Mehmet Ali Kalkan

BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE

Geçen akşam eve giderken bir arkadaş arabadan indi, selâm verdi. "Ben sizi internetten takip ediyorum, annenizin konuşmalarını, bizim kültürümüzü yazıyorsunuz ama sizi Türk Müziği Derneği'nden beri biliyorum" dedi.

Bizim bir Eskişehir Türk Müziği Derneği'miz vardı, başkanlığını yapıyordum. Koromuz vardı, muhtelif yerlerde konserler de vermiştik. Yirmi yıl kadar önceydi tabi.

Hani eskiden topu olan çocuklar takımı seçme hakkına sahip olurlardı ya, koro da benim durumum da öyleydi. Ama o kadar kalabalıkta idare ediyorlardı beni sağ olsunlar.

Her sezon farklı eserler çalışıyorduk. Bir sezon da Münir Nurettin Selçuk eserlerini çalışmaya başladık. Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, Kalamış, Dönülmez akşamın ufkundayız, Saçının telleri göğsünde perişan yaraşır gibi eserler vardı yanılmıyorsam, en sonunda da Vur Pençe-i Ali'deki şemşir aşkına ile program sona eriyordu. Koro şefi de Tuncay Dağlı idi.

Talebeler de geliyordu. Akşam çalışma bitince bazı arkadaşları otobüs durağına kadar götürüyordum arabayla.

Türküleri çok seviyorum, hele uzun havaları daha başka.

Yeni bir kızımız geldi, sesi çok güzel. Arabayla giderken "bana bir türkü söyle" dedim. Nasıl olsa söyleyemez, zaten şarkı çalışıyoruz diye de aklımdan geçiyor. Kızımız arkada bir uzun hava söylemeye başladı ki müthiş... Araba yolu bildiği için gidiyor, tıpkı öyle. Böyle güzel bir uzun hava az söylenirdi.

Eve geldim, zaten türkülerle ilgili bir şiir yazmak istiyordum ama Ali Akbaş Ağabey'in, Yetik Ozan'ın türkülerle ilgili çok güzel şiirleri vardı. Aşık Veysel sazına yazmıştı.

Bana bir türkü söyle, bana bir türkü söyle diye diye bir kaç gün sonra bir şiir ortaya çıktı.

Türkülerimizde geçen keklik, mendil, dağ, yağmur vs. gibi kelimeler kullanılmalıydı. Bizim kültürümüzden izler taşımalıydı. Türkî, yani Türk'e ait demekti türkü.

Şöyle oldu;

Gözlerin yangın yeri,

Ne olmuş sana böyle?

Bırak gamı kederi,

Bana bir türkü söyle.

 

Dinle kalbimi bir yol,

Yandığım sevdayla dol,

Su başında keklik ol,

Bana bir türkü söyle.

 

Ahh şu başım boran yar,

Dilim susar can susar,

İflah olmaz yaram var,

Bana bir türkü söyle.

Baharda ortalık yaş olurdu, yaşıl olurdu, yeşil olurdu. "Kaç yaşındasın?" demek "Kaç bahar gördün?" demekti.

Doğan günü güldürmüş,

Belik belik aşk örmüş,

Onyedi bahar görmüş,

Bana bir türkü söyle.

Şöyle devam ettim.

Sevgimi bile bile,

Yol işledin mendile,

Merhaba de aşk ile,

Bana bir türkü söyle.

İmam-ı Gazali "iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış vs. gül ve diken gibidir" diyordu. "Biri varsa diğeri de vardır." Ama daima gül dikenin üstündeydi. Mızrap gülle kucaklaşmalıydı, destursuz.

Dört yanımı yak, kavur,

Külümü çöle savur,

Mızrabını güle vur,

Bana bir türkü söyle.

Rivayet oydu ya; Hz. Ali ok ile yaralanmış, oku çıkaracaklar, acısını duymamak için "namaza durayım" demiş. Bu kıta ona telmih di.

Geceye sabah demem,

Sevdaya günah demem,

Kurşun değse ahh demem,

Bana bir türkü söyle.

 

Devam ediyordu şiir;

Oyy neremden neremden,

Hasret tüter yaremden,

Aslı ol da Kerem'den,

Bana bir türkü söyle.

 

Şöyle karşımda dur da,

Çağır, söyle ardarda,

Fırtınalar kopar da,

Bana bir türkü söyle.

 

İster yağmurlar dinsin,

İster yıldızlar sönsün,

Dağların başı dönsün,

Bana bir türkü söyle.

Türkü bizimdi, bütün Türk dünyasınındı, yerden göğe kadardı, şöyle bitti;

Yunus'ca yana yana,

Topraktan asumana,

Balkan'dan Türkistan'a,

Bana bir türkü söyle,

Sen bana Türk'ü söyle...

...

Bugün akşam saat 18.05 de Adile Kurt Karatepe Hanım ve arkadaşlarının hazırlayıp sunduğu Yadigar adlı türkü programı var efendim TRT Türkü Radyo'da, dinlenesi.

...

Şiir: Mehmet Ali Kalkan
Ney: Fatma Özkaya
Okuyan: Mehmet Hayati Özkaya 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

196 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi