Turan Dergisi 24.Sayı

     OCAK 2015 SAYISI

 

Editörden

Saygıdeğer okurlarımız.
Günümüz dünya tarihin şekillenmesinde kara-deniz düalizminin müşahhas halinin büyük göçler dışında insanlığın karşılıklı mücadeleler tarihi olduğu malumunuzdur. Bu karşılıklı çekişme, zaman zaman kesintiye uğrasa bile, insanlığın ebedi kaderi olarak devam edeceğini göstermektedir. Bu anlamda, "ebedi barış'; bunun hayalini kuran müteffekirlerin temennileri olarak kalmaya devam edecektir. Ancak, ebedi bir barış olmasa bile, uzun vadeli kalıcı bir barış için her daim çabalamamız da bir gerçektir. Ancak, böylesi bir çabanın tahakkuku için elimizdeki yegane argüman, ne yazık ki yine de karşılıklı çekişme ve mücadeleler tarihini anahtar olarak kullanmak zorunda olmamızdır.
Hiç kuşkusuz tarihe pek çok cepheden bakmak mümkün olmakla beraber, memleketimizde tarihe bakışımızı belirleyen belirleyici unsurun, fetihler çağının yiğitlik, iman ve cesaretten mülhem kahramanlık, fedakarlık, canını hiçe sayma, ölüme meydan okuma v.b gibi yarı efsanevi hamaset hikayatı olduğu aşikardır. Bu anlayış maalesef yakın zamanlarda ('80'ler) tercüme faaliyetleriyle bir takım yeni yaklaşım biçimleri denemelerine girişilmiş olmasına rağmen, geleneksel epik/esatiri tarih anlayışının halen cari olduğu da bir vakıadır. Tuhaf olan o ki, sosyal medya adını vermiş olduğumuz günümüz teknolojisinin neredeyse sınırları zorlayan olağanüstü ulaşım imkanlarına rağmen, eski kahramanlık ve esatirin, tarihi anlama ve yorumlamada baskın karakterini halen muhafaza etmekte olduğudur. Bu durum, yani "tarihe sığınma" veya "tarihe atıf" (altın çağ), esasında ya yeni bir etnik oluşum (millet) esnasında, yahut çöküş döneminin yorgun milletlerine mahsus bir durumdur. Ancak, geçerli olan bir şey varsa-tutarlı olup olmaması önemli değil - o da her halükarda milletlerin varoluş serüveninde "tarih"in anahtar rolüdür.
Bu yıl (2015) herkesin bildiği gibi 1. Dünya harbinin 100. yılıdır. Bu sebeple, daha geçen yıldan itibaren, bu büyük milletler boğuşmasına doğrudan veya dolaylı olarak katılan milletler tabii olarak kendi hesaplarına bir takım faaliyetlere girişmiş bulunmaktadırlar. Uluslararası sempozyumlardan, arşiv belgelerinin neşrine, filmlerden, okullardaki tarih eğitimine, yeni tarihi vesikalar ışığında harbin yeniden değerlendirildiği akademik ve popüler çalışmalara kadar bir dizi faaliyet. Mutlaka memleketimizde de, akademik çevrelerle, devletin ilgili kurumları bu konuda bir dizi faaliyet gerçekleştireceklerdir. Kaldı ki, bu dünya harbinin birinci dereceden muhatabının biz olmamız hasebiyle, yapılacak faaliyetler kadar, tarihin yeniden anlamlandırılması memleketimiz açısından çok daha özel bir önem arzetmektedir. Ancak, memleketimiz ve tarihimiz açısından bunca önem taşıyan bu harbin, dergi olarak bizce önemi hiç şüphesiz harp cephelerindeki zafer yahut mağlubiyetlerimiz kadar, birincide bu dünya savaşının (I. Dünya savaşı) felsefi ve iktisadi arka planı. ikincide ise kendi  iç dünyamızda bu harbin nasıl yürütüldüğü ve cephe gerisindeki algının ne olduğudur, Bu arada harbin başlamasının bir günde, bir anda bir veya birkaç kişi veya devletin "haydi savaş açalım" demekle olmayıp, mevcut durumun nasıl olup da harp noktasına getiren sosyal, siyasi, iktisadi ve askeri şartların doyum noktasına, buhran aşamasına gelerek, jeopolitik gerçeklikle nasıl örtüştüğüdür. İş bu sebeple, dergimizin bu nüshasında, bundan hareketle 1. Dünya harbi ağırlıklı olarak hazırladık. Bu babdan olmak üzere, ünlü Şıpka komutanı müşir Süleyman Paşa'nın umumi harpten çok daha öncesinde, askeri vaziyetimiz hakkında kaleme aldığı "1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında Ahval-i Askeriyemiz" yazısıyla geleceğe ilişkin sunduğu mütealâsını, saygıdeğer araştırmacı Ekrem Özdemir, eski yazıdan, yeni yazıya aktararak, o yıllardaki askeri konumumuzu gözler önüne seriyor. Ankara'dan yazı kadromuza katılan saygıdeğer bilim adamı ve hukukçu hocamız Prof. Dr. Anıl Çeçen, 1. Dünya harbini Turan Jeopolitiği üzerinden değerlendirirken, geçmişle, günümüz arasında ' "Turan ve Turancılık" kavramlarının mukayeseli bir değerlendirmesi ' ni yapıyor.
Jeopolitiğin kavramsallaştırılması ve geçirdiği safhaların teorik temellerinin neler olduğunu "Yeni Avrasya Jeopolitiği" makalesiyle Serdar Karada arkadaşımız  jeopolitik açıdan günümüz Ortadoğu’sunun tahlilini yapıyor. Yine, memleketimizde gerçekleştiği tarihten itibaren hala tartışılan "Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı" ilk defa nesnel bir gözle Hakan Boz tarafından kaleme alınan "Sarıkamış Harekatı: Efsaneler ve Gerçekler başlığı altında tahlil edilirken, dergimizin emektar araştırmacılarında muhterem hocamız Aydın Ayhan bey, savaş esnasında devletimiz tarafından yürütülen cephe gerisindeki "propaganda savaşı” ile. tam da buna uygun, Moskova'dan saygıdeğer tarihçi arkadaşımız prof. Dr. Elfine Sıbgatullina, 1. Dünya harbi esnasında propaganda savaşının Rus matbuatındaki mizah yönünü ortaya koyuyor. Aynı savaşın Galiçya cephesinden Türkler açısından önem ve anlamını Polonya'dan saygıdeğer dost ve hocamız prof. Dr. Danuta Chmielowska hanımefendi  "1. Dünya Savaşında Galiçya 'da Savaşan Osmanlı-Türk Askerleri" makalesiyle katkıda bulunuyor. Savaşla ilgili olmamakla beraber, aziz dostumuz prof. Dr. Hilmi Özden bey, geçen Ağustos ayında beraber katıldığımız Macaristan'da gerçekleşen V. Turan Kurultay intibalarını yeni zamanların Evliya Çelebisi tadında okurların merakına sunarken, Moğolistan'dan arkadaşımız Tura Can adeta kayıp diyebileceğimiz Duha Türkleriyle ilgili ilginç bir araştırmayla katkıda bulunuyor. Birbirinden ilginç ve konuların yeraldığı dergimizin bir sonraki nüshasında yeniden buluşmak dileğiyle saygılarımızı sunarız.
 
 
TURAN DERGİSİ
Turan Dergisi 24. Sayısındaki yazı özetleri
 
 
Turancılık Akımının Haklılığı
 
Prof. Dr. Anıl Çeçen
 
I.Dünya savaşı öncesi Doğu imparatorluklarının çöküş aşamasında ortaya çıkan Turancılık akımı, Avrupalı emperyalist devletlerin merkezi coğrafyanın yeniden yapılandırılma karşısında, bir savunma refleksi olarak ortaya çıkar. Turancılık akımının ilk ideologları olan Macarlar, Avrupa ve Rusya’da ortaya çıkan “pan” hareketler karşısında, kendi varlıklarını koruma yolunda, tarihi ve kültür köklerinden hareketle, topyekun bir doğulu barış arayışın a girişirler. Bu akım, başlangıçta Macaristan’da çıkmış olmasına rağmen, kısa sürede Osmanlı Türkiyesi başta olmak üzere, Balkanlar’dan Çin’e kadar bütün Türk dünyası coğrafyasında akis bulur.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Kontrol Edilebilir Bir Dünya İçin Yeni Avrasya Jeopolitiğine Bakış
 
Serdar Karadağ
 
Avrasya’nın değişen jeopolitik konumuyla birlikte iki kutuplu dünya yapısına göre belirlenen güvenlik stratejik anlayışı bölgesel jeostratejik öncelikleri değişmiştir. Avrasya stratejik güvenlik ekolojisi, 1950-1987 arasındaki soğuk harp döneminin sona ermesi ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Daha önceleri bölgesel güvenlik ekolojisine göre yapılan siyasi askeri operasyonlar, 1991’den itibaren küresel güvenlik ekolojisine tabi olarak, gerek Avro-Atlantik stratejisi açısından, gerekse Pasifik stratejisi açısından ilgi ve etki alanı olarak değişime uğramaktadır.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde Askeri Durumumuz
 
Ekrem Özdemir
 
Tarihimizde “Balkan Harbi” olarak geçen ve büyük bir yenilgiyle sonuçlanan Türk-Rus savaşı, dönemin en önemli komutanlarından Şıpka kahramanı olarak bilinen Süleyman Paşa tarafından tahlil edilmektedir.  1877 – 1878 Osmanlı Rus savaşında (93 harbi olarak bilinen muharebe) Türk ordusunu durumu ve savaşın nasıl kaybedildiği maddi ve manevi cephesiyle anlatılmaktadır. Süleyman Paşa’nın tarih açısından tahlil ve tesbitlerini içeren olayların, günümüz Türkiyesine ışık tutması açısından da son derece önemli olduğu kanaatindeyiz.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
I. Dünya Savaşında, Rus Mizah ve Karikatüründe Osmanlı İmajı
Prof. Dr. Alfina Sibgatullina (Moskova)
 
I.Dünya savaşında sadece cephelerde değil, aynı zamanda cephe gerisinde de çetin bir savaş yaşanmıştır. Bu savaşın adı ise propaganda savaşıdır. Bu dönemde çarpışan Türk ve Rus askeri kuvvetlerinin yanı sıra, sivil hayatta da propaganda savaşı devam ediyordu. Bu propaganda kaynaklarından biri de, düşman ülke ve cephesini karikatürize ederek, mizah yoluyla kendi halkına moral vermekti. Bu mücadelenin en çarpıcı örneklerinden biri, Osmanlı devletine karşı, Rus matbuatında geliştirilen mizah anlayışıdır. Savaş esnasında, bu mizahi karikatürler daha çok  propaganda için kullanılmış, karikatür sanatı özellikle mevcut kalıplaşmış klişelere dayanmıştır.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
100. Yılında Sarıkamış Harekâtı: Efsaneler ve Gerçekler
Hakan Boz
 
Yüzüncü yılını geride bırakan Sarıkamış Harekatı, Osmanlı Devleti’nin I. Cihan Harbinde girdiği ilk askeri cephedir. Geride kalan bir asra rağmen harekatın pek çok yönü hakkıyla aydınlatılamamış, hatta bilimsel olmayan romantik söylemlerin kurbanı edilmiştir. Üstelik dönemin siyasi, ekonomik ve sosyolojik şartlarından bağımsız olarak belirli imgelere indirgenen Sarıkamış Harekatı’nın başarıya ulaşmamış olması durumu daha da karmaşık bir hale getirmiştir. Harekata katılan komutanların kaleme aldıkları hatıratlar ise konu hakkındaki bilgi kirliliğinin temelini oluşturmuştur. Özellikle “donma olayları” ve “90.000 şehit” söylemi, Sarıkamış Harekatının dramatize edilmesine ve bu türden kolaycı yaklaşımların toplumsal kabul görmesine neden olmuştur. Oysaki hiçbir siyasi ya da içtimai gelişmeyi yalnızca bir kişi ya da gelişmenin varlığıyla açıklamak mümkün olmayacaktır. Sarıkamış Harekatı’nın doğru anlaşılabilmesi için harekatın askeri nedenleri, dönemin şartları içerisinde değerlendirilmelidir.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
 
I.Dünya Savaşı Sırasında Galiçya’da Savaşan Osmanlı-Türk Askerleri (1916-1917)
Prof. Dr. DanutaChmielowska
 
Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan’a bağlanmasından sonra Avusturya karşıtı gösteriler düzenlenirken, Belgrad yönetimi güney Slavlarını birleştirmek amacıyla birilerinin hoşuna gitsede gitmese de bu gösterileri desteklemektedir. Sırbistan’ın arkasında Balkanları arka bahçesi gibi gören Rusya vardır. 28 Haziran 1914 tarihinde, Türklerle Kosova meydan muharebesinin yıldönümünde, her Sırp vatanseveri tarafından, “Birleşme veya Ölüm” örgütü üyelerinden Czarna Ręka  “Kara El” olarak da bilinen Gavrilo Princip, Sarayevo caddelerinden birinde yürürken, Avusturya-Macaristan veliahtı Franciszek Ferdynand ve eşinden 1,5 metre mesafede marka silahına çıkarıp ateş etmeye başlar. Bu olay Avrupa’da savaşın patlak vermesine neden olur. Osmanlı İmparatorluğunun tercihi İtilaf Devletleri tarafından yana olmuş ve bunun gereği olarak Galiçya cephesinde (Polonya) Türk askerleri, müttefik güçlerle omuz omuza bu cephede kahramanca mücadele etmiştir.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
İki Burjuva Demokrasi Devrimi Arasında (1905-1917)
Alaş Aydınları ve Sibirya Eyaletçileri
Ayımbetova Ardak
 
19.yy’ın sonu Rusya’da Çarlık rejimi altında yaşayan halklar arasında bağımsızlık fikir ve hareketlerinin ortaya çıktığı dönem olur. Bu dönem siyasi ve toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasında en önemli etken Kazan ve Petersbug üniversitelerinde okuyarak yurtlarına dönen aydınlardır. Getirdikleri yeni fikirleri toplum içinde yaymaya çalışan aydınların faaliyetlerine 1905 ilk Rus devrimi yeni bir ivme kazandırırken, 1917 Bolşevik devrimi  Bu faaliyetler içinde büyük Kazak bozkırlarında aydınlar Alaşçılar ve Eyaletçiler olarak iki siyasi akım içinde faaliyetlerini sürdürürler.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Türk Dünyasının Dünya Görüşü Üzerine Bazı Mülâhazalar
Rafael Muhammetdinov
 
Rusya, son yıllarda devletin üniter yapısını korumaya yönelik çabalardan olmak üzere, “Rus dünyası” kavramı adıyla bir ideoloji geliştirmeye çabalamaktadır. Bu ideoloji, özellikle Rus dil ve kültürünün geliştirilmesi ve bütün Avrasya coğrafyasına hakim hale getirilmesini içermektedir. Ancak, Avrasya bozkırlarının en eski sakinleri Türkler olmakla, Türkler ve Türk Dünyası daha kadim bir medeniyettir. Ancak, Türk dünyasının varlığını korumak ve devam ettirme de, geleceğe yönelik ortak ve temel bir dünya görüşünü içeren ideolojiye ihtiyacı vardır. Bu ideoloji, Türklerin evreni algılamada bütüncül bir kozmogonik kadim anlayış üzerine temellendirilmelidir.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Duha Türkleri
Turan Can
 
Duha Türkleri, Kuzey Moğolistan’da taygalarla çevrilmiş bir bölgede yaşamaktadırlar. Kültürel kimliklerini ve dillerini şimdiye kadar koruyabilmiş, nadir Türk etnik topluluklarından biridirler. Ren geyiği çobanlığıyla, tayga ormanlarından toplayıcılıkla geçimlerini idame ettiren Duhalar, gerek göçebe hayatın tabii şartlarıyla, gerekse Moğol siyâsî tercihler karşısında Moğol kültürü içinde etnik kimliklerini ve dillerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyorlar.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Macar-Turan Kurultayı (2014)
Hilmi Özden
 
2014 Macar Turan Kurultayı 8-10 Ağustos Tarihleri arasında Macaristan Bugaç ilçesinde gerçekleştirildi. Türkiyeden ve Türk Dünyasından gelen binlerce insan bu etkinliğe katıldı. Türkiye'den ve Yurt Dışı Türklerinden Kurultaya iştirak edenler Türk Dünyası Araştırma Vakfı'nın, UKİD-TİKA'nın vb organizyonlar ile gerçekleştirilmiştir. Özellikle Türkistan coğrafyası misafirleri, Macar- Turan Vakfının maddi ve manevi desteği ile Macaristan’a gelmişlerdi. Kurultay öncesi Macaristan parlamentosuna davet edilen Turan halkları temsilcileri düşüncelerini ifade ettiler. Macaristan Meclis başkanı ve Kurultay başkanı Andraş Bey misafirleri etkileyici konuşmalar yaptılar. TDAV (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı), UKİD (Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği)-TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) ekibi Galiçya cephesinde şehit düşen Osmanlı Türk askerlerinin mezarlarını, Gül Baba Türbesi ve Buda kalesini, Macar kahramanlar meydanı gibi diğer tarihi yerleri ziyaret ettiler. Kurultayda Hun Türklerinin gelenekleri sergilendi. At gösterileri, müzik, güreşler, okçuluk ve diğer etkinlikler ziyaretçileri büyüledi. Kurultay'ın gelecek yıllarda da yapılması düşünülmektedir.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Ebülfez Elçibey ve Tolunoğulları Tarihi
Doç. Dr. Hasan Hüseyin Adalıoğlu
 
Elçibey, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın demokratik seçimle iş başına gelen ilk devlet başkanı olmuştur (7 Haziran 1992). Ebülfez Elçibey (Aliyev), Tolunoğulları Devleti Tarihi eserinde, Tolunoğulları Devletinin ortaya çıktığı tarihî şartlar, devletin siyasî tarihi, ekonomisi, sosyal ilişkileri, hukuk sistemi ve kültürel hayatı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyar. Kitap dört bölümden oluşmaktadır. I. Bölüm, Abbasi hilafetinin Dağılması ve Parçalanması. II. Bölüm, Tolunoğulları Devletinin Kuruluşunu, III. Bölüm, Tolunoğulları Devletinin Devlet Yapısı, IV. Bölüm, Ekonomi, Sosyal ve Kültürel Hayatını ele almaktadır. Tolunoğulları Devleti, Abbasi halifeliğinin sınırları içinde 9. yüzyılın ortalarından itibaren kurulan bağımsız devletlerden biridir. Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'in tamamını, Tunus’un ise bir bölümünü hakimiyetleri altında birleştirip, 37 yıla yakın bir süreyle hükümran olmuşlardır. Tolunoğulları hanedanının ilk temsilcisi ve devletin kurucusu Ahmed bin Tolun'un çok yönlü ve başarılı politikaları sonucu Mısır ve çevresinde hem kültürel, hem iktisadi, hem de medeniyet açısından bir yükseliş devri yaşanmıştır.
Yazının devamı dergi sayfalarında
==================================================================
 
Yıllık Abone Bedelcom
Yıllık 4 Sayı 80 TL.
Tlf.     0212 520 2719
Cep:  0532 494 1460 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

46 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi