’li  olmuştuk.

Emin Otmanoğlu ayağında siyah Adana şalvarı ile kısa ufacık boyu ile hep gözümün önünde. Açık bir rengi, belki de solgun bir yüzü vardı. Ağzından ziyade eli ile yüzü ile kısaca vücut diliyle konuşurdu. Onla genellikle gündüzleri gazete bayi Ali Kulaç’ın Kuruköprü’deki kulübesinin önünde karşılaşırdık. Aklımız, fikrimiz memleket meselesiydi. Çok mühim meselelerle meşgul olduğumuz için birbirimizin halini sormak, ne ile nasıl geçindiğimizi anlamak için ayıracak zamanımız yoktu.

İsmet Usta anlatıyor. Evlerimize doğru yürümeye başladık. Emin Usta eli ile kolu ile bir şeyler anlatıyordu. Eline ufacık bir değnek geçirince halkalar çizerek anlatmaya başladı. O kısa boyu ile çömelmişti, ben uzun boyum ile onun çizgilerini takip ederek anlamaya çalışıyordum. Bu durumdan ne kadar kalmıştık bilmiyorum, ama belim ağrımaya başlayınca,

“Yeter Emin Usta,Belim ağrıdı. Şu çizmeyi bırak ta evimize gidelim.” dedim. Çömeldiği yerden doğruldu. Çizdiği daireye bir daha bakmamı söyledi. Sonra da bana “Anladın mı?” diye sordu. Anlamaya anlamamıştım ama, anlamadım dersem o tekrar çömelecek belki de sabaha kadar çizecek çizecek, çizdiği dairenin etrafında tıpkı kap kalayladığı zaman ki gibi dönüp duracaktı. Onun için “Anladım, anlamaz olur muyum Emin Usta” dedim.

Bir gece Adananın bir böylesini kontrol altına almamız gerekiyordu. Yaz gecesiydi. Gidilecek yer, derneğin bulunduğu Döşeme mahallesine çok uzak bir mesafedeydi. Görev bir saatten fazla sürecekti. Akıllı birinin idaresin de gençleri göndermek gerekiyordu. İsmet usta çağırdım; önce görevi, sonra görevin yapılacağı yeri ve saati söyledim. “Senin dışında beş genç arkadaşımız daha görevlendirilecektir.” dedim.

Gözünün hiç kırpmadan, tereddüt ve endişe etmeksizin “Başüstüne” dedi. Bunu dediği zaman İsmet Usta en az 35 yaşındaydı.

 ***


MEHMET ALİ KALKAN'IN  İSMET USTA İLE BİR HATIRASI

İsmet Ağabey bir güzel insandı. Adana'nın o kavgalı günlerinde bizim nefes aldığımız yerdi İsmet Ağabey'in dükkânı. Okuldaki, dernekteki arkadaşlarla bulunmaktan zevk aldığımız güzel mekânlardan biriydi. İki oda iç içeydi. İsmet Ağabey o uzun boyuyla gözümüze bir başka görünürdü. Çayı, sohbeti ve acıktığımızda yemeği eksik olmazdı.

Delileri de eksik değildi.

Adana'nın parası çok olanlarına aldırdığı fazladan kumaşlarla o insanları giydirirdi.

Bir gün İsmet Ağabey'in dükkanında oturuyoruz, onlardan birisi geldi. Bizleri görünce iç odaya geçti, geçerken söylediği de şu "Lordlar kamarası dolu.."

Yine bir gün o meczuplardan birisi geldi, hiç sesini çıkarmadan uzun bir müddet oturdu. Hiç konuşmalara falan katılmıyor, sadece dinliyor. Bir başkası da devamlı konuşuyor, konuşmaları da ipe sapa gelmez şeyler. Atıyor, tutuyor, abartıyor vs. Konuşmasının bir yerinde İsmet Ağabey'in dükkânının duvarında asılı olan elinde kılıcıyla Fatih'in tablosuna bakıp "Efendim ahlak çok bozuldu, şu kılıcı alacaksın küçük saate dikileceksin, başlayacaksın kesmeye.. Kes, kes.." Nihayet o hiç konuşmayan dayanamadı "Kes efendim kes, bu kadar pırasaya biraz da et lâzımdı.."

Nasıl da gülme hasretimizi gidermiştik.

İsmet Ağabey'in biz talebelerin üzerinde çok hakkı vardı, helâl etmiştir, biliyorum.

Mekânı cennet olsun.

***

 

İsmet Akıllı ile ilgili bilgi ve hatıraları geniş olarak Hayati Özkaya'nın yazdığı P.K. 546 İDEALİST BİR NESLİN HİKÂYESİ adlı eserde bulabilirsiniz:

 Kitapla ilgili bilgiye ulaşmak için Tıklayınız

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

114 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi