GÜVERCİN SEVDASI - İMDAT AVŞAR

İmdat Avşar arkadaşımız Eskişehir'e geldi, şöyle biraz vatan ziyareti yapalım, dağları bayırları dolaşalım dedik.

Hani Ahmet Yesevi söylemişti;

''Anadolu salkım saçak,

Her tarafı keskin bıçak,

Dermanı sizdedir ancak,

Kor götürün buza doğru."

Söğüt'e, Ertuğrul Bey'e uğradık. O da şöyle devam etmişti;

Devamını oku...

Anasayfa

Merhum Şair Nüzhet Erman Örek li’nin kızı Filiz Erman Örekli’nin28 Nisan 1997 günü yapılan
“Nüzhet Erman Şiir Ödülü” ile ilgili törende yaptığı konuşma metni.

 

 
       Deniz minareleri, gökkuşağı ve yıldızlar ve ille
de “Ali ile Anası” masalını anlattığın zamandaki
kadar çok seviyorum seni, benim canım babacığım.
Bugün burada kızı olmakla her zaman onur
duyduğum ve duyacağım sevgili babam Şair, Vali
Nüzhet Erman anısına vereceğimiz ödülleri dağıtmak
üzere toplandık. Bugünün bir özelliği de babamın
doğum yıldönümü olması. Her şeyden önce böyle bir
vesile ile ilk defa bir topluluğa hitap ettiğimi, bu
nedenle çok heyecanlı ve konunun babam olması
itibariyle de duygu yüklü olduğumu belirtmek istiyorum.
Sizlere babamın yetmiş yıllık yaşam öyküsünden
üniversite bölümüne kadar olan kısmını sevgili
babamın hastalığı sırasında yazmaya başladığı ancak
bitirmesi kısmet olmadığı biyografisini aynen aktararak
diğer kısımlarını ise ben, aynı renklilikte olmasa
bile, elimden geldiğince anlatacağım.
 
"Evvel zaman içinde ama, ne masal ne düş,
Otuz bir yaşında ince hastalıktan ölmüş
Karahasanlı Bucağı 'nın Çılban köyünde
Hem çerçi, hem de gezici berbermiş dedem
 
"Annem Yozgatlı Kırım muhacirlerinden Zeliha
Hanım, Babam Ahmet Hamdi Erman, ana tarafından
Kırşehir’e bağlı köyü, baba tarafından Mucur
ilçesinden. Mucur’daki lakapları Karavaizoğulları.
''Köy camileri ve avlularının bir köşesini dükkan
farz edip gezici köy berberliği yapan dedem, 31
yaşında veremden ölünce, babam 11 yaşında öksüz
kalmış. Anane gereğince, babam annesini nikahlayan
amcasının baskı ve hışmından kaçarak, o sıralarda
İstanbul’da Emniyet Müdürlüğü bölümlerinin
başında bulunan Cumhuriyet ve Atatürk döneminde
Emniyet Genel Müdürlüğü, Mardin, Adana, Isparta,
Kütahya Valiliği yapan dayısı Tevfik Hadi Bey’e
sığınmış. 14 yaşında Macaristan’a ziraat tahsili
yapmaya gitmiş. Ama, I. Dünya Savaşı patlayınca,
öğrenimini yarım bırakarak yurda dönmüş. Annemle
dayı tarafından akrabalar. Ben, ağabeylerim, Tevfik
Fikret ve Hüseyin Muzaffer’den sonra İstanbul’da
28 Nisan 1926 günü Sultan Ahmet Nahibent sokağında
doğmuşum. İstanbul ’daki ilkokul günlerinden
aklımda kalan, diğer mahallelerle taş muharebeleri,
Allah ’ın günü zıpzıp oynama heyecanı, boş arsalarda
karpit patlatma. Bir de katolik misyonerlerinin
açtığı yazlık oyun ve jimnastik okullarından birine
devam etmemiz ve günün birinde, “bunlar size jimnastik
yaptırırken haç çıkarttırıyorlar ’’ dedikodusunun
çıkması üzerine, diğer çocuklarla birlikte misyoner  okulunun camını çerçevesini yerle bir etmemiz."
 
 
“İstanbul’da polis memurluğu yapan babam
komiser muavini olunca, apar topar Konya ve ilkokul
2. sınıf ilkokul 4 ve 5 Gazi ilkokulu ve ortaokul
birinci sınıf Siirt'ten sonra feraha çıktık, sayılır.
Babam başkomiser ve biz su, gül ve halı diyarı İsparta’dayız.
Ben ortaokul 2. sınıftayım. Müdürümüz
Hilmi Dilmen. 10 Kasım 1938’ de Atatürk’ün ölümü
üzerine göz yaşı dökmüşüz. Tatil günlerinde, günlüğü
beş kuruş ödünç kitap veren ve beni, Tarzan,
Monte Cristo, ve Pardayan 'la tanıştıran izbe dükkan
10 metrekarelik kitap evini unutmak mümkün mü?
Ve tabiî top oynadıktan sonra terli su içtiğim için bir
ay süreyle beni sadece serum fizyolojik ile iyileştiren
Doktor Yüzbaşı Salih Bey, nasıl unutulur? Ortaokul
3 ve lise Afyon Lisesinde. Fizikçi Naşire Hanım,
astronomi okutan Ömer Ekinci, tabiat bilgisi öğretmenim
Mehrure Hanım, matematikçi Sabahattin
Okurtop, edebiyat hocası Ali Gündüz ve Fransızca
hocamız Perihan Hanım. Hâlâ böyle hocalar var mı
bilmem. O güne kadar. Çocuk Sesi gibi dergilere
manzumeler yazmıştım. Ama lisede iş değişiyor.
Tanrı ’nın da el vermesi ile olacak dilimiz çözülüyor.
Ülkü, Servet-i Fünûn ve Varlık dergilerinde şiirlerim
çıkmaya başlıyor. Ülkü'nün başmda Ahmet
Kutsi Tecer ve Bedrettin Tuncel var. Varlık dergisini
Yaşar Nabi Nayır çıkarıyor. O günlerde lise futbol
takımında oynuyor, 110 m. manialı koşuda Faruk
Ünal ile yarışıyor, okulda kağıdın bir tarafında
trigonometri problemi çözerken, diğer tarafında şiir
yazıyorum. Şair Osman Atilla, Halkevinden Kenan
Harun ve Ahmet A rif okuldan arkadaşlarım.
“10 kişilik Afyon Lisesi Fen şubesinden 1944
yılında mezun oluyorum. Lise bitirme diplomam 130
üzerinden 128. Lise olgunluk sınavının sonucu 40
dolayı, sıhhi heyet raporu çıkaramadığım için İstanbul
Tıp Fakültesi 'ne giremeyişim. Teknik Üniversite
sınavlarına giderken, bir esinti ile Eskişehir ’de trenden
inişim ve kayıtların kapanmasından az önce
Siyasal Bilgiler Okulu'na başvuruşum ve sınav sonucu
1918 numara ile yan 18, olarak bu tarihî mabede
yatılı olarak adım atışım.
“Okulda evden daha rahatsız. Sadece Borçlar
Hukuku hocasının dersine ceket ve kravatla giriyoruz.
Kılık kıyafet serbest. Baş hademe Ali Rıza Efend
i’nin gün aşırı sabunlu sularla parlattığı büyük
mermer hole açılan ufak bir kantinimiz ve tekme ile çalışan bir radyomuz var. ’’

Sayfa 1

 
Evet babamın kendi eli ile yazabildiği anıları
bu kadar. Sonraki yıllarını sizlere ben anlatmaya
çalışacağım.
Babam 1947 yılında çok sevdiği okulu mülkiyeden
mezun oldu. 1948 yılında Yeşil adlı ilk şiir
kitabını ithaf ettiği ve paylaştıkları bir ömür boyunca
en güzel şiirlerini yazdığı ve evliliklerinin 35, yılında
bile:
"Kim demiş
Aşk türküsü, sevda şiiri
18 yaşında yazılır diye.
 
Sen ki yıllardır hep gönül katında yeri,
Ve her geçen yılla artarak değeri,
Sen ki ilk günden beri
 
Ve ilk günkü gibi ölesiye
Sevdiğim bir gülsün, pembe, taze ve diri. ’’
 
diye seslendiği sevgili annem Seminur Aziz (Erman)
ile evlendi.
1947 yılında mülkiyeyi bitirdikten sonra Emniyet
Genel Müdürlüğü’nde 25 lira asli maaşla komiser
muavini olarak devlet görevine başladı. Ankara ve
Tekirdağ il maiyet memurluğu, Kazan bucak müdürlüğü,
Demirköy kaymakam vekilliği yaptı. Demirköy’de
iken I Temmuz 1949 tarihinde şu anda Sydney Ticaret Müşavirliği görevinde bulunması nedeniyle aramızda bulunamayan ağabeyim Demir dünyaya geldi. Güney Akçadağ, Kızılcahamam ve Altındağ Kaymakamlığı görevlerini ifa etti. Akçadağ Kaymakamı iken 13 Haziran 1954 tarihinde:
 
“Çocuk yüzünü seyrederken daima
Pembe, temiz şeyler geçer içimden,
Ferahlık duyarım ve sanki birden
Kiraz çiçekleri değer alnıma.
 
O mavi damarlı ufak ellerin,
Açılışı dağlarda çiğdemlerin.
Filiz kızım sana bakarken incecik serin
Yağmurda serçeler gelir aklıma. ’’
 
dizelerini yazdığında ben dünyaya gelmişim.
1960 yılında Altındağ Kaymakamı olarak Ankara
Vali Muavinliği’ne vekalet etti. 27 Mayıs 1960
ihtilâlinden sonra İlgaz Kaymakamlığı’na tayin edildi.
 
30 Temmuz 1960’ta atandığı bu görevden 13 Ekim 1960 tarihinde ayrıldı ve 1960-1966 yılları arasında Danıştay Kanun Sözcülüğü’nde, Başyardımcılığı’nda, Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü’nde bulundu. 1966 yılında Nevşehir Valiliğine atandı ve çok sevdiği mesleğinden emekliye sevkedildiği 1980 yılına kadar sırası ile Antalya, Rize, Muğla ve Tekirdağ illerinde valilik yaptı.
54 yaşında resen emekliye sevkedildiğinde ise şunları yazdı:
 
“Ali Cengiz oyunu bu, kanun ve emir değil
Bu işte kimse sizden daha mahir değil,
Çekeceğiniz var bundan böyle dilimizden
Emekli vali olduk ama emekli şair değil''
 
Resen emeklilik sonrasında, Gazi Üniversitesi’nde
2 dönem İnkılâp Tarihi dersleri verdi. Kısa
süre avukatlık yaptı. Resen emekliliği nedeniyle
başvurduğu mahkemeyi kazanarak tekrar Muğla
Valiliği görevine döndü ancak, bir müddet sonra yaş
haddinden emekli oldu.
 
Şiirleri 1942 yılından başlayarak Yedigün, İnkılâpçı
Gençlik, Millet, Kaynak, Ülkü, Varlık, Hisar ve Türk Dili dergilerinde yayımlandı.
Anneme ithafen yazdığı ilk şiir kitabı Yeşil-I ve
diğer şiir kitapları yayımlanış sırasına göre A Benim
Cânım Efendim, Anadolu, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk, Hem Hürriyet Hem Ekmek’tir. 1990
yılında ise, bugünlere nereden nasıl gelindiğini,
tarihsel sorunlarımızı belirlemek ve günümüzü tanıyıp
tartmak amacına yönelik Türk isimli eserini,
yine 1990 yılında, Türklüğün Anadolu’da tutunup
barınmasında, kök salmasında rol ve katkısı çok
büyük olan ve meslekî bir tarikat olan Ahiliğin, zaman
içinde güncel ve taze kalan dinî, sosyal ve ekonomik
amaçlarını anlatan Halk Haktır isimli eserini
yayımladı.
Sizlere Anadolu kitabından, babamın en çok
sevdiği şiirlerinden olan “Ana Bacı Avrat" adlı
şiirini okumak istiyorum. Bu şiiri o yıllarda Başbakan
olan Sayın Süleyman Demirel’in 1969 yılında
Antalya’da yaptığı bir konuşmada “Anadolu’nun
yükünü kadınlar taşır” ifadesi üzerine kaleme almıştır.
 
Ana Bacı Avrat
 
"Anadolu ’nun yükünü kadmlar taşır"
(Süleyman Demirel, Antalya 1969)

Sayfa 2

Kimi avrat, kimi kaşık düşmanı,
Kimi bacım der, anam der.
Kadınlar taşır yükünü Anadolu 'nun,
Anadolu ’nun yükünü kadınlar çeker.
Düşegelmiş yüzyıllardır kısmetlerine,
Hasret, kan, korku ve ter.
Şaşarsın kolaylığına, ucuzluğuna saadetin
Bir beşibir yerde, birkaç basma, biraz şeker.
Şahittir toprağın ondan, onun topraktan çektiğine.
Sabandaki demir, kağnıdaki teker.
Ya çapada, ya odunda, ya harmanda,
Ya üç beş keçinin ardından seker.
Onunla doğurgan Türkiye, onunla zengin ama,
Konuşmada hak yok, sofralarda yer.
Karanlık, uzak ve susuz Anadolu ’da.
Kadın hiç, kadın herşey, kadm hanım, kadın er.
Son kitabını 1996 yılında Osman Gazi’den
Mustafa Kemal’e Her Gün Yeniden Doğarız
başlığıyla hazırladı. Ne yazık ki, kitabın basımı biraz
gecikti ve elimize sevgili babamm hastalığı sırasında
ulaştı.
Belki de bunun son kitabı olacağını hissederek
kitabının 263. sayfasında yer alan “Sunu... ’’ adlı
dizelerde:
“Paşa, bey, efe, er...
Hani övündüğümüz alp erenler?
“Gelimli gidimli dünya,
Son ucu ölümlü dünya! ’’
Keramet ehli değilim ki, sıkışan akıl alsın!
Soy soylayacak, boy boylayacak
Erkân sazım da yok karaduttan
Okuyup söylenmek üzere uzak, güzel günlerde,
Kahvelerde, kışlalarda, bayram ve düğünlerde
Destanlar kalmış ya Dede Korkut ’tan,
(Çam sakızı çoban armağanı!)
Benden de bu kalsın! ’’
diyerek kitabını noktalamış.
Evet işte sevenlerin onu çağırdığı gibi “Vali
Paşa'nın yaşam öyküsü kısaca böyle. Şimdi onun
anısını bizler ve daha sonra da daima sevgi ile sarıldığı
ve iftihar ettiği torunları Nüzhet Cem, Tunç,
Müge ve Hande yaşatacaklardır.
Babamla ilgili tüm güzel anılarımın içinde beni
en çok rahatlatanı ve içimi sevinçle dolduranı, beraber
geçirdiğimiz tüm güzel zamanlar boyunca biliyorum
ve hissediyorum ki, karşılıklı birbirimize söylemek
istediğimiz tüm güzel duygularımızı ifade edebilme
şansına sahip olabilmemiz. Kızı olmakla kendimi
şanslı saydığım gibi bu hususta da kendimi çok
şanslı hissediyorum.
Beni dinlemek sabrını gösterdiğiniz ve sevgili
babamla ilgili duygularımı sizinle paylaşma şansını
bana verdiğiniz için teşekkür ediyorum ve 28 Nisan
1994 tarihinde babama yaş günü hediyesi olarak
yazdığım sözcüklerle, konuşmamı noktalamak istiyorum.
Babama
“Ay ışığında sakin deniz.
Sessizliğin şarkısı seninle zaman
Küçük bir kız olurum yeniden
Başımı okşağın an
Elma şekerleri, atlı karıncalar. ’’

ÖNCE ÖL -SONRA SUS

Ha -susa susa dili şişmiş bir ozan 
Ha sulardaki yosun -göklerdeki pus 
Söz gümüşse sükut altın -anladık ama 
Ya us

Nerden belli Pir Sultan'ın öldüğü 
(Ölmeden ölme) -önce öl -sonra sus

Aşksa aşk -kinse kin -(duvar değil-
hele davar hiç değil)

Korkmalı -denizler gibi sustu mu ulus 
Bugün yaşasaydı-iki kere iki dört’ten de kesin - 
Yine doğrucubaşı bir ozan olurdu Yunus 

 

Nüzhet ERMAN

 

Sayfa 3

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

******KİTAPLIĞIMIZA GELENLER******

GÜLSÜM KARACA YAZDI
Küllenmiş fikirleri bir kıvılcımla yeniden yakmak
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Ve her şair biraz deliydi. Ve iyi ki Tanrı Delileri Yarattı’
BİR TÜRKÜNÜN HİKAYESİ
Nem Alacak Felek Benim Dr.Halil ATILGAN
HALİL ATILGAN YAZDI
TUTSAK KALEMLER M. Hayati ÖZKAYA DR. HALİL ATILGAN’IN UZUN SOLUKLU ÇALIŞMASI: BODRUM HÂKİMİ Muhsin DURUCAN “Bodrumlular erken biçer ekini Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkimi. Nasıl astın Mefharet Hanım ipe de kendini Altın makasDevamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
SAFAHAT MEHMET AKİF ERSOY Gülsüm KARACA yazdı... Yazıma yazarımızın kısa bir biyografisi ile başlamak isterim. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin KaragümrükDevamını oku...
Zafer Saraç yazdı
Göç, tarih boyunca insanlığın kaderine yazılmış kaçınılmaz bir olgudur. Coğrafya kader olduğu kadar göç de yazgısı kolay değiştirilemeyen hayatiyetin devamlılığı için zorunlu bir seçenek olmuştur.Devamını oku...
GÜLSÜM KARACA YAZDI
Talat Ülker’in kaleme almış olduğu Dilaver Cebeci eseri kıymetli Cebeci’nin hayatını, sanatını ve eserlerini konu almaktadır. Girizgâhında Dilaver Cebeci’nin hayatı ve sosyal dünyası olmak üzereDevamını oku...
YENİ SAYI
Mehmet Akif Ersoy OKUYUNUZ
ZAFER SARAÇ YAZDI
Her romanın mekânını ve karakterlerini sarmalayan bir arka planı olduğu düşünülürse hiç şüphesiz ki,
YASİN SARI YAZDI
Okurken, her ne kadar çetin bir mücâdeleyi ve bu uğurda yitip gidenleri anlatsa da, çok keyîf aldım

Editörün Önerdiği

Bir Kitap Bir Yazı

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

68 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi