Necati Özkaya

YAVUZ'LA SON GÖRÜŞMEM

Necati ÖZKAYA

Namlunun ucunda olduğumuz, kurşunun adres sormadığı o karanlık yıllar. Maraş olaylarının bir kâbus gibi çöktüğü 1978'in Aralık ayı... Kan ve barut kokularını soluduğumuz o yıllar. Henüz Fahriye -Mazhar Tanrıtanır'ın oğlu şehit Ahmet Serdar'ın acısı yüreklerimizi dağladığı, anacığımın kız kardeşini teselli için Fahriye Teyzem de kaldığı günler... Ahmet'in cenazesi için izinli olarak geldiğim Adana dan dönüş günü Adana Otogarına beni uğurlamaya Yavuz ile birlikte gittik. Yol boyu konuşmamızda sıkıyönetimin ilan edildiğinin iyi olacağını konuştuk. En büyük isteği, 

kurtarılmış olan o mahalleden biran önce bir ev bulup taşınmaktı. Ayrılık saati gelip, çatmıştı. Birbirimize sarılıp vedalaştık. Meğer bu son uğurlama, bu son vedaydı...

O tarihten itibaren kara bir sayfa olarak kalacak 12 Ocak 1979 Cuma günü. Kışlada öğlen yemeği ve sonrası Cuma Namazı...

Acı acı.çalan telefon ve görevli erin yanıma gelip, "Komutanım Adana dan telefonunuz var ".Korku ve endişe ile ahizeyi elime aldığımda, hattın ucunda Yakup Ziya Genç ürkek bir sesle " Oğuz abi, Yavuz, Müzeyyen abla sabah işe giderlerken saldırıya uğramışlar. Önemli bir şeyleri yok."dedi. Dünya başıma yıkılmıştı. Hemen Adana ya gitmeliydim. Şimdi adını unuttuğum Alay Komutanı asla izin vermem. Göndermiyorum. Daha yeni geldin. Başımı belaya sokmam diye ısrar edince Tabur Komutanım ve Ülküdaşım Binbaşı Ünal Çevik ,"Ben kefilim, ben gönderiyorum " diyerek, zoraki izin alabildi. Fakat aksilikler peşimi bırakmadı. Öğlen kalkacak olan uçak rötar yapıp ancak gece yarısı Adana'ya gelebildi. Bindiğim taksi ile önce evimize uğradım. Alt komşum "evde kimse yok, teyzengildeler." dedi. Taksi ile yola devam edip, on beş gün önce bir şehit cenazesinin kalktığı Fahriye teyzemlere gittim. Daha kapıdan girmeden olağanüstü bir durumun olduğunu gördüm. Necdet ağabeyim beni karşıladı. Metin olmaya çalışarak, boynuma sarıldı. "Yavuz'umuzu kaybettik. Oğuz da yaralı"dedi. "Annem ikisinin de yaralı olduğunu zannediyor. Bir şey söyleme" diyerek, beni tembihledi. Odaya girdiğimde bir birini teselli etmek isteyen iki kız kardeşin yanına gidip, ellerini öpüp sarıldım. Anam, çileli anam "oğlum bana kimse bir şey demiyor, hastaneye de götürmediler. Kardeşlerinin durumunu gidip öğren ve gel bana söyle" dedi. Sonra Yakup Ziya ile hastaneye gittik. Oğuz abım yarı baygın, başı sarılı bir şekilde yatıyor. Meğer kurşun gözüne girip, çıkmış. Öldü diye başka kurşun atmamışlar. Müzeyyen, sakinleştirici iğnelerin tesiriyle uyuyordu. Morga götürmelerini söyledim. Yavuz'u görmek istedim. Sanki gülümsüyor gibi rahat bir uykudaydı.

Eve döndüğümüz de anneme Yavuz'un Şehit olduğunu söylemişlerdi. Feryada karışan isyan nidaları, sel olan gözyaşları...

Ertesi gün Asri Mezarlıkta Onu son bir defa ziyaret ettim. Yıkamışlardı. Aynı gülümseyen yüzünü son defa öptüm. Artık gözyaşlarım sel olmuş akıyordu. Bir film şeridi gibi birlikte geçirdiğimiz 24 yıl gözlerimin önünden gelip, geçti. O yoktu ... Ya biz?

Bugün 41. Yıl dönümü. Her 12 Ocakta takvim sayfaları bizim için simsiyah. Her 12 Ocakta yüreğimizde ki kor, yeniden alev olup bizi yakar.

O serin sehviler altında, Ay Yıldızın gölgesinde, toprak ananın koynunda sevdikleri ile kavuşacak günü bekliyor. Önce Anamızı, İsmet Ustayı, ağabeyimiz ve hocamız Necdet abimi, birkaç ay öncede Kazım'ı(Akdağ) yolcu ettik.

Biz ise her sevdiğimizi gönderdikçe, daha yalnız, daha mahsul olarak yaşamaya devam ediyoruz.

Aramızdan ayrılan sevdiklerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yüce Tanrı merhametini onlardan esirgemesin. Geride kalanlarımızı da yolundan ayırmasın.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
İSMET ATLI AĞABEY
Salı, 13 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

158 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi