Mehmet Ali Kalkan

ALLAH RIZASI A.Ş Hasan Songür - Mehmet Ali KALKAN

Hasan Songür Bey'in  bir kitabı var; Allah Rızası A.Ş. Korsan tarikat ve korsan şeyhi anlatmış.

Bazı şeyleri duyuyoruz biliyoruz ama işin içinde yaşayan samimi bir insanın kaleminden okumak çok daha başka.

Tarikatlarda genel kanaat şu; Mürit şeyhin elinde gassal elinde meyyit gibi olmalı. Yani ölü gibi olacak. Onu yıkayana hiç bir tepki vermeyecek. Yıkayıcı da canı ne istiyorsa, ne biliyorsa öyle davranacak.

"Yeni mürit olmuş kişiden beklenen tek şey, Hocam dedi ki diye başlayan her cümleye dikkat kesilmesi ve cümlenin ilettiği mesaja harfiyen uymasıdır.

Hocanın sözleri ayetlerle çelişirse, tabii ki hocanın mesajı yeğ tutulacak.

Bir müridin uyması gereken ilk ve son kural budur."

Nedenini de şöyle,

"Onlar peygamber varisleri olarak, peygamberlerin görevleriyle görevlendirilmişlerdir. Onlar Allah'ın (cc) dinini korumakta, bu dini insanlara tebliğ etmektedirler. Yeryüzündeki yaşam onların yüzü suyuna devam etmektedir."

"Allah (cc) bana bütün sırlarını verdi, sırrı halkı, sırrı hakkı, sırrın sırrını... Kainatta benim bilgim dışında bir kuş dahi uçmaz, türünden şathiler yumurtlar.

Ona yapılan hizmet Allah'a (cc) yapılmış gibi olur. Allah'a(cc) hizmet etmek isteyen kişi, ona hizmet etmelidir."

Hasan Songür Bey'in anlattığı ve kendisini şeyh olarak tanıtan kişi müritlerini Kuran'a yaklaştırmaz ve şöyle söylermiş;

"Sen kim oluyorsun ki, Allah'ın kitabını anlayacaksın. Kuran'ı öğrenmek istiyorsan beni tanı. Ben canlı Kuran'ım. Kuran'ı nasıl Allah(cc) gönderdiyse, beni de O seçti, onu pratik hayata geçirmek için."

"Bu düzen hiç bozulmamalıydı. Çünkü şeyh yapısıydı, dolayısıyla Allah (cc) yapısı."

Bunlara inandıktan, inandırıldıktan sonra da mesele kalmıyor tabi. Şeyh ne yaparsa yapsın doğru kabul ediliyor.

Çalışanlarına, emek verenlere, talebelere para vermiyorlar meselâ, çünkü yapılan çalışmalar Allah (cc) rızası için, toplanan paralar da öyle.

Şeyh uçmaz müritleri uçurur ama beraberce de uçuluyormuş demek ki, şöyle yazıyor kitapta; "Sovyetler'in yıkılışıyla ilgili söylentilerin tümü hikayedir. Hayvan gözüyle görünen vesveselerdir. Hakikat başkadır. Allah'ın (cc) kâinatı yönetme yetkisi verdiği kendisi Allah'ın (cc) izni ile Rusya'yı çökertmiştir."

Daha sonra Amerika'yı parçalayacakmış. Sonra Büyük İslam Devleti kuracakmış. Hacca gittiğinde dünyanın başka ülkelerinden de müritleri oluyormuş, onlar yapacaklarmış bu büyük işi.

"Beni akılla mantıkla anlayamazsınız, bana şeksiz şüphesiz inanacaksınız." diyormuş.

"Karılarını Allah'ın seçimine göre belirler. Yani Allah (cc) ona dermiş ki 'Ey kâinatı emrine verdiğim habibim, bu kulumla evleneceksin"

Şeyh de emir kulu ne yapsın? Allah'a karşı mı gelecek?

Her zaman dört hanımı olurmuş şeyhin.

Biraz da ben kendimden yazayım.

Bir şeyh böyle böyle evleniyormuş. Doğan çocukları da resmi hanımının üzerine kaydediyormuş. Bir gazete bunu haber yapınca çok büyük yerlerden tepki gelmiş, neden ifşa ediyorsunuz diye, gazeteci arkadaşım anlatmıştı.

Yine kitapta şöyle yazmış Hasan Songür Bey;

"Mesleği doktorluk olan bir mürit, şeyhim doktorluktan ne anlar diye düşünmez. Ondan mesleğini öğrenmeye, tıpla ilgili bilgiler, fikirler almaya hazırdır. Ona göre şeyh, dünyanın en iyi hekimidir.

Her meslekten mürit bu anlayıştadır."

Bunu okuyunca ben de bir hatıramı yazmak istedim.

Benim üzerimde hakkı olan bir ağabeyim kalbinden rahatsızdı. Bir tanıdığı 'seni şeyhime götüreyim, bir okusun geçer' demiş. Hadi götürenin mesleğini de söyleyeyim, tıp doktoru. Ağabeyimi almış götürmüşo vatandaş, okumuş şeyhi. Daha sonra iki defa kalp ameliyatı olmuştu ağabeyim.

Kitapta Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı'nın da ismi geçiyor.

Ali Kalkancı'nın meşhur olduğu zamandı.

Bir arkadaşımın bürosuna uğradım yokmuş, sekreteri not aldı. İşimi bitirdim, dönüşte yine uğradım, arkadaşım daha gelmemiş. Sekreter hanım, "not aldım, geldiğinizi söyleyeceğim" dedi. Baktım şöyle yazmış "Ali Kalkancı geldi."

Elbette doğru olanlar vardır, bizde Tapduk Emre'de, Yunus da bitmez.

Cübbeli Ahmet Hoca "tekbir getirin yangınlar söner" demiş ya,  okuyunca bunları yazmak istedim.

Yavuz Bülent Bakiler "Fetih"le ilgi bir şiir yazmış, Arif Nihat Asya'ya götürmüş. Orada şöyle bir mısra varmış, "içtiğinde Bizans'ı görür ayan beyan fal gibi." Arif Nihat Asya şöyle demiş; "Buluşun çok güzel ama o tarihte kahve daha bize gelmemişti, şiirde tarihi gerçekler ihmal edilmemeli."

İnternete baktım çay da bize on dokuzuncu yüzyılda gelmiş, onu da söylemek istedim.

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


BAK POSTACI GELİYOR-XXXV
Çarşamba, 05 Ocak 2022
...
Ankara’da Seğmen Alayı
Perşembe, 30 Aralık 2021
...
YÜZÜNCÜ YIL
Pazartesi, 03 Ocak 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

255 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi