ŞAİR ÜLKÜ OLCAY İLK ŞİİR KİTABININ GELİRİNİ TÜRKMEN ÇOCUKLARI’NA BAĞIŞLADI.

ŞAİR ÜLKÜ OLCAY İLK ŞİİR KİTABININ GELİRİNİ TÜRKMEN ÇOCUKLARI’NA BAĞIŞLADI.

Sitemizin yazarı Eğitimci-Çevirmen Şair Ülkü Olcay’ın ilk şiir kitabı “Düş Ertesi” raflarda yerini aldı.

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıkan 96 sayfalık kitapta şairin, hece ve serbest olmak üzere 94 şiiri yer alıyor.

Yaklaşık 3 yıldır yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarla elde ettiği yardımları  Adana'da bulunan özellikle yetim çocuklara ulaştırmayı kendine borç bilen Ülkü Olcay, daha fazla çocuğun yüzü gülsün diye uzun zamandır emek verdiği kitabının gelirini Türkmen çocuklara adadı.

Kitabı temin etmek isteyenlerin aynı zamanda Türkmen çocuklarına yardım etmiş olacakları hususunu hatırdan çıkarılmaması gerektiğini  Hediyesi 20 TL olan “Düş Ertesi”  kitabını, talep edenlere kargo ile ulaştırılacağını bildirdi. Talep Adresi ise+90 5079422944 numaralı WhatsApp hattı ile This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. email adresidir..

Kitabın önsözünü kaleme alan Şair ve Yazar İmdat Avşar’ın, “Ummana Dökülmeyi Bekleyen Aşk Yağmuru” diye başlayan tanıtım yazısını olduğu gibi yayınlıyorum.

“Ülkü Olcay bu ilk şiir kitabıyla bizi, aşkın her an görülebilen bir “düş” şiirin ise gerçeğin kavranmasından sonraki “düş ertesi”nin terennümü olduğuna inandırmaya çalışıyor. Haksız da sayılmaz. Çünkü aşk, aklın aşmaya izin vermediği sınırları, yüreğinin kavrayışıyla düşe döndürerek aşmak aynı zamandaaklın inanmadığı o düşe gönüllü olarak inanmaktır. Akıl insanı geri çekse de yürek her daim o düşün büyüsünü yaşamak için deli bir çırpınış içindedir. Böylece aşkın hükmettiği insanın hayatında da hayal ile gerçek bir sarmal gibi birbirine dolanır.

Aslında bu durum, tam da bir düş iklimi olan şiiri tetikler, şair gönülleri şiirin derin sularında yüzdürmeye başlar ve o düş iklimine özgü dizeler dökülüverir şairin söz bohçasından. Çünkü şair yüreği, Olcay’ın da ifade ettiği gibi “içinden şiirsiz geçilemeyecek kadar derin gözlerin” esiridir…

Şair o iklimde sevgilinin “gözlerinin değdiği şiirleri” de okur elbette ve korkularını şiir okumasını arzu ettiği cananın “sesine gömmeyi” de… Eğer o düş aleminde “şehrin kara bahtını aklayan akasyalar” varsa, hayal de gerçeği aşacaktır. Olcay da bu iklimde söze tutunup bir seraba doğru inançla yürüyor...

Olcay, aklın sesinden azat olup gönlün sesini beyaz kâğıda dökmeye başladığında “mavera göklerinden” derlediği ve gökyüzünde “asi yılkılar” gibi koşuşturduğu bulutları da söz damlalarına dönüşerek aralıksız yağdırmaya başlıyor. Bir düş ertesi’ne rastlayan bu söz yağışında birbirine karışan ayrılık, sitem, şikâyet, hüzün, bekleyiş, ümit, hasret, yalnızlık dereleri, onun sevgi vadisinde bütün duyguları önüne katıp sürükleyen bir şiir seline karışıyor. Gönüllerdeki kadim sızıyı uyandırıp yaraların kabuğunu yeniden kavlatıyor şair, sözün cazibesine kapılan her yüreği de içe dokunan mısralarına çarpa çarpa ufalayıp aşkın ummanına döküveriyor. Bu sele direnmek, o düşü görüp gerçek olduğuna inanmış yaralı yüreklerin haddine değil. Çünkü Olcay’ın gönlünde bu duygu selini daha da coşturan ve “ummana dökülmek için hazır bekleyen bir aşk yağmuru” daha var…

“Bir dem tutsan nefesin kainat boşa döner” mısraı ile aşkı inanmış bir yüreğin sesiyle terennüm eden, coşkulu bir ruh hâliyle düş vadisine yürüyen Olcay aslında her şair gibi gördüğünün düş olduğunu geç de olsa fark ediyor ve “Acılar tahtına çıkaran aşktır…” hükmünü giydiriyor yüreğe… Tabi olarak mısra mısra bir uyanış başlıyor sonrasında. Olcay’ın şiirinde, gerçeğin soğuk yüzüne hafif bir dokunuş bu: “Derken titredi zaman hakikati görünce/ Bir rüyaydı uyandım paramparçaydı gece…”

Olcay’ın şiirlerindeki bu poetik bütünlük, düş kırıklıklarını “canı tende kurutan” sevdaya siteme dönüştürüyor ve elbette can yakan sevdadan şikâyete: “Dermanı yok küllerin hâlimin beyanına…”

Eğer sevda yangınında kanatları kül olan bir âşık yürek varsa, bir pişmanlık da olacaktır. Ama Olcay’ın poetikasında pişmanlığı anlayan da o aldanışı yaşayan şairden başkası değil:

“Nedamet zehrini yutsam kim anlar…”

Taşa değen aşkın düş kırıklıkları elbette gönül yaralarının sağaltılmasını ve ruhun bir denge hâlinde tutulmasını gerektirir. “Fikir kan ter içinde duygular yerçekimsiz” kaldığında, sevmeyi ibadet bilen şair de sanki şu gerçeği çarpıyor okuyucunun yüzüne: “Canana ram oluş kula ibadet değil.” Ancak Olcay’ın şiirlerindeki nedamet, sözde bir pişmanlık. Yanmaktan haz alan şair yüreğindeki sevda odu, hafif bir rüzgârda yeniden közermeye başlıyor sanki. İşte söze sığınan yürekler için bu yeni bir sevginin, yeni bir ateşin de başlangıcıdır. Şair de bu pişmanlığı, yılgınlığı kabul etmiyor ve aşkın “yangınına bağrını açanlara aşk olsun” diye sesleniyor…

Sözü, çok da uzatmadan asıl sahibine, şaire teslim ederken, Ülkü Olcay’a, “sancılı dolunay” demlerinde yürek sızısıyla kat edilen şiir yolunda uğurlar arzuluyorum.”

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

28 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi