SELAHATTİN BAYSAL (10.4.1942-11.3.1915)
10 Nisan 1942 yılında Adana ili Karaisalı ilçesinin Memişli köyünde doğdu. Yedi yaşına kadar çocukluğu köyde geçti. İlkokulun ilk üç sınıfını Salbaş köyünde eğitmende okudu. 4. sınıfı şimdiki Mavi Sürmeli Otelinin bulunduğu yerdeki Cumhuriyet, 5. sınıfı Kazım Karabekir ilkokulunda okudu.
  3. sınıftaki okuma kitabında bulunan okuma parçasında ‘’Türkmen Köylü Hatice Nene Anlatıyor’’ parçası ile başlayan tarih sevgisi, 5. sınıf öğretmeni merhum Orhan bey ile pekişti.
  Ondan sonra kendisini Türkçe, Tarih ve Matematiğe odakladı. İlkokulu bitirdikten sonra imkânsızlıklar nedeniyle ortaokula devam edemedi. İkinci yıl Adana Ticaret Lisesine kayıt oldu ve Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lisede kendini edebiyata verdi.
  Daha ilkokul yıllarında başlayan şiir sevgisi, ortaokul ve lise yıllarında aşka dönüştü. Lise son sınıfta iken arkadaşları ile birlikte çıkardıkları ‘’ 6 A’nın Sesi’’ isimli duvar gazetesinde yazdığı ‘’Turan’’ isimli şiiri, edebiyat öğretmeni tarafından gazeteden çıkarılarak yırtıldı. Şiirlerinin yırtılması bundan sonra da devam edip gitti…
  Fakat o yırtılan şiiriyle İzmir’de neşredilen ve de fikirlerinin tam tersi olan ‘’ İzmir Demokrat Gazetesi’’nde 4. lük ödülü aldı.
  Şiirleri 1960 da İstanbul da neşredilen Son Havadis, 1962 de yine İstanbul da neşredilen Yeni İstanbul ve Tercüman gazetelerinde neşredildi.
  Yazıları, 1967 yılında Babı Ali’de Sabah gazetesinde neşredildi. Sonra makaleleri yine İstanbul’da günlük olarak neşredilen Bizim Anadolu, Millet, Her Gün, Orta Doğu gazetelerinde yayınlandı.
  Adana’da günlük neşredilen Güney Ekstra, Klâs ve Zirve gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Halen haftalık neşredilen gazetelerde köşe yazarlığı yapmaktadır. Daha önceleri haftalık yayınını sürdüren Karaisalı, Karaisalı haber,Divan, Havadis ve Yerel... gazetelerinde şiir ve yazıları yayımlandı.
‘’Gözlerdeki Damlalar’’ ‘’Gözlerdeki Benekler’’’’Yaşadıkça’’’’Gökkuşağı’’ve ‘‘İlham Perim’’isimli beş şiir kitabı neşredildi.
  Üç kız babası, iki torun dedesi. 11 Mart 2015 günü vefat etti. Allah rahmet eylesin.
 
HAKKINDA YAZILANLAR
 
Oğuz Adem Selçuk

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

SELAHATTİN BAYSAL AĞABEYİN ARDINDAN…
14/03/2015
 
Öğretmen, Muhasebeci, Siyaset Adamı, Sivil Toplum Gönüllüsü ve Gönül Dostu, Vefa Timsali Selahattin Baysal, 11 Mart günü Hakka yürümüştür.
 
12 Mart günü öğle namazının müteakip Kabasakal Mezarlığında hüzünle, gözyaşıyla ve rahmet damlalarıyla ebedi âleme yolcu eyledik. Cenaze namazına siyaset dünyasından, edebiyat çevresinden, komşularından, dostlarından büyük bir kalabalık iştirak etti.
 
Son yıllarda Halk Edebiyatında “ağıt”, Divan Edebiyatında  “ mersiye”       ve Kadim Türk Edebiyatında “ sagu” olarak adlandırılan türde yazı yazmak bahtsızlığı yaşıyorum.  Arşivime gözattığımda 29 Temmuz 2011 yılında Ülkücü Ağabey Necdet SEVİNÇ’in  ardından      “Bir Koca Çınar  Daha Göçtü.” Yazısını;  06 Mart 2012 de “Aramızdan Bir Aşık İmamı Gitti!” diye yazmışım. 18 Ocak 2012 de Kıbrıs Türklüğünün Önderi Rauf DENKTAŞ Beyin Hakka yürüyüşünü “Türk Dünyasından Bir Yıldız Daha Kaydı” feryadıyla dostlarımla paylaşmışım. 28 Haziran 2012 gününde yürek yangınımı Halk Şiirimizin büyük ustasının ölümü alevlendirmiş ve “Abdurrahim KARAKOÇ Sonsuzluğa Yürüdü” diyerek        bir saguyu daha dostlarımla paylaşmışım.
 
Ne ki, bu kahrolası kalem, bir “sagu” daha yazmak bahtsızlığıyla karşı karşıya kalmıştır. Evet, bu kez gönül dostu, vefa adamı, Karaisalı sevdalısı bir hemşerimizin, hemşeriliğin ötesinde çok saygı duyduğum bir ağabeyin arkasından yazmak istiyorum ama hüzünlüyüm, hatıralar dağarcığımda depreşmekte ve söze nasıl ve nerden başlayacağımı bilememenin şaşkınlığı içindeyim.               
 
Selahattin Baysal,  bir Karaisalı insanıydı.
 
         İlçemizin Memişli Köyündendir..
 
         Karaisalı’nın havasını solumuş, suyundan içmiş, Köyünün önünden akıp giden Çakıt Irmağı ile Körkün Çayının birleştiği yerlerde, bulanık sularda bazen çimmiş, bazen oltasıyla balık tutarak, salçalık biber sulayarak, “banadura” toplayarak, “karpuz şalağı”” kırarak, sıcak yaz gecelerinde karşı çalılıklardan yükselen çakal seslerini duyarak büyümüştür.
 
         O, bir öğretmen ve idealisttir.
 
         1961 Anayasasının verdiği hak çerçevesinde Devlet Memurlarına sendika kurma hakkı tanındığında 1969 yılında Ülkücü Öğretmenler Sendikası (ÜLKÜ-SEN) kurucusu ve ikinci başkanlığını yapmıştır.
 
         12 Eylül 1980 öncesinde Ülkücü Öğretmenler Birliği (ÜLKÜ-BİR) Derneği Adana Şube Başkanlığında bulunmuştur. Her gün onlarca insanımızın öldürüldüğü, o uğursuz ve bilinçsiz kardeş kavgalarının yaşandığı karanlık günlerde korkmadan, yılmadan ülkesinin aydınlık geleceği adına bu zor görevi, o zor günlerde sürdürme özverisini göstermiştir.
 
         O, bir siyasetçidir.
 
         Türk Milliyetçiliği davasını ,bir siyasi partide yürütme düşüncesiyle CKMP’sinin başına geçen ve 1969 yılında Adana’daki Büyük Kongrede Milliyetçi Hareket Partisi adını alan siyasi hareketin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in (Merkez Karar Kurulu Üyesi olarak) yakınında bulunmuş, MHP’nin Seyhan İlçe Başkanlığı görevine seçilmiş bir siyasetçidir.
 
         O, bir sivil toplum gönüllüsüdür.
 
         Karaisalılar Derneğinin kuruluşunda görev almış ve daha sonra Derneğin Başkanlığında bulunmuş, Derneğin Adana kamuoyunda tanınmasında ve kabul görmesinde önemli ve özverili katkılarda bulunmuştur.
 
         Başkanlık görevini yürüttüğü süre zarfında “KARAİSALI” adıyla aylık bir kültür, sanat, inceleme ve araştırma Dergisinin yayınlanmasını sağlamış ve Karaisalı’yı basınla buluşturma becerisini göstermiştir.
 
         Ve bunların hepsinin ötesinde ve üstünde, hatta  birçoklarının bilmediği ama kendi kozasında şiirler ören mümbit bir şairdi. Yayınlanmış beş adet şiir kitabı bulunan duygusal, üretken ve sevecen bir şairdi…
 
Karaisalılar Derneği Başkanlığını yürüttüğü süreçte yakınında bulunduğum, KARAİSALI Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım esnada bana güç ve destek veren bir ağabeyimdi.
 
Kendisini tanımaktan ve aynı yörenin insanı olarak gurur duyduğum Karaisalı’yı siyasi geleceğine basamak olarak kullanmak zihniyetinin ötesinde, Karaisalı’yı platonik bir aşkla sevmek noktasında aynı düşünce ve kanaatte olduğum Karaisalı sevdalısı bir ağabeyimdi Selahattin BAYSAL…
Yüce Tanrım, son durağını Cennet eylesin, rahmetini üzerinden eksik etmesin.
www.karaisalihaber.net
 
Selahattin Baysal Belgeseli :

 

Selahattin Baysal Şiirlerinden bir demet: 

 
YAŞADIKÇA
 
Meslek her birimizi bir tarafa atarsa,
 
Sayfalarda bulursun, bizleri sayfalarda.
 
Yıllar geçerse eğer yaşlanırsanız bir gün,
 
Sayfalarda ararsın, gençliği sayfalarda.
 
 
 
Çizgi çizgi geçerse yüzlerimiz gözünden,
 
Satırlarda o zaman bizleri bulursunuz.
 
Düz çizgi sıyrılırsa bu günkü yüzlerinden,
 
Mutsuzluk kalkar o an, hep mutlu olursunuz.
 
 
 
Her damla mürekkep bir ruh olur içinizde,
 
Yaklaşıverir bir an, bir anda hep uzaklar.
 
Saçlarınızda aklar, gönlün gençliğinizde,
 
Bu satırlar bizleri unutturmayacaklar.
 
 
 
Sınıflar... Sıralarda sıralarda çocuklar,
 
Siyah önlük, ak düğme, meşin çanta önünde.
 
Ağlayınca o gözler, yanaklarda boncuklar,
 
Birer hayal olup da geçecekler gönlünde.
 
 
 
Çakmak çakmak da gözler, yüzler de pırıl pırıl,
 
Hep öyle kalacaklar okul sıralarında.
 
Sense yaşlanacaksın; ister bu söze kırıl,
 
Maziyi bulacaksın duvar aralarında.
 
 
 
O zaman hep yeniden yeniden doğacaksın!
 
Acıların kalkacak bu kara satırlarda.
 
Sevinci bulacaksın, elemi kovacaksın,
 
Mazi gözler önünde... Geçmişi yaşadıkça.
 
 
 
Sınıfta, salonda hep gezip dolaşacaksın,
 
Bir mırıltı olacak sessiz dudaklarında.
 
O zaman bambaşka bir his ile dalacaksın,
 
Kendini bulacaksın okul odalarında.
 
 
 
Yine böyle gezecek, hep böyle olacaksın
 
Arkadaş arasında, arkadaş arasında.
 
Kendini bulacaksın, kendini bulacaksın,
 
Öğretmen odasında, öğretmen odasında.
 
 
 
Bu defteri eline, eline alacaksın;
 
Evinin terasında, evinin terasında…
 
Gömülüp kalacaksın, gömülüp kalacaksın
 
Koltuklar arsında, koltuklar arasında.
 
 
 
Hayalinden geçecek bir bir cisimlerimiz,
 
Defter sayfalarında, defter sayfalarında.
 
Fısıldayacaktır hep, bizim isimlerimiz,
 
Dudaklar arasında, dudaklar arasında.
 
 
 
Yeni bir gün doğacak, yeni bir gün ufkunda,
 
Sayfaları açmaya, açmaya başladıkça.
 
Yeni bir gün doğacak, yeni bir gün ruhunda,
 
Bir hatıra olacak satırlar yaşadıkça.
 
                                   Adana: 25.06.1969
 
 
 
 
 
İLHÂM PERİM
 
 
 
Çılgınca bakıyorum
 
Gözlerinin içine!..
 
Diyorum:
 
“Ne zaman buluşacağız?...”
 
Gözleri gözlerimde duruyor!
 
Diyor:
 
“Ne konuşacağız?...”
 
 
 
“Bilmiyorum!..” diyorum.
 
Susuyor!..
 
Ses vermiyor!..
 
Yanan iki alev,
 
Yanan iki ocağız!..
 
Dudakların da iki kelime!
 
Diyor:
 
“Ne konuşacağız?”
 
Yürüyoruz yan yana...
 
Böğür böğüre ilerliyoruz!
 
İkimiz biriz,
 
İkimiz tek bucağız!
 
Dudaklarında iki kelime!
 
Diyor:
 
“Ne konuşacağız?”
 
 
 
İçim de O!
 
Her şeyim de O!
 
Seviyorum çılgınca!
 
“Söz ver bana” diyorum:
 
“Seninle mutlaka
 
Buluşacağız!”
 
Dudakların da iki kelime!
 
Diyor:
 
“Ne konuşacağız?”
 
 
 
Bu kadar zalim olma!
Zulmün yeter artık!
 
Söz veriyorum sana...
 
Mutluluklar ülkesine
 
Ulaşacağız!
 
Gözlerini, gözlerime dikiyor!
 
Diyor:
 
“Ne konuşacağız?
 
 
 
Dudaklarımız konuşmasın!
 
Gözlerimiz çıkarır anlamını.
 
Söz veriyorum sana…
 
Mutluluklar ülkesine
 
Uzanacağız!
 
Baygın baygın bakıyor,
 
Gözlerimin içine!
 
“Söyle! Söyle!” diyor.
 
Ne konuşacağız?”
 
 
 
Diyorum:
 
“Atîyi konuşuruz bir bir...
 
Ufkumuzu çizeriz
 
Kendi aramızda...
 
Mutluluklar şarkısı mırıldanır,
 
Mutluluklar şarkısı...
 
Dudaklarımız da...
 
Gözlerinde kendimi bulurum!
 
Başımı dizlerine kor...
 
Ellerim dolaşır saçların da.
 
Sana masal anlatırım masal…
 
Ocak başlarında...
 
Aşk tezgâhımda
 
Sana ipek gibi yumuşak,
 
Tüller dokurum...
 
Başımı göğsüne kor,
 
Sana senin için
 
Yazdığım şiirler okurum!
 
İşte böyle konuşuruz:
 
 
 
Bir bir…
 
Dudaklarından zehir yerine
 
Bana hayat verirsin...
 
İnan bana “sevgilim...”
 
Sen benim her şeyim,
 
“İlhâm perimsin...” 
 
 
 
Adana:16.06.1969             Gökkuşağı
 
 
 
 
GÖKKUŞAĞI
 
 
 
Hani ilk bahar;
 
Aylardan nisandı…
 
Bir yağmur yağıyordu
 
Kovadan dökülürcesine.
 
Kendimizi bir kesme ağacının
 
Altına atmıştık
 
Bir yıldırım sesiyle.
 
 
 
Saçlarımız sırılsıklam,
 
Dişlerimiz trampet çalıyordu,
 
Biz gönülden bağlanmıştık
 
Bir birimize,
 
Göklerse ağlıyordu!..
 
 
 
Bir başka ritimde
 
Çarpıyordu yüreklerimiz.
 
Ellerimiz birbirine kenetlenmiş,
 
Birbirine çakılmıştı gözlerimiz.
 
 
 
Yağmurdu, gök gürültüleriydi
 
Bizi birbirimize bağlayan.
 
Boşandı ellerimiz,
 
Açıldı birbirine kollarımız.
 
 
 
Yapıştı birbirine
 
Bütün gücüyle
 
Alev alev yanan dudaklarımız.
 
 
 
Ne kadar kaldık öyle,
 
Bilmem kaç saat!
 
Mutluluk
 
Kapılarını açmıştı bize,
 
Bizimleydi her şey,
 
Bizimleydi saâdet!
 
 
 
Sarı, mor, mavi…
 
Ve yan yana duruyordu
 
Yeşille al!..
 
Al beni kollarının arasına,
 
Ben mutluluğa ereyim,
 
Sen istediğin şeye dal!
 
 
 
 
 
Ey gök kuşağı;
 
Kaçma sana geliyoruz.
 
O renk cümbüşlerinin arasında,
 
Bize de bize de yer ver diyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Ellerin olsun mor, mavi…
 
Ellerin olsun kırmızı.
 
Al bizi, ne olursun al!..
 
Dursun acılarımız,
 
Bitsin yüreklerimizdeki sızı.
 
 
 
El ele çıkıyoruz
 
O ağacın altından.
 
Yapraklar üzerinde
 
Güneşin ışınlarını seyrediyoruz.
 
O ışıklar kümesinden
 
Sıyrılarak adım adım
 
Sevgi denizine gidiyoruz.
 
 
 
Uzakta yedi renk cümbüşünden
 
Oluşan bir gök kuşağı,
 
Bir şahane kemer!
 
Altından geçilirse onun,
 
Kız oğlan, oğlan kız
 
Olurmuş meğer(?!)
 
“Haydi!” diyor
 
“Koşup geçelim altından”
 
“İstersen gel!
 
Sevgi denizine uzanalım,
 
Vazgeçelim dünya saltanatından.”
 
 
 

 

 

 


 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

A-Z Üyelerimiz

An itibariyle ziyaretci sayısı:

95 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi