AB ADAYLIĞIMIZ SANAL, RUMLARIN ÜYELİĞİ GERÇEK MİYDİ?

Sadi SOMUNCUOĞLU

Önceki yazımızda, Helsinki zirvesinde Türkiye'ye verilen "adaylık" statüsünü, 10 Aralık 1999'da akşam vakti saat 16.00'da Bakanlar Kurulu'nda gerçekleşen görüşmeyi anlatmıştık. Alelacele ve ilk defa mutadın dışında toplanıyorduk ve gündemi bilmiyorduk. Üstelik, sonradan öğrendik ki, Zirve kararının tam metni dağıtılmadı.

 Dışişleri bürokratlarının karşı çıkması üzerine imdada, "Bizi rahatlattı" denilen AB Dönem Başkanı Lipponen'in mektubu yetiştirilmişti. Bakanlar mektubu görmedi. AB'yi bağlamayacağı belli olan mektupta, meselenin esası sadece buymuş gibi, "Kıbrıs'ın müzakerelerde şart olmayacağı"nın taahhüt edildiği sözle duyuruldu. Benim, "Adaylık statüsünü görüşelim. Ama Kıbrıs, Ege ve yeni azınlık yaratma hesaplarının burada ne işi var? Yunanistan AB'ye üye olurken Kıbrıs ve Ege meselelerini hallet denildi mi ki? " sorum cevapsız kaldı. "Bu üç sorunun Zirve metninden çıkarılmasını isteyelim, aksi halde zor durumda kalacağı" şeklindeki teklifim kabul görmedi. Bunun üzerine "Bu şartımızı yazılı olarak Brüksel'e bildirelim" önerim de reddedildi.

Sonuçta anladım ki, Bakanlar kurulu bir formaliteyi ikmal etmek üzere toplanmıştı. "Yüz yılın projesi" adı verilen AB yolculuğumuzun hikayesinden bir kesit böyleydi. 

Adaylığımızın PKK ile ilgisi

1998'de başlayan İlerleme Raporlarının tamamında PKK terör örgütü yer almış ve AB, Sevr'deki gibi ırk ve dil azınlığı siyasetini sürdürmüştür. AB ülkeleri kanun kaçağı PKK'lıların barınma ve eylem merkezi olmuştur. 2000 KOB'da ve 2001 İlerleme Raporunda yerel dillerde eğitim, TV yayını ve her türlü hakların verilmesi istendi.

İlginç bir mektup

Helsinki Zirvesi'nden önce Kuzey Irak'tan AB'ye bir mektup geldi. Kürdistan Demokrat Partisi Parti Meclisi imzalı bu mektupta Partimiz, özellikle Türkiye ile ilgili olarak, AB devletlerinin dikkatini Kürt sorununa çekmelerini ve bu konuda Türkiye'den bağlayıcı taahhütler almasını talep etmiştir,  deniliyor. (04. 12. 1999) Bunun yanında PKK'nın da Helsinki Zirvesi öncesinde Türkiye'nin adaylığı için çalıştığını hatırlatmak isteriz. AB, KDP ve PKK'nın ortak bir noktada buluştuğu görülüyor

Neden aday ülke olduk?

1) Türkiye ile Yunanistan arasında yumuşama başlamıştı. 1997 Lüksemburg Zirvesinden sonra Yunanistan, teröristbaşının Nayrobi Büyükelçiliğinde yakalanması, cebinden GKRY'nin pasaportunun çıkması üzerine terörist devlet ilan edilmekle karşı karşıya kalmıştı. Bundan kurtulmak için Papandreu ile İsmail Cem arasında yakınlaşma hasıl olmuş, hatta birlikte "Sirtaki" (Bundan dolayı 2002'de yayımlanan kitabımızın adı Kıbrıs'ta Sirtaki konmuştu) oynamışlardı. O tarihte yaşanan depremi de vesile yaparak Yunanistan'la ilişkilerimiz yumuşamaya başlamıştı.

2) Lüksemburg Zirvesi'nden sonra Türkiye'nin AB ile ilişkilerini dondurması AB'yi telaşlandırmıştı. Bu durumda Kıbrıs Rum kesiminin üyeliği ve Ege sorunlarında ilerleme mümkün olmayacaktı.

3) Türkiye gibi büyük ve stratejik konumu olan bir ülke başka arayışlara girebilirdi. Elden kaçırılmaması gerekiyordu.

4) İdam cezası alan Öcalan'ın kurtarılması, bölücü terör ve yeni azınlık projesinin devamı için aday yapıldık. 

Öne çıkan ve AB metinlerinde açıkça yer alan bu dört meselenin çözümü için Alman Federal Parlamento Sözcüsü Michael Klossun dediği gibi: Adaylık "sembolik" kalacaktı.

Brüksel'de aile fotoğrafından sonra neler oldu?

Başbakan Ecevit: "Evet dedim ama içime sindiremedim."

Dışişleri Bakanı İsmail Cem, "Kıbrıs'la ilgili ifadeler aleyhimizedir." dedi.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: Şartlar içinde olabildiğince iyi bir karar. Zaman içinde pek çok şey değişecektir." Demirel, yine Cumhurbaşkanı sıfatıyla 2 Şubat 1995'te "AB Sevr'i istiyor" demişti.

Yunan Hükümet Sözcüsü: "Çok mutluyuz ki Kıbrıs dahil bizim tekliflerimiz kabul edildi."

Günter Verheugen: "Merak edecek bir şey yok; biz Türkiye'ye tam üyelik için hiçbir güvence vermedik."

İtalya Başbakanı Massimo D'Alema: "Şimdi Öcalan'ın hayatı kurtuldu."

İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindth: "Kürt sorununun çözümüyle ilgili yasal adımlar atılmalı ve bu yasalar hayata geçirilmeli. Böyle olursa terör yerine siyasî diyalogun, sorunların çözümünde daha etkili olduğunu PKK ve yandaşları anlar. Benim önerim Kürtçe eğitime fırsat verilmeli. Ayrıca Kürtçe yayına izin verilmeli." (AB hukukuna, AİHS, AİHM içtihatlarına tamamen aykırı. SS.)

Alman Federal Parlamento Sözcüsü Michael Kloss: "Adaylık statüsü sembolik kalacak ve tam üyelik için yıllarca beklemek zorunda kalacak olan Türk halkı büyük hayal kırıklığına düşüp, AB'den soğuyacak."

2002 Kopenhag Zirvesi ve Rumlar AB üyeliği

12-13 Aralık'ta Kopenhag'da yapılan zirvede, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin tek yanlı müracaatı üzerine ''Kıbrıs''ın AB üyeliğine karar verdi. Başbakan Abdullah Gül ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın katıldığı zirvede, Türkiye "bize müzakere tarihi verilirse, AB Ordusu ve Kıbrıs gibi sorunları bir torbaya koyar "evet" deriz" şeklinde öneride bulundu. Hâlâ "hayır" denebileceği derin endişesi içinde olan AB, derin bir pişkinlikle "o ayrı, bu ayrı" diyerek rahatladı.  

"Rumların AB üyeliği gerçek, bizim AB adaylığımız sanal" derken haksız mıyız?

NOT: Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu perçinleyen 30 Ağustos Zaferi kutlu olsun.

28 Ağustos 2019'da kaybettiğimiz aziz büyüğümüz, hocaların hocası Prof.Dr. Mustafa Kafalı'yı rahmet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad olsun.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
İSMET ATLI AĞABEY
Salı, 13 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

83 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi