Mehmet Ali Kalkan

MUHSİN BAŞKAN

 Biz Ötüken Yaylaları'nı bilirdik. Ötüken "dua edilen yer" demekti. Seyhun cennetten akardı.

Tanrı Dağları'nın en yüksek tepesine Han Tanrı demiştik. Dağlarımız göğe doğru uzanırdı bizim.

Bozkırlar nal izlerimizden tanırdı bizi.

Yayımızı göğe asardık yedi renk. Ok, yeryüzüydü.

Biz doğmadan önce ölüp dirilmiştik. Dağlarımızın alnında gurbet yazılıydı.

Baş koymuştuk Türkiye'nin yoluna. Düzlüğüne, yokuşuna, ırmağının akışına, heybelerin nakışına ölürdük.

Sünnet sancağımızda iman yazardı.

Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar dinlerdi bizi.

Ürkek ceylanlar, dizginsiz atlar koşardı damarlarımızda.

Ana dualı seccadeler sererdik buz tutmuş koğuşlara.

Kurşun benizli bulutlar gelirdi ufuktan, ufuklar bizimdi.

Gurbet ocağımızda kurban yazardı.

Ben söylerdim, o söylerdi;

"Kılıç ağzı yoldur, ok ucu meydan,

Dikkat et sen benim canımsın ey can,

Koyakta kekliksin, kayada ceylan,

Vurulursan ben ölürüm unutma."

Mübarek fermandı bu kan yazısı.

Yelkenler biçilip yelkenler dikilecekti. Bir bayrak rüzgâr bekliyordu ufkumuzda. Belki Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşta bile değildik. Ama gökler yeni bir şevk ile inlerdi;

Ya Allah... Bismillâh... Allahüekber...

Türk, Ulu Tanrı'nın soylu gözdesiydi. Gözümüz oyunda, oynaşta olmadı hiç. Burçlara bayrak olacak kumaştandık. Haça benzer aç makaslar gelirdi ibrişim kumaşlara.

Şu yeryüzü er meydanıydı. Gayrı söze az vakit verilecek zamanlardaydık.

Önkuzu'larımız vardı, daha son sözlerini söylememiş. Kuzular koç olmalıydı. Kurban olmak için koçlar gerekliydi. Onlar Yesi'den mayalanmıştı. "Öz men'em" diyorduk, kabuklardan bize neydi.

Gün, doğmak için batardı.

Yad olunca kılavuz,

Bir bir tükenir Oğuz.

Burda az kaldık, sanki

Ötede daha çoğuz...

Dün, bugün, yarın derken,

Ya geç olur ya erken,

Yer ve gök genişlerken,

Yol varır uca Reis.

Oy ne haldı, ne haldı,

Zaman mekan kısaldı,

Dostların öksüz kaldı,

Halimiz nice Reis?

Sen gittiğin gideli,

Esmez Kafkas'ın yeli,

Yaralı Turan ili,

Gündüzler gece Reis.

Namlusunu millete çeviren güce selâm durmazdık. Tek kul olunacak makam vardı.

Dağlar, dağlar Keş Dağlar,

Yol bilmez serkeş dağlar,

Tuğlarımla yazmışım,

Acuna Türk eş dağlar...

Doğruya doğru dedin,

Sustun, ya Hak söyledin,

Dik durdun, baş eğmedin

Namluya, taca Reis.

Aşkına karşı duran,

Baş kesen, ali kıran,

Zindanlarda yatıran,

Lanet o güce Reis.

Marşlar söylerdik Çankaya Yolunda. Yüreklerde hep aynı ülkü olurdu. Aynı türküyü söylerdik. Karadeniz çırpınıp dururdu, dalga dalga Turan'a büyürdü.

Dört yanım yara deniz,

Yaramı sara deniz,

Şimdi seni kim söyler?

Çırpın eyy Karadeniz!

Gül alıp gül satardık biz. Kadife eldiven içinde demir yumruk olurduk. Kadifenin yumuşaklığını bilen içindeki demiri de hissederdi. Tuttuğumuz terazi güldendi. Çarşı pazarımız güldü bizim. Vermek canımızdan olurdu, bir karşılık beklemeden verirdik.

Gülde gülü derenler,

Can evinden verenler,

Yürüyor alperenler,

Ülkümüz yüce Reis...

Ötüken'den er seçmiş,

Pir dolu bade içmiş,

Sağ yanında yer açmış,

Yesevi Hoca Reis...

Sen Oğuz'un bileni,

Gök ışıkla geleni,

Sen Nizam-ı Alem'in,

Dualı kardeleni...

Asım'ın nesliydik biz, Ötüken nakışlı. Dergâh kurban isterdi yüreğimizden. Kökümüz derindeydi, kar altında ısınırdık biz.

Besmeleyi can özümüzden çekerdik. Dil yanmazsa biz yanardık zaten.

Yalnız O'ndadır salah,

Yalnız O'ndadır felah,

Kurban istemiş Dergah,

Sevdası koca Reis...

Bir gün çalışırken iş yerinin telefonu çaldı, cep telefonlarına direndiğim zamandı "ben Muhsin" dedi karşıdan bir ses. Hangi Muhsin'di? "Yazıcıoğlu" dedin. Hal hatırdan sonra şöyle söylemiştin; "Şimdi Malatya'dan Kahramanmaraş'a gidiyorum. Dergide şiirini okudum, tebrik etmek için aradım."

Yol bitmezdi, yollar bitmezdi. Yolların ucu hep O'na çıkardı. Sevda yandıkça büyürdü.

Sevdalı Koca Reis.

Biz seni kapısı doğuya açılmış otağda ak keçe üstünde dokuz defa doğuya doğru kaldıramadık...

Bize hakkını helal et..Helal et...Helal et...

...

Muhsin Yazıoğlu'na, Arif Nihat Asya'ya, Dilaver Cebeci'ye, Abdurrahim Karakoç'a, Dündar Taşer'e, Gün Sazak'a, şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, üzerimizde hakkı olup ahirete göçmüşlerimize Allah rahmet eylesin.

Mekânları cennet olsun.

Fatihalarla...

Fatihalarla...

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


BAK POSTACI GELİYOR-XXXV
Çarşamba, 05 Ocak 2022
...
Ankara’da Seğmen Alayı
Perşembe, 30 Aralık 2021
...
YÜZÜNCÜ YIL
Pazartesi, 03 Ocak 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

143 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi