Dernek üyelerimizin de arasında bulunduğu bir whatsApp grubunda Nazım Hikmet tartışıldı. Özellikle komünistliği vatan hainliği gibi sıfatları da ön plana çıkarılarak. Elbette Nazım’ın vatan hainliğini teyit edenler olduğu gibi, makul karşılayanlarda vardır.

Ben şahsen bu dünyadan göç etmiş olanların yaşadıklarında tartışma konusu yapılmış meseleleri ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilmesine taraftarı değilim. Nazım  Hikmet’in şairliği ve eseleri tartışılsaydı daha iyi olurdu.

Zira bu eskimiş konuların neyini tartışacağız? Nazım’ın savunduğu Marksizm ya da Komünizm hayatiyetini yitirmiş, hizmet ettiği yada sığındığı Sovyetler Birliği parçalanmış, Varşova Paktı tamamen ortadan kalkmıştır. Ve bugün bu fikrin samimi savunucuları da kelaynak kuşları gibi korunmaya muhtaç hale gelmişlerdir.

Ha şunu da söylememiz şart; bu dünyadan göç etmiş olan hiç bir şahıs dokunulmaz değildir. Kutsallığı da yoktur. Elbette yaşadıkları süre içerisinde Tanrı’nın elçileri de dahil, yanlışları da doğruları da vardır. Onun içi her hadiseyi kendi şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.

Hani bir güzel atasözümüz var:”Önce iğneyi kendimize sonra çuvaldızı başkasına batıralım.”  diye. Biz tam tersini yapmaktayız. Elimize geçirdiğimiz çuvaldızı bizim gibi düşünmeyen herkese batırıyoruz.

İğneyi kendimize batırdığımız da itiraf etmesek de hep keşkeler ile karşılaşırız. Tecrübe dediğimiz şeyde zaten bu değil mi?

Bu güne kadar geçirdiğimiz dönemleri dikkate aldığımızda birlikte yola çıktıklarımızla zaman içerisinde ayrıldığımızı görür üzülür, muhalif olduklarımızla da bazen birlikte olur mutluluk duyarız. Aslında bizi huzursuz ya da mutlu yapan husus benimsediğimiz ilkelere sahiplenme duygusudur.

Bu ayrılıkların ve birlikteliklerin sebebi ise doğru dediğimiz şeylerin izafi oluşudur. Ve zaman içerisinde değişebildikleridir. Yani doğru tek değildir. Fikirlere düşüncelere saygılı oluşumuzun da kaynağı budur.

Elbette bizler için ilkeler çok önemli kılavuzlardır. Bunları müşahhas hale getirmeden kalıcı birliktelikler oluşturmak hem bireyler için hem de toplumlar için çok zordur.

Oysa biz insanlar geçiciyiz, kalıcı olanlar ise ilkelerdir. Şöyle bir tahayyül edin birkaç asır sonra bu gün savunduğumuz ya da karşı olduğumuz insanların o günleri yaşayanlar için anlamı ne olabilir? Kalıcı eser bırakmayanlar ya da fikir ve düşüncelerini o yıllara ulaştıramayanlar toprak olurlar..

Ama ilkelerinden taviz vermeden yaşayanlar ve bu mücadelelerini eserlerine geçirenler var olacaklardır. Eserleri ve hayatları o günün insanları tarafından incelenme konusu olacaktır. Belki de eserleri düşünceleri o insanlara da kılavuzluk yapacaktır. Bilinmez…

Bilinecek olan kesin olarak şudur ki; insanlar bağımsız, özgür ve onurlu yaşayacakları bir vatan ve bir bayrak altında can ve mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi bugün dahi vazgeçemediğimiz değerler için mücadele etmeye devam edeceklerdir.

Türk milliyetçisi olarak varlık sebebimiz de zaten bu değil mi?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
ŞEHİTLERİMİZE
Cumartesi, 06 Mart 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
ÇAKA BEY KÖPRÜSÜ
Perşembe, 04 Mart 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

58 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi