Turan Dergisi 29.Sayı

TURAN DERGİSİ 
SAYI : 29
YIL   : 2016
 
İletişim:
Cep:  0532 494 1460
e-posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
 
 
 
 
Erol Cihangir                                                                                               
 
editör'den
Saygıdeğer okurlarımız,

Geçen aylar içinde memleketimizde meydana gelen olaylar, gerek iç politika, gerekse ikinci ve üçüncü ülkelerle olan dış politika ilişkilerimiz yönünden oldukça ilginç gelişmelere sebep oldu. Bu gelişmeler, tabll olarak bundan böyle artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı/olamayacağı derin kırılmalara yol açtığı herkesin malumudur. İç politikada hiç şüphesiz kırılmalardan biri 15 Temmuz 2016 gecesi Atlantikçi cephenin, yerli işbirlikçileriyle giriştiği başarısız(!) bir darbe teşebbüsü, ikincisi ise; Suriye bu hranı esnasında Rus savaş uçağının düşürülmesiyle Türk-Rus ilişkilerinde meydanagelen geriliminin, malum darbe teşebbüsünün hemen ardından Rus Devlet Başkanı V. Putin'in Türkiye lehine yaptığı açıklama ve ortaya koyduğu tavırla, uzun süredir gerilimi koruyan Türk-Rus ilişkilerinin sıra dışı bir gelişmeye veya gelişmelere yol açmış olmasıydı.

15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, yerli darbe iş birlikçilerine yönelik iç operasyonlar devam ederken, darbe sonrası gelişmelerden beklentileri akamete uğrayan Atlantikçi emperyalist ittifak, asıl hedefi olan Ortadoğu bölgesine doğrudan müdahaleye girişerek, Türkiyeyi en kaba ve vahşi bir boğuşmaya  erken, diğer taraftan Ortadoğu'dan son-ra Kafkasya'da başlayacak olan ikinci bir operasyon için Rusya'yı da ister istemez bu savaşa müdahilolmaya çekmiş bulunuyor. Nitekim, Rusya'nın yakın geçmişte gerek Çeçenistan, gerekse Gürcistanla yaşadığı bunalım esnasında Arap dünyası tarafından finanse edilip, ABD tarafından organize edilen sözde bağımsızlık savaşı, Atlantikçi cephenin başarısızlıkla sonuçlanan ilk de neyi olduğunu bilmesi gerekenler tarafından çok iyi bilinmektedir. Böylesi bir aşamada Türkiye, bir yandan uluslararası emperyalizmin yerli uzantılarıyla uğraşırken, diğer yandan kendisine destek çıkan- ama içinde bulunduğu Atlantik ittifakı içinde karşı olması gereken Rusya ile ilişkileri yeniden nizama sokmaya çalışırken, diğer yanda uzun yıllardır içinde bulunduğu Atlantikçi bloku n kendisine yönelik komploları ve da yatmalarına karşı taktik ve strateji geliştirme, bu ittifakın uluslararası anlaşmaların getirdiği kurallara uyma çabasını vermektedir. Anlaşılacağı üzere Türkiye açısından bu durum hiç de kolayolmayan ve bu tam anlamıyla sırat köprüsü üzerinden geçeceği bir dış politika ustalığını gerektirmektedir. Ne var ki, böylesi bir durumda Türkiye, uluslararası hukukl teamüllere bağlı olduğu kadar, aynı zamanda hemen bütün savunma ve savaş proğramlarının teknik, eğitim, taktik ve stratejik yapısının NATO standartları ve iradesi altında olması-ki, siz bunu rahatlıkla ABD olarak anlayabilirsiniz-Türkiye'nin elini ayağını bağlayan en büyük açmaz olarak görünmektedir. Elbette, burada akıldan geçen ve "hiç vakit kaybetmeden acilen NATO'dan ayrılmak" olmakla beraber, Türkiye'nin NATO ile olan 70 yıllık beraberliği göz önüne alındığında, bunun söylem olarak telaffuz etmek, eylem olarak ircaa etmek pek de öyle kolayolamayacağıdır.

Ancak, basit bir kar-zarar hesabıyla, Türkiye ile aynı ittifak (Kuzey Atlantik Birliği) içinde yeralan Batılı ülkelerin, özellikle Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, Türkiyenin son otuz yıllık tarihi, Türkiyenin maddl ve manevi geleceğine yönelik her türlü terör ve bölücü örgütleri, örgütleme, silah,cephane ve mühimmat temini, propaganda, istihbarat dahil lejyoner hizmeti verme yanında, Türk ordusunun-kendi aleyhinde bile olsa-(Rus uçağının düşürülmesi örneğinde görüldüğü gibi) NATO'nun öngördüğü müdahalelere dahilolması, Türkiye'nin envanterinde bulunan silah ve cephanenin NATO'nun belirlediği sınırlar haricinde kullanamayacağına yönelik yaptırımlar göz önüne alındığında bu işin artık acilen bitmesi yahut bitirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Zira, Türkiye'nin son otuz yılına damgasını vuran bölücü ve terörle olan mücadelesi, aslında-adı şu veya bu olması önemli değil-kendisinin de içinde bulunduğu emperyalist cephenin önde gelen isimleri; Fransa, ingiltere, ABD, ve Almanya, yani NATO ittifakıdır. Yapılacak kaba bir kar-zarar hesap bakiyesine bakıldığında hiç şüphesiz, her şey kolayolmamakla beraber, bunun böyle devam etmesi, hiçbir şeyden daha kötü olmayacaktır.

Bölgemizde cereyan eden hadiselerle, memleketimizde geçen aylarda meydana gelen 15 Temmuz darbe girişimini dergimizin bu nüshasında uluslararası finans oligarşi ve Atlantikçi emperyalizm bağlamı üzerinden St. Petersbug'tan meslekdaşımız E. Şeremeteva ile ortak olarak kaleme aldığımız makalede tahlil etmeye çalıştık. Almanya'dan Hans Jürgen "AB ile ABD Arasında Litvanya" başlıklı yazısıyla, bizim ortak değerlendirmemize katkı sağlarken, Jürgen'in yazısını bize St. Petersbug'tan ulaştıran değerli meslekdaşımız Vanya'ya ve mütercim Ömer Suveren'e teşekkür ederiz.

Dergimizin bu nüshasında yeralan her biri kendi sahasının uzmanı olan yazar ve akademisyenlerden başta Ege üniversitesinden tarihçi dostumuz Osman Karatay'ın "Oğuz ltiraznarnesi" makalesi için olduğu kadar, profesör oluşunu da bu vesile ile tebrik ederiz. Bunun yanında Varşova üniversitesinden dostumuz Prof. Dr. Danuta Chemilovska pek kimsenin bilmediği "Polonya Tatarları" ile ilgili makalesiyle, buna parelelolarak Balıkesirden herzaman için fedakarcayardımlarını esirgemeyen Aydın Ayhan hocanın "Rumeli Tatarları ve Anadoluya Göçleri" isimli makalelerinin araştırmacılara yeni ufuklar açacağı kanaatindeyiz. Dergimize çağdaş arkeoloji verileriyle "Hakasya'da Maden çağının Başlangıcı: Afanasyevo Kültürü" çalışmasıyla Ankara'dan katılan Serdar Çirkin arkadaşımıza ve dergimizin genç emekdaşlarından TuğrulOğuzhan Yılmaz'ın "Bir Osmanlı ittihatçısı Zenci Musa" isimli araştırmasıyla, konusunda özgün etnografya çalışmalarıyla tanınan değerli araştırmacı Dr. Yaşar Kalafat beyin Malatya yöresine ait Türk Halk Kültürü çalışması ve her zaman için karşılıksız desteğini esirgemeyen Moskova Bilimler Akademisinden eski emekdaşımız Prof. Dr. Mfina Sibgatullina'nın tarihimizde buruk bir hatırası olan Sarıkamış harekatında Türk ve Rus cephelerinin iki ünlü generalinin bilinmeyen hayat hikayelerine dair göndermiş Olduğu makaleler için hepsine ayrı ayrı teşekkür ederken, siz saygıdeğer okurlarımızia gelecek sayılarda buluşmak dileğiyle, saygılarımızı sunarız.

 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

43 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi