(7 Kasım'daki yazının devamı)

Birincisi: Depremin çaresi vardır ve kolaydır. 7 Temmuz sormuştuk: "… neden önceden tedbir alınmıyor? Etkili ve sürekli denetim neden yapılmıyor? Neden deprem bölgelerindeki binalar elden geçirilerek yıkılması veya sağlamlaştırılması gerekenlerle ilgili tedbirler alınmıyor. 'İnsanları deprem değil binalar öldürür' gibi sorumluları gizlemeye yarayan boş laflardan kaçınılmıyor? Bize göre, bu ağır sorunun çaresi de yetkilileri de sorumluları da bellidir."

Bugün için depremin bilançosu şöyle: Can kaybı 116, yaralı 1035'dir. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, şehir genelinde acil yıkılması gereken 506 hasarlı bina var" dedi. Yine, bilim insanı, siyasetçi ve ilgili ilgisiz herkes konuştu. Yine görüldü ki, bilinmeyen bir şey yok. "Neden önceden tedbir alınmıyor? 116 kişi neden öldü, binalar neden yıkıldı" demiştik. Cevap yine, "konteynerler geldi, yeni bina yapacağız" oldu. Aradan 23 gün geçti, yine her şey unutuldu. Eski tas, eski hamam. Neden?

***

İkincisi: KKTC vardır ve yaşayacaktır. Kıbrıs'ın 449 yıllık tarihinde ada, 1914'de İngilizler gasp edinceye kadar 1571'den itibaren hukuken bizimdi. Sonra, 46 yıl İngiliz işgalinde kaldı. 1959'da Londra-Zürih Antlaşmasına, Yunanistan ve İngiltere, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni kurdu. Böylece Rumlar tarihte ilk defa Kıbrıs'ın yöneticisi olabildi. Bununla yetinmediler, 1963 darbesiyle Türkler önce ortaklıktan atıldı, sonra adadan çıkmaları için Yunanıyla, kilisesiyle, Akritas planıyla, EOKA ve türevi terör örgütleriyle kanlı saldırılara maruz kaldı, binlerce masum Türk, hunharca katledildi. Türkiye 1974'de Garantör ülke olarak müdahale ederek katliamı durdurdu, oyun bozuldu. Ülkeye huzur geldi. Aynı yıl BM gözetiminde iki bölgeli, iki halka ve siyasi eşitliğe göre 43 yıl süren federasyon görüşmeleri sonuç vermedi. Çünkü Türkler "azınlık" yapılmak isteniyordu. Üstelik Türkleri, "Türkiye bize karışmasın, biz Rumlarla federasyon rejimi içinde birlikte yaşarız" gibi görüşleri savunan Mustafa Akıncı temsil ediyordu. Kıbrıs ve Türkiye Türklüğünün sağduyusu, Rum rüyalarını boşa çıkardı, 11 Ekim seçimlerinde Ersin Tatar Cumhurbaşkanı seçildi, Akıncı kaybetti. Böylece "bağımsız iki devletli" çözüm dönemine gelindi. Bu insani çözümü savunan Cumhurbaşkanı Tatar, Türkiye'nin desteğini de aldı. Eğer görüşmeler buna göre başlarsa, sonucu, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının korunması ve KKTC'nin kararlılığı belirleyecektir, bu kesindir. Rumlar yine Rumluk yaparsa, KKTC'nin tanıtılması şart olacaktır. İnanıyoruz ki, birçok dost ve kardeş ülke buna hazırdır. 

***

ÜçüncüsüErmeni azgınlığı ve Azerbaycan'ın zaferi. Sovyetler Birliği 1990'da dağılınca ortaya çıkan 15 ülkeden biri de Ermenistan'dı. Yayımladığı Bildirgede, Türkiye'den, Azerbaycan'dan ve Gürcistan'dan toprak istiyordu. Ermenistan, dünyada terörle anılan ve en büyük zararı da kendine veren ülke olarak tanınıyor. Nitekim, 800 yıldır huzur içinde yaşadıkları Osmanlı ve Türkiye topraklarında, emperyalistlerin emellerine hizmet ettiklerine anlamadan sayısız kanlı terör eylemi ve isyan çıkardılar. Bu ihanetin kaynağında 1878 Berlin Konferansında Rusya, İngiltere ve Fransa'nın, "Ermenilere Hazar ile Karadeniz arasında devlet kurduracağız" yalanıyla aldatılmaları vardı. Bugün yaşananların da, yarın yaşanacaklarında emperyalistlere hizmet edeceği bilinmelidir. 

Ermeniler, 1992-93'de, Sovyetlerin askeri desteğiyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal etti. Hem de insanlığın yüzünü kızartacak hunharca katliam ve soykırım metotlarıyla. 28 yıl sabreden Azerbaycan, 27 Eylül'de harekete geçti, 44 günde Ermenileri hezimete uğrattı. Dağlık Karabağ kurtarılmak üzereyken Ruslar araya girdi. Her şey önceden hazırlanmıştı, üçlü mutabakatla ateşkes sağlandı. Buna göre; Azerbaycan Dağlık Karabağ'da bulunduğu yerde kalacak, Ermenistan işgalinde kalan şehirlerden çekilecek, Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasında Laçin koridorunun, Nahçivan ile Azerbaycan arasında, Zengezur koridoru açılmasına, Türkiye'nin yer almayacağı üçlü "Barış Gücü" kurulmasına, Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasında açılacak (statüsü, projesi ve işlevi belli) Laçin koridoru, Nahçivan ile Azerbaycan arasında açılacak (hiçbir şeyi belli olmayan) Zengezur koridoruna karar verildi.

Değerlendirme: Gelinen noktada Türkiye'nin desteklediği Azerbaycan, inisiyatif Ruslarda olsa bile siyasi hedefine büyük çapta ulaşmış görünüyor. Bundan sonra Rusya'nın stratejisi nasıl olacak, bu çok önemli. Bölge devleti olabilmesi için önce Güney Kafkasya'da (Ukrayna-Kırım dâhil) güvenliği ve istikrarı sağlaması, sonra sıra, Suriye'de deniz, hava ve kara üslerinin kalıcılığını sağlamaya gelecektir. Bu da kolay değildir. Zira güdümündeki Ermenistan'a bile söz geçiremediği dikkate alındığında, Suriye ve Libya'da ABD, AB gibi emperyalist güçlerle baş etmesi mümkün olmayacaktır.

Bu durumda Rusya'nın, Türkiye ve Azerbaycan'la ciddi ve kalıcı bir işbirliğine ihtiyacı vardır. Türkiye'nin de bu stratejik hesabı dikkate alarak Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölge ülkeleriyle arasını düzeltmesi hayati derecede önem kazanıyor. Rusya ise, Türkiye ve Azerbaycan ile dostluğunu güçlendirmek durumunda olduğunu görecektir. Kısa vadede, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ateşkes anlaşmasının bazı sorunlu taraflarını bu gerçeklere göre ıslahında tereddüt etmeyecektir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

103 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi