Mehmet Ali Kalkan

BİR ŞİİR KİTABI: “KAYGI DURUŞU”

Kaygı Duruşu Aslan Avşarbey'in şiir kitabının adı.

"Hayat kaygısızla saygısıza güzelmiş" ya, kitaba da böyle başlamış Aslan Bey.

Gönlünün hırpalanmasından, yanlış anlaşılmaktan, doğrunun gideceği köy kalmamasından, Türkçe'nin maruz kaldığı aşınmadan, bugünden, yarından kaygılıymış. Kaygı Duruşu da bir ömür sürecekmiş Aslan Bey'in.

Hep aşk şiirleri yazmış Aslan Avşarbey. Hem de son zamanlarda ve üstelik Eskişehir'de. Bir de "Yanlış anlamayın" diye kapıları kapatmış. Demiş ki;

"Bir boşluğa bakar gibi bakıyor,

Gözlerinde farklı bir şey var bugün.

Ne gülüyor ne de canı yakıyor,

Gözlerinde farklı bir şey var bugün.

...

Saklamaya çalışıyor isen de,

Her zamanki sıcaklık yok busende,

"İyiyim ben bir şeyim yok" desen de,

Gözlerinde farklı bir şey var bugün."

Her zamanki sıcaklık yokmuş busesinde. Başka zamanlara ne kadar vakit kalıyor ki? Ya da ne yapıyor ki?

Birinin de adı Nazlı imiş.

"En güzel kuzuya verdim adını,

Dağlarla ederim dedikodunu,

Yüreğim ocakta meşe odunu,

Seni bekler isli çaylarım Nazlı."

Sen kızın adını kuzuya, kediye ver, yüreğini de odun yap. Balta da vardır bir yerlerde muhakkak. Bu odun nasıl kesilecek yoksa? Sonunda da isli çay iç. Ben de köye gidip dağlara bakıp isli çay içiyorum ama sadece çay içiyorum.

Gönlü de lebaleb aşkla doluymuş, onu da söylemiş;

"Belli gönül yine aşkla dolmuşsun,

Yazman yoktur ama şair olmuşsun,

Bir de benim gibi katip bulmuşsun,

Aklına estikçe yazdırıyorsun."

Bir de "Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır"ı dinliyordur muhakkak. Suç gönülde tabi, topu taca atmak tam da bu işte.

Söyle demiş sevdiğine;

"Gelir misin sana bir yer göstersem,

Ellerini ver elime gidelim.

Canım çıksın başka bir şey istersem,

Bir tek sen ol gir koluma gidelim,

Ellerini ver elime gidelim."

Kesin pul koleksiyonunu falan gösterecektir. Bir tek o nu niye götürsün ki? Bir de "Canım çıksın başka bir şey istersem" demiş. Daha başka ne isteyecekti acaba?

İstemek deyince aklıma geldi.

Köyde iki çocuk varmış. Biri okumuş vali olmuş, diğeri de köyde kalmış çobanlık yapıyormuş. Nice sonra çoban olan şehire yerleşmeye karar vermiş, vali olan arkadaşının yanına gitmiş.

-Bana bir iş bulsan da ben de şehre gelsem.

-Olur, bir okulda hademelik bulalım.

-Olmaz.

-Peki bir devlet dairesinde odacılık bulalım.

-Olmaz.

-Senin hayatın köyde geçti, bir bahçıvanlık işi falan ayarlayalım, onu yapabilirsin.

-Olmaz.

-Peki arkadaş sen nasıl bir iş istiyorsun onu söyle.

-Şöyle seninki gibi bir iş olsa yeter.

-Olsun tamam da bu iş gibi bir tane var, onu da ben yapıyorum.

Yazmış Aslan Bey;

"Ahir ömrüm geçip giden,

Harap, bitap düşmüş beden,

Lâkin gönlüm taze fidan,

Eğme beni öldürürsün."

Yine bir odunluk var ama olsun.

Türkülere şiir yazmış, yine içinde sevgili var.

"Herkes sevdiğine türküler söyler,

Bense türküleri kıskanıyorum.

"Elâ gözlerini sevdiğim dilber."

Dedikleri o kız sen sanıyorum."

Milletin işi gücü yok da.

Her şeyi bırakıp gitmeyi de koymuş kafasına;

"Yola revan ol ki aşkın iline,

Sevda kuşu yuva kursun dalına,

Tamah etme yalan dünya malına,

Evi, barkı, hanı bırak ardında."

Bizim şehrin kızlarına da yazmış;

"Çiçekten mi sizin şehrin kızları,

Burcu burcu kokuyorlar hemşerim."

Ne kadar kokladıysa artık. Gerçi son zamanlarda koku falan alamadığını biliyorum.

"Ahdetmişler şu gariban Mülkî'nin,

İliğini söküyorlar hemşerim."

Burada da iliği anlayamadım.

O da anlamıyormuş her şeyi yapıp;

"Anlamadım gitti ne olduğunu,

Yıllar var ki gören yok güldüğünü,

Ben şiir okurum sen bildiğini,

Gül gibi geçinip gidiyoruz biz"

Ara sıra aşka tövbe ediyormuş ama önüne çıkıyorlarmış, suç onun olmuyor böylece.

"Ne gün aşka tövbe etmeye kalksam,

Bir kaşları keman çıkar karşıma."

Adam sigara istemiş, bir de ateş. Sonra da "ben sigarayı bırakıyorum da" deyince tepesi atmış "Sigara bedava, ateş bedava, sen hiç bırakma devam et" demiş ya, o hesap Aslan Bey'in tövbesi de.

Gündüzler çuvala girmiş demek ki;

"Kapanınca gözler güne her gece,

Gönlümde kapılar aralıyorum."

Aralıyorum diyor ama ardına kadar açık zaten. Hatta kapı falan da yok.

Kızın birinin de gözlerine yazmış. Eskişehir'in bütün mahallelerini, köylerini saymış. Bir kıtası şöyle;

"Çankaya'dan şöyle etsen nazarı,

Tutuşur kül olur Odunpazarı,

Yazılıkaya'yı Kaya Mezarı,

Toplasan hepsine bedel gözlerin."

Gene odun var ama olsun.

Adana'da talebelik yapıyorduk, yıl 1977 veya 1978. Osman diye bir arkadaşım var, o da Kayseri'li. Bir gün dedi ki "Sizin Eskişehir'de bir cadde varmış, kızlar orada geziyormuş. Yanına gidiyor konuşuyormuşsun, anlaşırsan arkadaş oluyormuşsun."

Osman bana tavla öğretmişti, iyi de oynuyor ve beni hep yeniyor. Bir gün nasıl olduysa yendim, bir daha da Osman'la tavla oynamadım "Seninle oynamak zevk vermiyor" diye. Okul bitinceye kadar çenemden kurtulamamıştı.

Şimdi Osman'a yok öyle bir şey desem inanmaz. "Ben liseye giderken bir sene bir kızın peşinden gezdim, okulunun önünde dolaştım. O da dönüp gülüyordu. Bir gün aynı otobüse bindik. O zaman belediye otobüslerinin arkası boştu. Oraya dikildim. Otobüs bomboş olmasına rağmen o kız da yanıma geldi. Biletini aldım . "Ben seni tanımıyorum ki" dediğini söylesem gene inanmaz.

Adana'dan Eskişehir'e iki bilet aldım, Çayırağası firması vardı. Osman'ı Eskişehir'e getirdim, dediği caddeye bıraktım "ne yapacaksan yap" diye. Bir şey yapamadı tabi ama en azından sustu.

Şimdi bu yazıyı okur inkâr falan ederse başka şeylerini yazarım. Torun torba sahibi adam şimdi gerçi.

Aslan Bey bizim köyü görmedi , eğer görseydi hani türküde diyor ya "Büsbütün dünyayı değer gözlerin" diye, o da "İşte Dağküplü'yü değer gözlerin diye bitirirdi şiirini.

Dün akşam Aslan Avşarbey'in kitabı hakkında ne yazayım diye düşünürken Halil Atılgan Ağabey aradı, "şu şiiri okudun mu çok güzel" diye. Halil Atılgan benim Adana'dan tanıdığım kırk beş yıllık ağabeyim. Türküleri en iyi bilen bir kaç kişiden biri.

Dediği şiir Aslan Avşarbey'in.

Hep aşk şiirleri yazmış dedim ya, ayıp olmasın diye birkaç tane de başka şiir yazmış, Dağlara Baharı Sordum, Bekleyenler Var gibi. Bu şiir de onlardan birisi, onu okuyalım efendim. Tabi Kaygı Duruşu'nu da..

 

MUAYENE

-Memmet Emmi Doktorda-

 

Soruyorsun emmi neyin var diye

Bu canı zor taşıyorum Doktor Bey

Yol gözlerdim gençken yağsın kar diye

Şimdi yazın üşüyorum Doktor Bey

 

Kurt gibiydi boynum döndü culuğa

Oturmaya zor çıkarım duluğa

Üç adımda kalıp soluk soluğa

Davul gibi şişiyorum Doktor Bey

 

Teraziler tüy gösterir tartımı

Şaşırırım ters giyerim pırtımı

Uyuz olmuş katır gibi sırtımı

Hatır hutur kaşıyorum Doktor Bey

 

Dertlerimin yoktur ucu bucağı

Geçen sene düşüp kırdım bacağı

Böbreklerin her biri taş ocağı

Sanki maden eşiyorum Doktor Bey

 

Tansiyonum birden dama çıkıyor

Rüzgar değse beni yere yıkıyor

Avrat her gün don yumaktan bıkıyor

Nasıl desem şaşıyorum Doktor Bey

 

Diğdirince göğe doğru uçardı

Hörgücüyle alttan deve geçerdi

Karı boş ver buzda delik açardı

Şimdi dona işiyorum Doktor Bey

 

Bildiğiniz gibi değil keyfiyet

Akıl beden geçiriyor zafiyet

Burnum aksa üzerine afiyet

Hastaneye koşuyorum Doktor Bey

 

Şişe dibi oldu artık gözlükler

Seçilmiyor engebeler düzlükler

Her gelişte cepten gider yüzlükler

Sermayeyi aşıyorum Doktor Bey

 

Dişim kesmez leblebiyi bademi

Su da içsem bulandırır midemi

Dolsun diye bekliyorum vademi

Takvimden gün düşüyorum Doktor Bey

 

Yaşlılık zor dertler vurdu dilime

Bir reçete yazıp da ver elime

Mülkî der ki bakıp da bu hâlime

Sanma ki ben yaşıyorum Doktor Bey

 

Aslan AVŞARBEY (Mülkî)

 

Nasıl olsa bu yazıyı okur Aslan Bey. Az sonra arayayım da köyü dolaşıp gelelim. İsli çay olmaz şimdi ama odun bol.

300

 

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

305 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi