Mehmet Ali Kalkan

ADANA GÜNLERİ

Adana Günleri

1975-80 arasında Adana'da talebelik yaptım.

Dün bir telefon geldi, "ben Nurullah" dedi. Tanıdım Nurullah Abi idi, Adana'dan, Adana Kültür Derneği'nden. Nurullah Abi, 1978 yılında tıp'ı bitirmişti.

Nurullah Ağabey'i görmeyeli, konuşmayalı hesap ettim tam 42 sene olmuş.

"Ben seni o zaman ne kadar çok seviyorsam şimdi de o kadar çok seviyorum" dedi.

"Duygularımız, düşüncelerimiz çok temizdi" dedi.

Doğru bir yoldaydık, bugün de öyleyiz" dedi.

"Allah'ın bizi bildirmesi, buldurması büyük nimetti, vefa, sadakat, kardeşlik vardı" dedi.

"İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani" dedi.

"Nefsini köle edenler ölmez" dedi.

"İdrakin ötesini idrak etmek" dedi.

"İyi niyetli olursan Allah sizi kendine yaklaştırıyor" dedi.

Daha başka şeyler de söyledi de aklımda kalanlar bunlar, uzun bir sohbet oldu.

Bir de Yakup vardı arkadaşım, o da tıp talebesiydi.

Nurullah Abi'ler okuldan mezun olunca Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde göreve başladılar.

Yakup'la ağabeylerimizi ziyaret edelim dedik, düştük yola. Önce Kayseri'ye uğradık, Talas yolunda bir yerde kaldık. Cengiz Abi orada görevliydi.

Ertesi günü de Sivas, Suşehri'ne. Nurullah Abi de orada görevli.

Yakup benden yüzsüz. Göreve başlayan arkadaşlara "biz buraya geldik, daha talebeyiz, siz maaşa geçtiniz" falan deyip para istiyor.

Nurullah Abi'ye gittik, Suşehri'nde başhekim. Bizi ağırlayacak, yedirecek içirecek falan, aklımızdan geçenler bunlar. Düşündü düşündü "hadi size bir menemen yapayım" dedi Sanki her gün başka şey yiyorduk da.

Oradan Aşkale, Erzurum, Yozgat, Yerköy, Ankara'ya uğrayıp Adana'ya dönmüştük.

Nurullah Abi Adana'da iken bize bir seminer vermiş, insanı anlatmıştı. Özetle şöyle demişti; "İnsanı üçe ayırmak mümkün, sosyologlar öyle diyor. Hayvan insan, dramatik, trajedik ya da karışık insan ve ideal insan. İdeal insanlar denizdeki kumlara nazaran inci taneleri gibidir."

Bunu bir şiirde kullanmıştım;

"Ruha sindirsek edebi,

Görünüz okyanus dibi,

Kum içinde inci gibi,

Fark olmak güzel meselâ.."

 

Onu söyledim Nurullah Ağabey'e, soyadını değiştirmişti bir başka arkadaşla beraber ilk ve şimdiki soyadını söyledim, unutmamışım. Dernekteki arkadaşları anlatan bir şiir yazmıştım, Mehmet Hayati Özkaya da bizim Adana günlerimizi anlattığı P.K. 546 adlı kitabına koymuştu. Merak ettim Nurullah Abi için dediğimi, şöyle demişim iki soyadı değiştiren, hatta üç soyadını değiştiren arkadaşlar için;

Şiire şöyle başlamışım;

Sandığa koyduk dünleri,

Unutulmaz, unutulmaz.

Sıcak Adana günleri,

Unutulmaz, unutulmaz.

Yakup'a şunu yazmışım. Bir curası vardı, şiir okurduk.

Namerdi sokmaz avluya,

Ama bu çağdaş evliya,

Küçük sazlı Yakup Ziya,

Unutulmaz, unutulmaz.

Sonra şiir kasetleri falan da çıkardı Yakup.

O kıta da şöyle;

Amad, Soyhan'lıyım dedi,

Selçuklu da Kuş'u yedi,

Töre, Kemal'den türedi,

Unutulmaz, unutulmaz...

Güzel bir sohbet oldu, hatıralarımız canlandı. Aradan kırk iki sene geçse bile unutmamak, unutulmamak güzeldi.

Uzaktaki yakınlarımıza Allah sağlık, mutluluk, güzellik versin inşallah...

Haa, unutmadan söyleyeyim. Adana'dan çıkarken cebimizde üç yüzer liramız vardı, altı yüzer lira ile dönmüştük geriye.

Şimdi Yakup kesin uslanmıştır. ?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

299 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi