Mehmet Ali Kalkan

On günün serencamı

 

Bir sevdiğimizin ısrarıyla kalbimizi kontrol ettirmeye gittik.

Önce "kalp grafisi çektiler, bir şey çıkmadı. Çıkmayacağını biliyordum.Gerçi yıllardır sol kolum uyuşuyordu ama boyun fıtığından olurdu o.

Yoruluyordum ama bir yerden duymuştum kalp hastaları en fazla iki yüz metre gider, dinlenirmiş. Ben öyle de değildim, günde üç dört kilometre yürüyordum . Hem kilom fazlaydı, zayıflarsam konu hallolurdu.

Bir de "efor testi" yapalım dediler. Önce yavaş, sonra biraz daha hızlı, sonra daha hızlı..

Son bir dakikada bıraktım. 165 boyundaki insan yüz kilo olursa sonuç elbette böyle olurdu.

Bu sefer de "anjiyo" yapalım dediler.

Anjiyo yapmaya gideceğim günün gecesi kendi kendime düşünüyorum. "Benim kalbimde bir şey çıkmaz,belki bir stent takılacak derler, onunda yerlisi yabancısı varmış. "

Neyse anjiyo masasına yattık. doktor bey bakıyor, zaten az sonra da "bir şey yok diyecek."

"Amca kalp damarlarınız tıkalı, acilen baypass ameliyatı olmanız lazım" dedi aksine.,

Yine içimden "şaka yaptım , bir şeyiniz yok" diyecek diye bekledim. Demedi.

Günlerden Perşembe.

Hemen sağı solu aradılar. Ankara Güven Hastanesi'nde Murat Bey'de karar kılındı ve ertesi sabah saat 08.00 e randevu alındı.

Sabah 04.30 da Eskişehir 'den çocukla yola çıktık. Yollardan geçtik, hatıralar geçti.

Murat Bey "damarların birisi tam, birisi yüzde doksanyedi, yine birisi yüzde doksan tıkalı, bir tanesi yarı açık. O idare ediyor "gibi anjiyo sonuçlarını inceledi bu minvalde konuştu.

Yanımda acil yatmam gerekirse diye bir poşete pijama ve terlik koymuştum. Aciliyetini sorunca "bu zamana kadar idare etmiş gene biraz daha idare eder ama gecikirsen kalp de bozulur" gibi konuştu.

Eskişehir'de yapılacak işlerim vardı. Ahmet Bey'e söz vermiştik Pazar günü gazetede röportaj yayımlanacaktı. Sıra bendeymiş, yoksa o Pazar boş kalacaktı. O yazılmalıydı.

Anneme haber verilmeliydi.85 yaşındaki, bir evladını 20 yasında kaybetmiş anneme nasıl söylenmeliydi? Telefonla söylense olmaz, kardeşlerime söyleyin desem olmaz. Elini öpmeden gitmek yakışmaz. Gidip de gelmemek vardı.

Cumartesi sabah anneme telefon ettim "sen çay yap da beraber kahvaltı yapalım" dedim.

Vardım ve anlattım "kalpte bir sıkıntı varmış, Ankara'da baktırmak istedim. Belki tedavi yapacaklar, yaptırmazsak sonuç kötü olurmuş" gibi şeyler söyledim. Ben anlattıma inanmadım, annem dinlediğine. Ama inanmış göründü. Elini öptüm. Bir kuş gibi hafiflemiştim.

Pazar günü yolda düşünüyorum Rasim'de altmış bir yaşında vefat etmişti. Gazetede çıkan yazı için son röportajı diyecekler... Bir de çok sevdiğim Yavuz Bülent Bakiler Ağabey hakkında anlamadan dinlemeden yazanların paylaşımları...

 

Hastaneye yattım vakit geçmek bilmiyor. Saate baktım 5.55. Aklıma "k"si geldi. Zaten Kızılay'a yakın bir yerdeyiz.

 

Pazartesi günü ameliyat ettiler, Gece yoğun bakımda uyandım acaba hafızamdaki şiirler kayboldu mu diye düşünüyorum. Ama beyne daha çok oksijen gider, daha iyi hafızam olur diye de düşünüyorum. O arada da Abdurrahim Karakoç Ağabey'den hafızamdaki şiirleri okuyorum. Hem de çok iyi, zor hatırladıklarımı bile hatırlayarak. Herhalde öyleydi. Sevindim.

 

Üç damar değiştirmişler. Bugün taburcu oldum ama Ankara'da bir yerde biraz daha kalacağım. bu tür ameliyatlarda bir- bir buçuk ay çok dikkat edilmesi lazımmış enfeksiyon açısından.

 

Bu yazıyı da kaldığım yerden yazıyorum yarı doğru, yarı yanlış. İnşallah daha etraflısını yazabiliriz.

 

Ama öğrendiğim şeyler de olmadı değil.

Kendi kendine "tanı " koymayacaksın.

İşlerini zamanında yapacaksın.

Yapacaklarını ertelemeyeceksin.

Yol uzun, yol kısa.

Yol bir nefes.

Her nefeste aldığın ve verdiğin için iki şükür.

 

Biraz önce de Yavuz Bülen Bakiler Ağabey'le görüştük.

 

Bu da ilk defa bir gece yarısı yazısı olsun...

İşte öyle...

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ERMENİ SOSLU SEVR YEMEĞİ
Pazartesi, 03 Mayıs 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

98 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi