Anasayfa

NATO Zirvesi ve Erdoğan-Biden görüşmesinden, “Türk askeri Afganistan’a” kazancıyla dönüldü!..

İki gün önce ABD Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden oluşan bir heyetin, bu konuyu görüşmek üzere Türkiye’ye geleceği müjdelendi!.. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley de herhangi bir yazılı anlaşmanın henüz olmadığını, ancak görüşmeleri ilerlettiklerini belirtip, “Bu hafta (Türkiye ile) bir toplantımız var. Sanırım anlaşmanın neredeyse son parçası kaldı. 

Türkiye adına konuşmak istemiyorum ve nihai bir anlaşmanın sonucunu önceden vermek istemiyorum, ama Kabil havalimanının güvenliğinin sağlanacağı konusunda eminim.” dedi.

Ve ABD’li heyet dün geldi, görüşmeler başladı.

Üç gün önceki yazımızda; NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin Afganistan işini üstlenmesi konusunda bir karar alınmadığını, planlamanın tümüyle “Avrupa Dörtlüsü” olarak adlandırılan ABD-Fransa-Almanya ve İngiltere tarafından yapıldığını yazdık.

Bugün Hürriyet’ten Uğur Ergan ise görüşmelerin perde arkasına ilişkin kulis bilgileri aktardı. İddialara göre, Türkiye’nin masaya koyduğu öncelikle şartlar şunlarmış:

• Hamid Karzai Havaalanı’nın işletilmesinin maliyeti şartlara ve havaalanı trafiğine göre yılda 80 ile 130 milyon dolar arasında değişiklik gösteriyor. Ankara bu kapsamda havaalanı işletme maliyetinin karşılanmasını istiyor.

• ABD’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliğine dönük daha önce buraya getirdiği teknik altyapı imkânlarının devam etmesi, ABD’nin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik lojistik desteğini sürdürmesi.

• NATO Afganistan’dan çekilse de Türkiye’ye uluslararası destek sürmeli. Ankara bu kapsamda yakın ilişki içinde bulunduğu, bölgedeki güçlü ordulardan birine sahip Pakistan’ın destek vermesini istiyor.

Bu bilgilerden sonra “Türk askeri Afganistan’a kimin adına ve niçin gidecek?” sorularının cevabı netleştiğine göre, şimdi şu soruyu masaya yatıralım:

“Türk askerinin Afganistan’a gitmesine kim karar verecek?”

Kürecik Anlaşmasını Kimler İmzaladı?

Ne demek istiyoruz? Malatya Kürecik örneği üzerinden anlatalım.

Burada bir füze savunma sistemi kurulmasına, dönemin Başbakanı Erdoğan ve ABD Başkanı Obama’nın Eylül 2011’de yaptığı görüşmede karar verildi. Erdoğan, “radar sisteminin NATO sözleşmesi çerçevesinde atılan bir adım” olduğunu vurgulayıp, şunları söyledi:

“Burada hangi ülkenin radarı olduğu değil, bu radar kimin emrinde kullanılacak, kimlerle kullanılacak… Şu anda Libya’da uçan uçaklar, değişik ülkelerin, NATO üyesi ülkelerin uçakları. Kimin programı çerçevesinde bunlar hareket ediyor? NATO’nun. Komuta, her şey, A’dan Z’ye orada, ama uçaklar değişik ülkelerin. Burada da bu işin faturasını, bedelini Amerika öder veya bir başkası öder, bu bizi ilgilendirmiyor, ama burası artık NATO’nun bir üssüdür ve bu komuta kademesi içerisinde bizim de generalimiz bulunacak ve beraberce oranın yönetimini temin edecekler.”

Oysa bu planlama 2 yıl önce, Obama’nın 17 Eylül 2009’da açıkladığı “Avrupa Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım” adı verilen füze savunma sistemi kapsamında yapılmış, 1 yıl sonra da ABD Savunma Bakanlığı’nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend, Türkiye’nin neden seçildiğini şöyle açıklamıştı:

“Balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye çok fazla ön cephelerde yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir.”

Townsend, “bu konuda NATO’da alınmış bir karar olmadığını”, “diğer ülkelerle görüştüklerini”, “Türkiye ile çok iyi, derin görüşmelerinin olduğunu”, “Türkiye’nin çok yardımcı bir rol oynadığını” da kaydetmişti.

Türkiye’nin bu anlaşmaya nasıl ikna edildiğini ise 2013’te, eski Ankara Büyükelçisi Eric Edalman’dan öğrendik. Edelman, “Malatya’ya kurulan radar sistemi son derece önemli bir karardı. ABD güçlerinin ve müttefiklerinin korunması için hayati öneme sahipti. Erdoğan için çok zor bir karar oldu. İkna edilmesi için Başkan Obama’nın bizzat devreye girmesi gerekti. Aslında iki müttefik arasında bu seviyeye yükselmemesi gereken bir konuydu. İlişkilerin gidişatını olumlu etkiledi.” dedi.

Sonuç? Kürecik’teki sistem 2012 başında kuruldu. Erdoğan, bunun “NATO sözleşmesi çerçevesinde atılan bir adım olduğunu” söylemişken anlaşma, dönemin ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından imzalandı.

Muhalefet, ABD ile imzalandığı için anlaşmanın Meclis’te onaylanması gerektiğini dillendirince de şu oldu:

21 Mayıs 2012’de ABD’nin Chicago kentinde yapılan NATO Zirvesi’nin ardından Başkan Obama, “Malatya Kürecik’teki radarın operasyonel kontrolünü NATO’ya devretmeye karar verdiklerini” duyurdu!..

Bir parantez açıp, o günlerde MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin dönemin NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in Türkiye’yi ziyareti vesilesiyle Kürecik konusunda nasıl tepki gösterdiğini hatırlatalım. Özetle, şunlara dikkat çekti:

“Önemle üzerinde duruyorum ki, bu kadar kayda değer bir karar NATO bünyesinde değil, ABD’yle sağlanan ikili ittifakla hayata geçirilmiştir. Ayrıca NATO Genel Sekreteri’nin ifadelerinden AKP’nin bunda son derece istekli ve bir hayli de talepkar olduğu sonucu çıkmıştır. ABD’nin dışişleri sözcüleri; Kürecik’te kurulan erken uyarı radarından elde edilecek bilgilerin, tüm NATO müttefiklerini korumak amacıyla kullanılacağını değişik kereler itiraf etmişlerdir. Benzer sözleri NATO Genel Sekreteri de teyit etmiştir. Hal böyleyken, Türkiye’nin dolaylı ya da doğrudan bir şekilde üye olmasa da, NATO üyesi ülkelerin güzergâhında bulunmasından ötürü, İsrail’i olası İran füzelerine karşı korumaya ve güvenceye aldığı kendiliğinden ortaya çıkmıştır.”

NATO Kapsamında Mı?

Peki Kürecik’in bugünkü statüsü ne, kimin üssü? NATO’nun mu ABD’nin mi?

NATO Komutanlığı’na devredilmiş gözüküyor, ama burasını halen ABD’nin Avrupa Komutanlığı işletiyor.

Nitekim Bahçeli’nin daha geçtiğimiz 18 Mayıs’ta, İsrail’in Kudüs’e saldırısı üzerine Türkiye’nin Kudüs’e gitmesini savunurken, “Şayet ABD bunun önünde engelse, NATO üyeliğini derhal tartışmaya açalım, Kürecik’i de İncirlik’i de boşaltalım.” demesi, Kürecik-ABD bağlantısını ortaya koydu.

Bir başka gösterge:

“Gölge CIA” olarak adlandırılan Rand Corporation’ın Ocak 2020’de yayımladığı, ülkemizde yeniden “darbe” tartışmalarına yol açan “Türkiye’nin Milliyetçi Eğilimi: ABD-Türkiye Stratejik İlişkileri ve ABD Ordusu İçin Çıkarımlar” isimli raporun tam üç yerinde, (Özet bölümünün 19’uncu sayfası ile 167 ve 189’uncu sayfalar) “füze savunmasına yönelik Avrupa Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşımın bir parçası olan Kürecik’teki ABD erken uyarı radarı” ifadesi yer alıyor.

“Zaten Afganistan’dayız” İfadesine Dikkat

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Afganistan konusunda iki gündür yaptığı açıklamaların satır aralarına bakalım.

Özellikle son 6 yılda Kabil Hamid Karzai Uluslararası Havalimanının işletilmesi, teknik destek sağlanması konusunda elimizden gelen gayreti gösterdiğimizi belirtirken, şunları söyledi:

“Şu anda orada bizim mevcudiyetimiz zaten var. Şu anda herhangi bir şekilde bizim asker göndermek gibi bir durumumuz söz konusu değil. Diğer ülkelerle temasımızı sürdürüyoruz, onlarla beraber bir arayış içindeyiz. Önümüzdeki dönemde bu çalışmalar tamamlandığında nihai olarak gerekli tedbirler alınacak, bir plan hâline dönüşecek.”

Bir başka konuşmasında da, “Hali hazırda Kabil Eğitim Yardım Danışmanlık Komutanlığı’nı biz yürütmekteyiz. Bugüne kadar elde edilen kazanımların korunması ve bu kapsamda 6 yıldır sürdürmekte olduğumuz uluslararası havalimanı işletilmesi sorumluluğunun gerekli şartlar sağlanırsa, tarafımızdan devam ettirilmesi söz konudur.” dedi.

Bu sözlerden anlaşılan, görüşmeler ABD ile yapıldığı halde, anlaşma sağlandığı takdirde bu bir Türkiye-ABD anlaşması değil de NATO misyonu kapsamında üstlendiğimiz görevlerin devamı gibi sunulacak.

Kürecik örneğine dönersek; O anlaşma sonrasında dönemin CHP Milletvekili Osman Korutürk, bir önerge verip, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na 10 soru yöneltmişti. Sorulardan ikisi şöyleydi:

• ABD Büyükelçisi, mutabakat metnini ABD adına mı yoksa NATO adına mı imzalamıştır?

• Hükümet konuyu Anayasanın 92. Maddesi uyarınca TBMM’nin onayına ne zaman sunmayı düşünmektedir?

Gelişmelerden hareketle, şimdi biz de şunu soralım:

Askerimizin Afganistan’a gitmesine kim karar verecek; Meclis mi İktidar mı?

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

******KİTAPLIĞIMIZA GELENLER******

ÜLKÜ OLCAY YAZDI
Ummana Dökülmeyi Bekleyen Aşk Yağmuru”
AHMET BİCAN ERCİLASUN
Dilin, düşüncenin, kitabın önünde hiçbir engel duramıyor. Ne virüs, ne salgın, ne rejim, ne de zulüm.
Hasan Kallimci
Beni ağlatan da “Aliş’imin Kaşları Kare” . Başlığına bakarak, türkünün malûm hikâyesini okuyacağınızı zannetmeyin.
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Ve her şair biraz deliydi. Ve iyi ki Tanrı Delileri Yarattı’
BİR TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Nem Alacak Felek Benim Dr.Halil ATILGAN
HALİL ATILGAN YAZDI
TUTSAK KALEMLER M. Hayati ÖZKAYA DR. HALİL ATILGAN’IN UZUN SOLUKLU ÇALIŞMASI: BODRUM HÂKİMİ Muhsin DURUCAN “Bodrumlular erken biçer ekini Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini Altın makasDevamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
SAFAHAT MEHMET AKİF ERSOY Gülsüm KARACA yazdı... Yazıma yazarımızın kısa bir biyografisi ile başlamak isterim. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin KaragümrükDevamını oku...
Zafer Saraç yazdı
Göç, tarih boyunca insanlığın kaderine yazılmış kaçınılmaz bir olgudur. Coğrafya kader olduğu kadar göç de yazgısı kolay değiştirilemeyen hayatiyetin devamlılığı için zorunlu bir seçenek olmuştur.Devamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Talat Ülker’in kaleme almış olduğu Dilaver Cebeci eseri kıymetli Cebeci’nin hayatını, sanatını ve eserlerini konu almaktadır. Girizgâhında Dilaver Cebeci’nin hayatı ve sosyal dünyası olmak üzereDevamını oku...
YENİ SAYI
Mehmet Akif Ersoy OKUYUNUZ
YASİN SARI YAZDI
Okurken, her ne kadar çetin bir mücâdeleyi ve bu uğurda yitip gidenleri anlatsa da, çok keyîf aldım

Bir Kitap Bir Yazı

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

142 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi