Mehmet Ali Kalkan

Halil Atılgan

Burası bizim köyde Yüklecik Kayası.

Köye gelen büyüklerimizi, dostlarımızı, arkadaşlarımızı buraya çıkarmadan olmaz.

Bütün vadi ayağının altında, uzaklarda Sakarya ve dağlar, dağlar, dağlar...

Bu fotoğraf da oradan. Ömrünü türkülerimize vermiş Halil Atılgan Ağabey ile.

Geçen akşam TRT Müzik'te rahmetli Neşet Ertaş'ın bir konserini yayımladılar.

Bir sandalyaye oturmuş, başladı;

-Allı turnam bizim ele varırsan.

Şeker söyle, kaymak söyle bal söyle...

-Doyulur mu doyulur mu, canan doyulur mu..

Sora ceketini çıkardı devam etti;

-Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın

Ben de gülemedim yalan dünyada.

-Gesi bağlarında dolanıyorum

-Evvelim sen oldun, ahirim sensin.

Sonraki söylediği türkü Aşık Hüseyin'indi.

"Çırpınıp da şanoya da çıkınca

Eğlen şanoda da kal Acem Kızı."

Bunu Şanova diye okuyorlar ama Şanova değil efendim, şano yani sahne.

Halil Atılgan Ağabey bu türkülerin hikâyesini yazmıştı, Acem Kızı ve Tenecioğlu Aşık Hüseyin diye.

Kadirli'li zenginler Ceyhan'a eğlenmeye gidiyor, giderken aşık Hüseyin'i de götürüyorlar. Sahneye Acem Kızı çıkıyor ve söylüyor.

Gelenler oranın sahibine rica ediyorlar, "bir de bizim Aşık Hüseyin söylesin Acem Kızı'na" diye. AŞık Hüseyin sazını alıyor ve anında, irticalen bunu okumaya başlıyor Acem Kızı'nın gözlerine bakıp. Devam ediyor tabi;

"Uğrun uğrun kaş altından bakınca

Can telef ediyon bil Acem Kızı.

Seni gören âşık neylesin canı

Yumdukça gözünden döker mercanı

Burnu fındık ağzı kahve fincanı

Şeker mi şerbet mi dil Acem Kızı.

Söyledikleri çok uzun aşığın ama şu kıtanın üçüncü mısrası muhteşem;

"Şahin gibi yükseğinde düneği

Avrupa’dan gelmiş cansız bineği

Berber aynasından duru yanağı

Akıyor dudaktan bal Acem Kızı."

Sonra seviyor Aşık Hüseyin Acem Kızı'nı, ama engeller sıra sıra. Bir vatandaşla Adana'ya gidiyor Acem Kızı, Aşık Hüseyin şunu söylüyor;

"Dayanamam gayrı ben bu hasrete

Ya beni de götür ya sen de gitme

Ateş-i aşkına yakma çıramı

Ya beni de götür ya sen de gitme

Ahtı amanımız vardı seninle

Gönül mü eğledin yoksa benimle

Kavli kasem eylemiştik yeminle

Ya beni de götür ya sen de gitme.

...

Yâr sineme vurdun kızgın dağları

Viran koydun mor sümbüllü bağları

Hüseyin’im geçiyor gençlik çağları

Ya beni de götür ya sen de gitme."

Sonra Maraş'lı biriyle evleniyor Acem Kızı, ardından şöyle diyor;

Bilemedim kıymetini kadrini

Hata benim günah benim suç benim

Eliminen içtim aşkın zehrini

Hata benim günah benim suç benim

Kader aramıza çekti bir perde

Yoksulluk düşürdü çaresiz derde

Affetmem kendimi ulu mahşerde

Hata benim günah benim suç benim

Körümüş gözlerim görmedim önü

Boşuna yormuşum eyvah ben beni

Bilirim göremem bir daha seni

Hata benim günah benim suç benim

Hüseyin’i yandırdın yâr ataşlara

Daha sürme çekme kalem kaşlara

Vursam da başımı taştan taşlara

Hata benim günah benim suç benim.

Neşet Ertaş "Bilemedim Kıymetini Kadrini" de söyledi ardından.

Dün Halil Atılgan Ağabey'i aradım, anlattırdım bunları. Yazdığı kitabı gönderecek. Ban da "İman tazele" dedi zaten.

Şimdi Halil Atılgan Ağabey'den derlenen bir türkü dinleyelim.

Akşam da saat 18.05 de TRT Türkü Radyo'da Adile Kurt Karatepe Hanım ve arkadaşlarından Yadigâr türküleri dinleyelim.

"Sevda sırınan olur efendimm."

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

512 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi