Mehmet Ali Kalkan

NECDET SEVİNÇ

NECDET SEVİNÇ

Mehmet Ali KALKAN

Necdet Sevinç Ağabey'in yazılarını heyecanla okurdum. Bizim Anadolu ve Hergün Gazetesi'nde yazardı. 1973-74 lü yıllar. Gazetenin adı okunacak şekilde de katlanıp taşınırdı.
Yazarını Kurşunlatan Yazılar, Sanık Yazılar, Ülkücüye Notlar kitapları o dönemdendi. Hâlâ sahafta falan o kitaplara denk gelirsen alırım.

Makalelerini bile ezberlemiştim.

Vurulduğu zaman, sedyede yaralı giderken "biz adamın işini beş kurşuna bırakmayız" diyecek kadar yürekliydi.

Bir yazısına "bir kapının ardında silahlı biri olduğunu bilip
oraya nasıl girerseniz, bu yazıya öyle giriyorum" diye başlamıştı.

"Siz Topal Sarı'yı bilmezsiniz. Köpektir, it oğlu ittir yani" diyordu bir makalesinde, bir köpek üzerinden kullandırılan krediyi, soyulan devleti anlatıyordu.

SSCB dağılmadığı dönemde bir Rus ajanı Türkan Şoray'la bir şekilde irtibat kuruyor, onu Taşkent Film Festivali'ne davet ediyordu. İsteği de festivalden döndüğünde Türkan Şoray'a "Ruslar sanata ve sanatçıya çok önem veriyor" dedirtmekti.
Festival günü salonun içi dışı Türkiye'den gelecek misafirler var diye soydaşlarımız tarafından hıncahınç doldurulmuştu.
Türkan Şoray sahneye bir pelerinle çıkıyor, pelerini çıkardığında elbisesi Türk Bayrağı olduğunu gören salon heyecandan, alkıştan, tezahurattan yıkılıyordu.

Gayelerine ulaşamamışlardı. Bir başka yıl festivale giden aktristimiz "Ruslar sanata, sanatçıya çok önem veriyorlar" diyordu.

"Ermeni davası Ermenistan'ın davası değildir" diyordu meselâ. Lâğım suyu ile pınar suyu benzetmesi hâlâ kullanılıyor.

Osmanlıdan Günümüze Misyoner Faaliyetleri adlı kitabında şöyle bir bölüm vardı.

1898 tarihindeki coğrafyamızda resmi okul sayısı 485, gayrı resmi azınlık okulu sayısı 667, yabancı okul sayısı 77.
Bu okullarda o tarihte okuyan öğrenci sayısı şöyle;
Resmi okullarda 34801 kişi, gayrı resmi azınlık okullarında okuyan öğrenci sayısı 73255 kişi, yabancı okullarda okuyan öğrenci sayısı da 10246 kişi.
Müfide Ferit Tek bu yabancı okullardan birini kastederek Pervaneler isimli romanında şöyle diyor;
"Gerçekte buraya 'Türk giremez' demek doğru değildi, 'Türk girer fakat Türk çıkamaz'."

2002 yılında Edirne'ye bir şiir toplantısına davet etmişlerdi, toplantının ertesi Necdet Sevinç Ağabey'de Bozüyük'e gelecekti. 1970 li yıllarda aldığım bir iki kitabı da yanıma almıştım Edirne'ye giderken. İşlerimi ona göre ayarlayıp, Bozüyük'teki toplantıya yetişmiştim.

İlk defa -1978 yılı olabilir- Adana'da talebe iken görmüştüm Necdet Ağabey'i.

Dün vefatının dokuzuncu yılıydı. İstanbul'dan bizim Erol'u aradım, Necdet Ağabey'i en iyi tanıyanlardan birisiydi. Bir cümle ile Necdet Ağabey'i anlatmasını istedim. "Kimsenin sahip olmadığı hadiselere, hatıralara sahip bir kişiydi. Özü, sözü birdi, adamdı." diye cevap verdi.

Bir neslin üzerinde hakkı olanlardandı.
O Gaziantep'in şahinlerinden biriydi.
Elleri mikrofon kadar, yüreği Tanrı Dağları kadardı.

Mekânı cennet olsun.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

111 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi