Anasayfa

AB’NİN GÖÇMEN PAZARLIĞINDA “YENİ KART”

SEZGİN BARAN KORKMAZ OLMASIN!..

Müyesser YILDIZ

Askerlerimiz Afganistan cehenneminden “şimdilik” kurtuldu. Darısı, ülkemizin Suriyelilerden sonra Afgan mülteci deposuna çevrilmesi planlarının bozulmasına.

Ankara, “Bir tane daha fazla mülteci alacak bu yükü kaldıracak kapasitesi yoktur. Türkiye toplama kampı değildir.” dese de senaristler pes etmedi. Adım adım, ülke ülke anlatalım.

Ay başında önce ABD, Ankara’yı yoklayıp, Afganistan’dan kurtaracağı “askerleri” için Türkiye’nin “istasyon” olabileceğini duyurdu, sonrasında tepkiler üzerine bu mesajı yalanladı. O süreçte Dışişleri Bakanlığımızdan yapılan açıklamada yer alan, “Türkiye olarak, ABD’nin sorumsuz ve ülkemize danışmadan aldığı kararı kabul etmiyoruz.” ifadesinin altını çizelim.

Türkçesi, ABD’nin Ankara’ya sorma gereği duymadan, emrivaki yapmaya yeltendiğiydi. Acaba bu cüreti nereden almıştı?

ABD’den sonra İngiltere şansını denedi. İngiliz basını, Savunma kaynaklarına dayanarak “Türkiye’de iltica merkezi kurulmasının planlandığını” iddia etti.

Ankara’dan yine tepkiler yükseldi. Son dönemde İngilizlerle çok sık görüşen Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Böyle bir şey konuşulmuş da değil mümkün de değil.” dedi… AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Bu konu konuşulmadı, öyle bir şey yok.” açıklamasını yaptı… Dışişleri Bakanlığı da bugüne kadar hiçbir ülkeden iletilmiş “bu yönde resmi bir talep bulunmadığını, iletilse dahi kabul edilmeyeceğini” bildirdi.

AB Ülkeleri De Yokladı

ABD ve İngiltere’nin ataklarının ardından AB ülkelerinin girişimlerini aktaralım.

Erdoğan’ın Biden’la görüşmesinden sonra Kabil Havaalanı’nı işletmek için önerdiği, ancak sonrasında bir daha adını anmadığı Macaristan’ın Başbakanı Viktor Orban Temmuz başında, Avrupa’nın yeniden kitlesel göç sorunuyla karşı karşıya kalacağına işaret ederken, “Mesela son günlerde yüzlerce insan Afganistan’ı terk ediyor. Sorunsuz bir şekilde Türkiye’ye geliyorlar. Oradan Balkanlar’a geçiyorlar. Batı Balkanlar’da güvenlik sorunu yaşanırsa, Macaristan da güvenli sayılmaz.” dedi.

Temmuz sonunda bir toplantıya katılmak üzere İstanbul’a gelen Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto da AB’nin Türkiye ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı yenilemesi gerektiğini savunduktan sonra şu mesajları verdi:

“Haritaya bakarsanız, Afganistan’dan bir göç akını başlaması halinde bunun Türkiye’ye gelene kadar kimse tarafından durdurulamayacağını görürsünüz. Mülteci akınının durdurulabileceği ilk muhtemel ülke olan Türkiye’den böyle bir yaklaşım bekleyebilmek içinse, verdiğimiz sözleri tam olarak karşılamalıyız. Avrupa Birliği daha önce 6 milyar Euro taahhüt ettiği bir anlaşma yaptı, fakat bu [ödeme] henüz gerçekleşmedi. AB Komisyonu’nu bu sorunu en kısa sürede çözmeye, Türkiye’den ek mülteci akınını durdurmasını bekleyebilmek adına söz verilen tüm parayı ödemeye çağırıyoruz.”

AB’nin merkezinin bulunduğu Belçika’nın İltica ve Göçten Sorumlu Devlet Bakanı Sami Mehdi’ye geçelim. Mehdi bu ayın başında AB Komisyonu’na resmen başvurup, Suriyeliler için yapılan “Türkiye Anlaşması”nın Afganları da kapsayacak şekilde genişletilmesini önerip, “Türkiye’yi Afganlar için güvenli bir üçüncü ülke haline getirmek, göç akışlarını yönetmemize yardımcı olacaktır.” dedi.

Erdoğan Da Suriyeliler Anlaşmasını Hatırlattı

Yunanistan’dan da benzer açıklamalar geldi. Göç Bakanı Notis Mitarachi, “mülteci akınıyla oluşan baskıyı azaltmak için AB’nin, Türkiye’ye daha çok destek sağlamasını” isterken, Erdoğan-Miçotakis 20 Ağustos’ta telefonla görüştü. Erdoğan görüşmede, “göç konusunda işbirliğinin karşılıklı anlayış ve çıkarlara dayalı olarak ilerletilmesi gerektiğini” kaydedip, “AB’den 18 Mart Mutabakatı’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini samimi bir şekilde yerine getirmesini beklediklerini”, ayrıca “Türkiye’yi güvenli üçüncü ülke ilan etmenin uluslararası yükümlülükleri ortadan kaldırmadığını” söyledi.

Yunan Başbakanı Miçotakis de, “göç akınını geçmişte önledikleri gibi şimdi de önlemeye hazır olduklarını” ve “AB’nin Afganistan’a yakın ülkelere destek vermesi gerektiğini” belirtip, “Başkan Erdoğan ile konuştum ve inanıyorum ki, göç akınlarının mümkün olduğunca Afganistan’a yakın bölgelerde sınırlandırılmasının güvence altına alınmasında ortak çıkarlarımız var.” dedi.

Almanya’dan Ziraat Sopası Mı?

Geçen yıl Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimize karşı ayan beyan Yunanistan’ın yanında yer alıp sonra sözde “arabuluculuk” yaparak Oruç Reis’i çektiren, AB’nin lokomotif ülkesi Almanya’nın çalışmalarına bakalım.

Macaristan ve Belçikalı bakanlardan çok önce, daha 21 Haziran’da Dışişleri Bakanı Heiko Maas, AB-Türkiye arasındaki göç mutabakatının güncellenmesine ihtiyaç olduğunu açıklayıp, “Türk hükümetiyle olan tüm zorluklara rağmen bu ülkenin, önemsiz görülmeyecek göç yükünü bizim için üstelendiğini kabul etmek gerekir.” dedi. Maas, yeni bir mutabakat yapılması durumunda Türkiye’ye maddi destek verilip verilmeyeceği sorulduğunda da, “Herhangi bir rakam ortaya atmak istemiyorum, ancak bunun parasız olmayacağı tamamen nettir.” değerlendirmesini yaptı.

Maas’ın ardından Başbakan Merkel, Afgan göçü konusunda “Türkiye ile yakın çalışılması gerektiğini” ifade etti.

21 Ağustos’ta Erdoğan-Merkel telefonla görüştü. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede Erdoğan, “AB’nin 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesine dair Türkiye’nin haklı beklentisini karşılaması konusunda çekimser yaklaşımını sürdürmesinin göç alanındaki iş birliği potansiyelini menfi şekilde etkilediğini”, “18 Mart Mutabakatı tüm unsurlarıyla tatbik edilmeden, AB’nin Türkiye’den daha fazla beklenti içerisine girmesinin gerçekçi olmadığını” anlattı.

Ve bildiğiniz gibi, Dışişleri Bakanı Heiko Maas, önceki gün “Türkiye-AB ilişkileri ile Afganistan’daki gelişmeleri” ele almak üzere Antalya’ya gelip Mevlüt Çavuşoğlu ile görüştü. Türkiye’nin ardından Özbekistan, Tacikistan, Pakistan ve Katar’a giden Maas’ın bu programıyla ilgili olarak Alman Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı bilgilendirmede, Afganistan’daki çöküşün tüm bölgeyi istikrarsızlaştırmamasını sağlamak için komşu ülkelere insani ve ekonomik yardım teklifinden de söz edildiğini belirtip, Maas’ın Türkiye’deki açıklamalarından birkaç satır aktaralım. Afganistan’dan tahliye edilecek Alman vatandaşı ve yerel personellere değinirken, şunları söyledi:

“10 binden fazla yerel personel var ve yine korunmaya muhtaç 10 bini aşkın insan var… Bu insanlar için elimizden geleni yapacağız. Çünkü bu insanlar için Almanya’da komşu ülkelerle Türkiye ile birlikte yasal olarak ülkeden çıkma yolları arıyoruz… Biz bugün çok yoğun bir şekilde, söz konusu kişi ve grubu, yani Alman vatandaşı yerel personeli ve korumaya muhtaç kişileri ele aldık.”

Çavuşoğlu ise, “Hiçbir ülkeden bugüne kadar ‘Göçmenleri Afganistan’dan çıkardıktan sonra daha doğrusu tahliye edilen kişileri Türkiye’de belli bir süre tutalım’ teklifi hiç olmadı… Böyle bir teklif ne Almanya’dan ne de başka bir ülkeden bize gelmedi.” diye konuştu.

Tüm bunların ardından, Maas’ın ziyaretinden hemen önce yaşanan dikkat çekici bir gelişmenin altını çizelim. Alman Bankacılık Denetleme Kurulu’nun, büyük usulsüzlükler yapıldığı gerekçesiyle yaklaşık 2 yıldır uyarıda bulunduğu, burada faaliyet gösteren Ziraat Bankası’na tarihi cezalar kestiği, ayrıca Ankara’nın 4 genel müdür adayını reddettiği ortaya çıktı. Bugün de bankaya “kayyum” atanmasının planladığı bildirildi.

Erdoğan AB’den Neler İstedi?

Kurumsal olarak AB cephesinde yaşananları da özetleyelim.

Geçen yılki Türkiye-Yunanistan krizinde, sınıra gelip AB’nin sınırının Yunanistan’dan başladığı mesajını veren AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Afganların Avrupa’ya gelişlerinin önlenmesinde Türkiye’nin çok önemli rol oynayacağını öne sürdü.

Yine geçen yılki kriz sırasında AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in, Türkiye’ye karşı “havuç-sopa” yaklaşımından söz ettiği hatırlanacaktır. İşte Erdoğan 9 gün önce bu isimle bir telefon görüşmesi yaptı. Peki Erdoğan o görüşmede neler konuştu?

-Öncesinde AB, Dijital Kovid-19 Sertifikasına Türkiye’yi dahil etme kararı almıştı, bundan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

-Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ve vize serbestisi başta olmak üzere 18 Mart Mutabakatı’nın bir bütün olarak hayata geçirilmesine yönelik beklentisini tekrarladı.

–Afganistan’daki son gelişmelerin Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanında AB’nin PESCO projesinde yer almasının önemini ortaya koyduğunu vurguladı.

– Ve de AB’nin Afganistan misyonu için çalışan yerel personelin Türkiye’ye kabul edilmesi konusunda talep aldıklarını belirtip, Türkiye’nin üçüncü ülkelerin uluslararası sorumluluklarını üstlenmesinin beklenemeyeceğini ifade etti.

Yazımızın bundan sonraki bölümünde yeniden gündeme geleceği için, Erdoğan’ın Michel’le görüşmesinde söz ettiği PESCO’nun ne olduğunu da kısaca hatırlatalım. AB-NATO geçmiş yıllarda, uzun vadede Rum kesiminin NATO üyeliğini sağlamak amacıyla bir Avrupa Ordusu kurulmasını planladı. Ancak AB üyesi olmadığı gerekçesiyle Türkiye’nin bu yapılanmanın karar mekanizmasında yer alması istenmeyince, Ankara NATO’daki veto kartını kullandı ve o proje hayata geçmedi. İşte bunun yeni versiyonu PESCO oluşturuldu. Ankara da yaklaşık 3 ay önce PESCO kapsamındaki bir projeye katılmak için başvurdu.

Avusturya’nın Anlam Ve Önemi

Tüm bu ülkeler içinde Avusturya’ya özel bir başlık açmamız gerekiyor. Sebebi mi?

Avusturya Başbakanı Kurz’un Türkiye ve İslâm karşıtlığı malûm. Daha geçen Mayıs’ta AKP sözcüsü Ömer Çelik’in, “Avrupa’da İslam düşmanlığı, Türk düşmanlığı ve Erdoğan düşmanlığının sembolü olan bu şahıstır.” diye tanımladığı Kurz, Temmuz sonunda AB’yi Afgan göç dalgasına karşı önlem almaya çağırırken, “İnsanlar kaçmak zorundaysa, herkesin Avusturya, Almanya ya da İsveç’e gelmesindense, Türkiye gibi komşu ülkeleri ya da Afganistan’ın güvenli bölgelerini daha doğru yer olarak görüyorum.” dedi.

Aynı günlerde Avusturya’nın, Türkiye’nin PESCO projelerine katılımına karşı çıktığı açıklandı.

Peki dün ne oldu?

Avusturya Mahkemesi, sürpriz bir zamanlamayla hakkında inanılmaz iddialar bulunan Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’ye iade edilmesine karar verdi. Gerçi karar kesin değil. Mahkeme daha ABD’nin iade talebini de görüşecek. Ayrıca verilen kararı Avusturya Adalet Bakanı’nın da onaylaması gerekiyor.

Sezgin Baran Korkmaz ile Türkiye’nin göçmen deposu haline getirilmesi planlarının bağlantısı ne mi?

Rıza Zarrab dosyasının ABD ile ilişkilerimize etkisini ya da Trump’ın tehditleri sonucu Rahip Brunson’un nasıl bırakıldığını hatırlayın…

Veya İktidar medyasının yıllardır “15 Temmuz’un finansörü, Erdoğan’a yönelik darbelerin merkezi” ilân ettiği Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerin son 15 günde birden bire düzelmesini… Erdoğan, önce BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun Bin Zayed el-Nahyan’ı kabul etti, dün de bizzat Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan’la telefonla görüştü. Bu hızlı dönüşün, Sedat Peker’in orada olması ile bağlantısı sorgulanmıyor mu?

Bunlara bakınca, şimdi de Avusturya ve AB’nin, Ankara’yı Afgan göçüne razı etmek için Sezgin Baran Korkmaz kartını oynadığını düşünmek çok mu yanlış olur?

Ez cümle; göçmen pazarlığında hiçbir şey olmasa da bir şeyler olduğu kesin!..

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

******KİTAPLIĞIMIZA GELENLER******

ÜLKÜ OLCAY YAZDI
Ummana Dökülmeyi Bekleyen Aşk Yağmuru”
AHMET BİCAN ERCİLASUN
Dilin, düşüncenin, kitabın önünde hiçbir engel duramıyor. Ne virüs, ne salgın, ne rejim, ne de zulüm.
Hasan Kallimci
Beni ağlatan da “Aliş’imin Kaşları Kare” . Başlığına bakarak, türkünün malûm hikâyesini okuyacağınızı zannetmeyin.
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Ve her şair biraz deliydi. Ve iyi ki Tanrı Delileri Yarattı’
BİR TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Nem Alacak Felek Benim Dr.Halil ATILGAN
HALİL ATILGAN YAZDI
TUTSAK KALEMLER M. Hayati ÖZKAYA DR. HALİL ATILGAN’IN UZUN SOLUKLU ÇALIŞMASI: BODRUM HÂKİMİ Muhsin DURUCAN “Bodrumlular erken biçer ekini Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini Altın makasDevamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
SAFAHAT MEHMET AKİF ERSOY Gülsüm KARACA yazdı... Yazıma yazarımızın kısa bir biyografisi ile başlamak isterim. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin KaragümrükDevamını oku...
Zafer Saraç yazdı
Göç, tarih boyunca insanlığın kaderine yazılmış kaçınılmaz bir olgudur. Coğrafya kader olduğu kadar göç de yazgısı kolay değiştirilemeyen hayatiyetin devamlılığı için zorunlu bir seçenek olmuştur.Devamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Talat Ülker’in kaleme almış olduğu Dilaver Cebeci eseri kıymetli Cebeci’nin hayatını, sanatını ve eserlerini konu almaktadır. Girizgâhında Dilaver Cebeci’nin hayatı ve sosyal dünyası olmak üzereDevamını oku...
YENİ SAYI
Mehmet Akif Ersoy OKUYUNUZ
YASİN SARI YAZDI
Okurken, her ne kadar çetin bir mücâdeleyi ve bu uğurda yitip gidenleri anlatsa da, çok keyîf aldım

Bir Kitap Bir Yazı

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

65 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi