Mehmet Ali Kalkan

BABAM KORE'DE ASKER

Babam askere Bayburt'a gitmiş, yıl 1951.

Bir gün toplantı alanında "Kore'ye gitmek isteyenler üç adım öne çıksın" demişler, babam ve iki arkadaşı üç adım öne çıkmış.

"Hadi, ananıza, babanıza gidin vedalaşın, savaşa gidiyorsunuz. Gidip de dönmemek, gelip de görmemek var."

Babam köye gelmiş, vedalaşmışlar, bütün köy toplanmıi, yaklaşık üç-beş km yürüyerek tekbirler eşliğinde Sivrinin oraya kadar uğurlamışlar. ( Dönüşte de öyle olmuş)

Sonra İzmir'den gemiye binmişler, içinde sinema dahil her şey varmış. Yirmi sekiz gün hiç kara yüzü görmeden yolculuk yapmışlar.

Babam top çavuşumuş.

Bir gece Birleşmiş Milletler'den bir heyet teftişe gelmiş. Önce babamların topu hazır olmuş. Gelen general tercüman vasıtasıyla babama sorular sormuş; "Şuradan düşman gelirse nasıl hareket edersin?" Babam cevap vermiş, "Şuradan gelirse, şu tepenin arkasında olursa topu nasıl ayarlarsın?" Cevap vermiş babam.

Babamın verdiği cevaplar gelen generalin çok hoşuna gitmiş, cebinden çakmağını çıkarıp hediye etmiş. Yanındakilere de "Bu Türk Askerine izin verin, bu askeri hangi komutanı yetiştirdiyse onunla beraber on beş gün Japonya'ya gidip gezsinler." demiş.

Oradan uçakla Japonya'ya gitmişler.

Tokyo'dan bir fotoğraf makinası almış, körüklü.

Bir de fotoğraf albümü almış. İlk fotoğraf albümün dış yüzü.

Oralardan epey fotoğraf çekmiş.

Pelerinli olan babam.

Birisinde arkadaşı var , Bozüyük'ün Cihangazi Köyünden.

Hani Abdurrahim Karakoç Ağabey askerlik yaparken bir şiir yazmıştı Nöbetçinin Vukuatı diye. O şiirde Bozhöyük geçiyordu ya, o Bozüyük işte.

"Yüzbaşım, garajda nöbet tutarken

Hatırıma sıla düştü bu gece.

Güngören'in horozları öterken

Gönül kalktı yola düştü bu gece.

 

İçinde dışında yoktur yalanı

Anlatayım dur başıma geleni

Bir yâr için düşüncemin olanı

Sapanca'da göle düştü bu gece.

 

Bozhöyük'e vardım Güllü kadına

Fal açtırdım Ülker'imin adına

Gelin olmuş bak şu işin tadına

Bizim kısmet ele düştü bu gece."

"Seul Şehri içinde bir kadın polis trafikçilik yaparken" bir fotoğraf, birinde "Seul Şehri civarında Han Nehri üstünde çok büyük köprü" ibaresi var.

Babamın yazısı çok güzeldi.

Hatıralarını da not tutmuş ama teyzemin kocasına vermiş, o da kaybetmiş.

Babama bir gün sormuştum, gideceğiniz yerde savaş var, bile bile neden gittin diye. "Oraları nasıl göreyim, ancak devlet gücüyle gidilir" demişti.

Geçen günlerde bizim Gökhan Japonya'ya gitmiş, oradaki bizim, Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı camiden fotoğraflar ve bir video parçası çekmiş gönderdi. Dünyada her saat ezan okunuyordur ama günün ilk ezanı burada okunurmuş. Bunları yazmak aklıma geldi.

Şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, atalarımıza, Abdurrahim Karakoç Ağabey'e, babama, geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

63 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi