KİMLİK ÜZERİNE

Kutbettin ARSLAN

Eğer bir şey varsa mutlaka kimliği de vardır. Yani her varlığın kimliğini oluşturan değerler vardır. Herhangi bir otun, çiçeğin, hayvanın, havanın, suyun toprağın, bakterinin, solucanın, virüsün de kimliği vardır.
Yani evrende kimliksiz olmak diye bir şey düşünülemez.
Mesela her maddenin kendine göre özgül ağırlığı, atom veya moleküllerinin yapısı, rengi, kokusu, lisanı, yaşama, beslenme biçimi vardır.
Bu manada varlıkları sınıflandırmaya kalktığınızda ilginç şeyler çıkar.
Mesela Kelebek dediğimizde, 1750 çeşit kelebek var, Ot deyip geçmeyin, Aslan, köpek, koyun, su, toprak dediğimizde hepsinin farklı cinslerini görmek mümkün.
Aynen bu varlıklar gibi insan da çeşitlidir. İnsanlar yaşadıkları coğrafyalara, iklimlere, birbirleri ile ve tabiatla kurdukları ilişkilere göre, düşünce, hayal dünyalarına ve ihtiyaçlarına göre zaman içinde farklı kültürler gelişmiştir. Faklı kültürler neticesinde farklı beslenme biçimleri, farklı giyim-kuşam, farklı bakış, düşünüş, eğlence vs. şekillerine göre farklı Milletler meydana gelmiştir.
Dünyada yaşayan milletlerin çok azı insanlığı etkileyen büyük kültürler, medeniyetler meydana getirebilmiştir.
Bu büyük milletlerden biri de Türk milletidir. 200''e yakın büyük devlet ve 16 imparatorluk kurarak insanlığın geniş bir kitlesini etkisi altına almıştır.
Bunun sebebi kimliğine, kimlik değerlerine sıkı sıkıya sahip olmalarıdır. Bu konuda en hassas milletlerin başında Türk milleti gelir. 720,725,732,735’lerde yani günümüzden yaklaşık 1280 yıl önce Türk kimliğinin önemini kayalara kazımışlar ki sonraki nesiller kimliğin önemini bilsinler diye.
Bilge Kağan 1283 yıl önce taşlara şunu kazmıştı:“Türk Oğuz beyleri, halkı işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk halkı senin devletini, yasalarını kim yıkıp bozabilir idi?”
Devletine, Törene, yani seni Türk eden, sana kimlik kazandıran değerlere sıkı sıkı sarılırsan seni kimse yıkamaz.
Çünkü insanın kimliksiz olması demek, zayıf, aciz, ne yapacağını, nasıl yaşayacağını bilmeyen, başkalarının tesiri altında kolayca kalabilen, idealleri, değerleri, nerede ne yapacağı belli olmayan, bir varlık demektir.
Bu durumda milleti nelerin bekleyeceğini yine 1283 yıl öncesinden Bilge kağan haber veriyor:
“Bilgisiz, kötü kağanlar Türk tahtına oturdular. Onların kötü idaresi ve Çinlilerin hilesi yüzünden Türk milleti zengin ülkelerini yitirdi. Türk kağanlarının cihanı tutan gücü geçmişte kaldı.
Bu yüzden Çinlilere beylik eden Türkler köle, Türk kızları cariye oldu. Türk beyleri, şanlı isimlerini bıraktı, Çince isimler kullanmaya başladı. Türkler, Çin kağanına uyruk olup elli yıl onun acıklı ve utandırıcı idaresinde yaşadılar.”
(Lütfen dikkat edin, Bilge Kağan’ın kullandığı cümlelerin içinde kaç tane Türk ifadesi var?)
Türk Milliyetçilerinin mücadelesinin temeli budur. Uzatmamak için TC Devletini kuran ruhta budur.
H. Nihal Atsız’a Orhun dergisinden kimliksizleşmeye isyan ettirende bu fikir ve ruhtur.
Alparslan Türkeş’in mücadelesinin ruhu da budur.
Türk tarihi ve sosyal bilimler bu tecrübeleri bizlere aktarırken, Türk devletini yönetenler sıkılmadan hem de Türk Milletinin gözünün içine baka baka bu ruhu, bu kimlik değerlerini ayakları altına aldığını söyleyebildiler maalesef!
Daha da ileri giderek, bütün etnik unsurları sayıyor, Türk’ü de etnik unsurlardan biri olarak sayıyor, sonra hepsinin bir araya getirdiği topluluğa, yığına “Hepimiz bir milletiz, hepimiz tek milletiz” diyorlar.
Yani muhteşem tarih, tarihi birikimler, kültür ve medeniyet, verilen mücadeleler, yerle bir ediliyor, yok sayılıyor! Binlerce yıllık muhteşem bir tarihi olan milleti kimliğinden uzaklaştırıyor! Türk olmaktan çıkarıyor, adına “tek millet” diyorlar!
Bilge kağan böyle bir durumu, “kötü kağanların” iş başına gelmesiyle izah ediyor! (Ve bu durum Bilge Kağan’ın da dediği gibi köleleşmeye gidiştir.)
Bana göre de bir insana veya millete yapılabilecek en büyük ihanet o milleti kimliksizleştirmektir.
Emperyalistlerin, tek dünya Yahudi devleti kurmaya çalışanların da kültür emperyalizmi yoluyla yapmak istedikleri de bu değil mi?
Bütün kültürleri, dinleri yok edip tek bir kültür ve din bağlamında insanları dünya milleti, daha doğrusu dünya köleleri haline getirmek değil mi?
Türk milletinin işi artık daha da zorlaştı. Çünkü dünyadaki her milletin olduğu gibi Türk Milliyetçilerinin de asli görevi, mensubiyet duygusunu, milli şuuru geliştirmekti. Yani her Türk ferdinin Türk olduğunu bilmesi, Türk kültürü ile yaşaması ve Türk ülküsü ile yaşamasını sağlamaktı.
Zira tarih, yenilen, esaret hayatı yaşayan milletlerin (Türk milleti de böyle durumu çok yaşamıştır)bir gün elleri ve ayaklarındaki prangaları koparıp yeniden bağımsızlıklarına kavuştuğuna şahit olmuştur.
Ama kimliğini kaybeden, milli şuurdan yoksun yani kalbine ve zihnine pranga vurulmuş toplumların kurtuluşuna tarih şahitlik etmemiştir.
Bu sebeple Türk demeyi ırkçılık kabul eden, Türk milletini koruma, yükseltme duygusu olan Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan zihniyete devleti teslim etmek, Türk milletine beka problemi yaşatmak demektir.
Gel gör ki Türk milliyetçilerinin lideri olduğunu iddia eden zat, bunun farkında olmadığından Türk Milliyetçiliğini yani kendisini ayakları altına alan zihniyeti, kurtarıcı ilan etti.
Evet evet aynen tecavüzcüsüne aşık olanlar gibi!
Türk tarihine, Türk Milliyetçilerine, Türk Devletine ve Türk milletine bu yapılanlara yine Türk tarihi, İHANET diyor!

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ERMENİ SOSLU SEVR YEMEĞİ
Pazartesi, 03 Mayıs 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

48 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi