Kültür-Kitap

Kültür-Şiir

Kültür-Hikaye

Oğullarını kaybeden edebiyatçıların sönmeyen acıları - Soner Yalçın

Pazar Sohbeti

Sanatçı Burhan Şeşen’in gencecik oğlu müzisyen Serhan, yanlış teşhis sonucu ölüme yenik düştü.

Hayatta evlat kaybından büyük acı var mı? Oğullarını kaybeden Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmud Ekrem, Halid Ziya Uşaklıgil, Peyami Safa, Samih Rıfat, Halit Fahri Ozansoy, Reşat Nuri Güntekin, Ümit Yaşar Oğuzcan yaşama tutunabildiler mi? Edebiyatçılar, oğullarının ölümü ardından neler yaptılar?



YIL 1899.Yer İstanbul Büyükada.Karanfil Sokağı’nda iki odalı bir sayfiye evi.Recaizade Mahmud Ekrem, eşi Güzide Hanım ile birlikte matemini sessizce burada yaşadı.

Önceleri cemiyet hayatından hoşlanan yazar, artık kimseleri görmek istemiyordu. Aksi halde yaşamın 14 yaşında ölen oğlu Nijad’ın anısına haksızlık olacağını düşünüyordu. İstisnasız her gün ağlıyordu.

Üç oğulları olmuştu: Emced, Nijad ve Ercüment.

Oğlu Emced, bakıcısının dikkatsizliği sonucu 1.5 yaşında yatağa mahkûm olmuş; 20 yıllık yaşamı boyunca hiç konuşamadan vefat etmişti.

Oğlu Nijad evin neşe kaynağıydı. Hareketli ve hep güler yüzlüydü. Edebiyata meraklıydı. Çok iyi resim yapıyordu.

Recaizade Mahmud Ekrem, oğlu Nijad’a tutkundu. Ona ayrı bir sevgisi vardı. Kuşkusuz diğer oğlu Ercüment Ekrem’i de seviyordu ama Nijad’ın yeri bambaşkaydı.

Ve Nijad yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayıp ölünce Recaizade Mahmud Ekrem yıkıldı; bir türlü toparlanamadı ve Büyükada’ya sığındı.

Evlat acısı çeken tek o değildi

Büyükada’da evlat acısı çeken sadece Recaizade Mahmud Ekrem değildi.

Halid Ziya Uşaklıgil de oğlu Sadun’u erken yaşta toprağa vermişti.

Edebiyatımızın bu usta iki kalemi o yıllar Büyükada’da birbirlerine kenetlenip acılarını dindirmeye çalıştılar.

Ancak Halid Ziya Uşaklıgil’in evlat acısı hiç bitmeyecekti. Bir süre Atatürk’ün yanında da çalışmış diplomat oğlu Vedat Uşaklıgil,Arnavutluk/Tiran Büyükelçiliği’nde görev yaparken bunalıma girip intihar edecekti.

Bu intihar artık Halid Ziya Uşaklıgil için yıkım olacaktı. Çünkü, daha önceki yıllarda iki amcası Uşşakizade Yusuf ve Uşşakizade Süleyman Tevfik de intihar etmişlerdi.

Bu kadar acıyı taşıması zordu; oğlu Vedat’ın öldüğü yıl, oğlunun intiharını "Bir Acı Hikáye"adlı eserinde yazdı. Kitap bittikten sonra da yaşama gözlerini kapadı. Kim bilebilir belki de ruhundaki fırtınaları ancak böyle dindirebildi.

Recaizade Mahmud Ekrem ile Halid Ziya Uşaklıgil’in Büyükada’da yaşadıkları acı dolu günleri Ercüment Ekrem Talu şöyle yazdı:

"(Büyükada’daki) matemhanemize devam etme fedakárlığını ve vefakárlığını bir kişi gösterdi; o da Halid Ziya idi. Hafızam beni aldatmıyorsa o da, o yıl bir evladını toprağa vermişti. O da tesellisini Ada’nın sükûnetinde arayagelmişti. (...) Babam, Nijad’ını kaybettiği gün şuurunu da birlikte kaybetmekten ancak Halid Ziya ile Tevfik Fikret’in müşterek gayretleri ile masun kaldı."

Konu konuyu açıyor...

Şair Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’un hikáyesini biliyorsunuzdur; 18 yaşında yurtdışında okumaya gitti ve din değiştirdi. O kadar çok tepki aldı ki, bir daha ne babasının cenazesine, ne mezarına, ne de yurduna gelebildi. Bu nedenle bu üç dost arasında Tevfik Fikret de evlat acısı çeken babalardan biri oldu.

Evet, konu konuyu açıyor...

Recaizade Mahmud Ekrem’in o acılı günlerinde, kendisine destek veren Halid Ziya Uşaklıgil ve Tevfik Fikret ile birlikte bir yakın dostu daha vardı: Şair İsmail Safa.

İsmail Safa aynı zamanda Nijad ve Ercüment’in yazı hocasıydı; ikisini de oğlu gibi seviyordu.

Nijad’ın ölümünden bir yıl önce bir oğlu dünyaya gelmişti. İsmini Tevfik Fikretkoymuştu: Peyami Safa.

İsmail Safa sürgünde vefat ettiğinde Peyami Safa iki yaşındaydı. Babasının arkadaşlarının yardımlarıyla büyüyen Peyami Safa, yıllar sonra oğul acısı yaşayacaktı.

Biricik oğlu 22 yaşındaki Merve Safa, askerliğini yaparken rahatsızlanıp vefat edince Peyami Safa bu acıya fazla dayanamadı. 

Merve ve Safa; Mekke’deki iki kutsal tepenin adıydı; Peyami Safa "kutsalını"kaybetmişti. Oğlunun ölümünden 3.5 ay sonra hayata veda etti.

Oğlunun öldüğünü dört ay sonra öğrendi

Recaizade Mahmud Ekrem, Nijad’ın acısını dindirmek için o yıllar hep yürüyüşlere çıktı. Oğlu Ercüment Ekrem Talu anlatıyor:

"Ağabeyim Nijad’ın ölümünden biraz sonra idi. Matemini unutmak değil fakat avunmak için babam ekseriya beni yanına alır, beraber kırlara uzanırdık. Bu gezintiler sessizce geçerdi. (Babam) hiç ağzını açmaz, kendisini bir gölge gibi bir iki adım geriden takip eden bana kati bir lüzum duymadıkça hitap etmezdi.

 (Bir gün) babam bitap gözlerinin eksik etmediği Nijad’ın hayaliyle meşgul, her zamanki gibi önde gidiyordu. Arkamızdan gelen bir fayton araba bize yetişti. O anda arabadan inip de bize doğru gelen birisini görünce durduk. Bu, çok zarif giyinmiş, sivrice sakallı, gözünde tek gözlük taşıyan, orta boylu bir zattı. Bize yakın gelince gözlüğü gözünden düştü, titreyen elleri babama doğru uzandı. Kucaklaştılar. Babam ağlamaya başladı. Hıçkırıklar arasında, ’Hamit’ diyordu; ’Hamit perişan oldum, Nijad’ım, Nijad’ım elden gitti’..."

Şair-i Azam Abdülhak Hamit nereden bilebilirdi aynı acıyı birkaç yıl sonra kendisinin de yaşayacağını...

Tek oğluydu Abdülhak Hüseyin; ABD’de maslahatgüzardı. Öldüğünü Abdülhak Hamit’ten dört ay gizlediler. Çevresi, haberi öğrenince "inme gelmesin" diye Şair-i Azam’a alıştırarak söylemeyi tercih etmişti. "Abdülhak Hüseyin amansız bir hastalıkla mücadele ediyor" demişlerdi sürekli.

Abdülhak Hamit oğlunun ölümü yanında, yıllardır görev yaptığı devletinin biricik evladına sahip çıkmamasını hayatı boyunca affetmedi. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın ABD ile ilişkileri gerginleşince, Babıáli, maslahatgüzar Abdülhak Hüseyin’e elçiliği kapatarak yurda dön çağrısı yaptı. Ancak Abdülhak Hüseyin hastaydı; dönemedi. Hastalığına inanılmadı ve maaşı kesildi. Osmanlı Devleti ancak diplomatı ölünce olayın doğruluğundan emin oldu!

Abdülhak Hüseyin’i umursamayan devlet, kızlarına da sahip çıkmadı. Yvonne Hindiye ile Cynthia Sindiye’nin torunları bugün İngiltere’de ne yapmaktadır acaba? Savaşlar sadece devletleri yok etmiyor; aileleri de işte böyle paramparça ediyordu...

Namık Kemal’in torunu tabancayla canına kıydı

 Recaizade Mahmud Ekrem o kederli günlerinde arkadaşı Abdülhak Hamit’in yanında olamadı; çünkü vefat etmişti. Ercüment Ekrem Talu anlatıyor:

"Ölümünün yıldönümüne rastlayan soğuk bir günde rahmetli anacığımla beraber, babamın Küçüksu’daki mezarını ziyarete gitmiştik. Abdülhak Hamit Bey’i orada bulduk. Bizden önce gelmiş, taşının üstüne oturmuş, sessiz sessiz ağlıyordu. Bu türlü dostluk şimdi nerede var? Ve ben bunu nasıl unutabilirim?"

Recaizade Mahmud Ekrem 
vefat etmeden önce oğlu Nijad’ı satırlara döktü. Ortaya Türk edebiyatının bu en güzel mersiyeleri çıktı; bunlar "Nijad Ekrem" adlı iki ciltlik kitapta toplandı.


Ne acıdır:

Nijad doğduğunda Recaizade Mahmud Ekrem, üstadı Namık Kemal’den oğlu için bir kıta yazmasını rica etti. Kendisi de aynı yıl doğan Namık Kemal’in torunu Muvaffak (Menemencioğlu) için yazacaktı.

Namık Kemal ile Recaizade Ekrem birbirini o kadar seviyorlardı ki, Namık Kemal doğan oğluna "Ekrem" adını verdi. 

Ama... Ölüm evlerinden hiç eksik olmuyordu sanki: Ekrem’in oğlu (adını Namık Kemal’in büyük eserinden almıştı) Cezmi, müzik öğretmeninin aşkına karşılık bulamayıp tabancayla canına kıydı.

Uzatmayayım:

Recaizade Mahmud Ekrem yaşamının son döneminde tüm sevgisini, 1909’da doğan torunu Muvakkar’a (Çiğdem Talu ile Umur Talu’nun babasıdır) verdi.

1914’te vefat etti ve vasiyeti gereği oğlu Nijad’ın mezarına defnedildi. 

Sonunda yıllardır yasını tuttuğu oğluna kavuşmuştu...

Yarın bayram ve ne yazık ki Cebrail her zaman elinde bir kurbanla gelip İsmail’i kurtarmıyor.

Reşat Nuri Güntekin tövbe etti

Evlat acısına kim dayanabilir?

Reşat Nuri Güntekin, oğlu Aksel öldüğünde bir daha çocuk yapmayacağına tövbe etti. Çünkü bir daha böyle bir acıya dayanamayacağını düşündü. 

Samih Rıfat, -deyim yerindeyse- ilk oğlu Hatif’in üzerine titriyordu.

Hatif de babasına benziyordu; babası gibi küçük yaşından itibaren müzik aletlerine ilgisi vardı. Çok iyi tambur çalıyordu.

Samih Rıfat oğlunu dönemin en iyi okullarında okuttu; Musevi Alyans Mektebi’ne verdi. Ardından Viyana’ya gönderdi.

Oğlu yurtdışında iken Samih Rıfat işgal yıllarında "Hatif" adıyla Sabah Gazetesi’ne makaleler yazdı.

Hatif yurtdışındaki eğitiminin ardından ülkeye döndü. 

Tambur aşkı her geçen yıl büyüdü. Tamburi Cemil Bey’in öğrencisi oldu.

Amcası (İstiklal Marşı’nın ilk bestecisi) Ali Rıfat Çağatay’ın konserlerinde tamburi olarak yer aldı. 

Çalışma hayatına adım atacağı sırada verem oldu. Kurtarılamadı.

Bu acı olay sonucunda babası Samih Rıfat ve amcası Ali Rıfat bir daha ellerine tambur almadılar.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kültür-Sanat

******KİTAPLIĞIMIZA GELENLER******

Hasan Kallimci
Beni ağlatan da “Aliş’imin Kaşları Kare” . Başlığına bakarak, türkünün malûm hikâyesini okuyacağınızı zannetmeyin.
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Ve her şair biraz deliydi. Ve iyi ki Tanrı Delileri Yarattı’
BİR TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Nem Alacak Felek Benim Dr.Halil ATILGAN
HALİL ATILGAN YAZDI
TUTSAK KALEMLER M. Hayati ÖZKAYA DR. HALİL ATILGAN’IN UZUN SOLUKLU ÇALIŞMASI: BODRUM HÂKİMİ Muhsin DURUCAN “Bodrumlular erken biçer ekini Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini Altın makasDevamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
SAFAHAT MEHMET AKİF ERSOY Gülsüm KARACA yazdı... Yazıma yazarımızın kısa bir biyografisi ile başlamak isterim. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin KaragümrükDevamını oku...
Zafer Saraç yazdı
Göç, tarih boyunca insanlığın kaderine yazılmış kaçınılmaz bir olgudur. Coğrafya kader olduğu kadar göç de yazgısı kolay değiştirilemeyen hayatiyetin devamlılığı için zorunlu bir seçenek olmuştur.Devamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Talat Ülker’in kaleme almış olduğu Dilaver Cebeci eseri kıymetli Cebeci’nin hayatını, sanatını ve eserlerini konu almaktadır. Girizgâhında Dilaver Cebeci’nin hayatı ve sosyal dünyası olmak üzereDevamını oku...
YENİ SAYI
Mehmet Akif Ersoy OKUYUNUZ
ZAFER SARAÇ YAZDI
Her romanın mekânını ve karakterlerini sarmalayan bir arka planı olduğu düşünülürse hiç şüphesiz ki,
YASİN SARI YAZDI
Okurken, her ne kadar çetin bir mücâdeleyi ve bu uğurda yitip gidenleri anlatsa da, çok keyîf aldım

Bir Kitap Bir Yazı

An itibariyle ziyaretci sayısı:

527 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi