Güncel

ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ

ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ
 
Ilımlı İslam projesini hayata geçirmek isteyenler; 2003’deki 1 Mart Tezkeresi’nin bedelini TSK’ya ödetmek isteyenler, TSK’nın “Milli Ordu” oluşundan rahatsız olanlar ve PKK terör sorununa “siyasi çözüm” arayanlar için engel TSK idi. O halde, TSK halkının gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi, karşıt kadrolar tasfiye edilmeliydi.
 
Kumpas ABD’de tezgahlandı
2001’de ABD’de iktidara gelen yeni muhafazakarlar, Orta Doğu’nun şekillendirilmesi için “Ilımlı İslam” düşüncesini ortaya koydu. Karşı çıkacak ana güç elbette TSK olacaktı. George W. Bush yönetimi, TSK’ya karşı oynanan oyunu desteklemiştir.
 
TSK’nın tasfiyesi istendi
15 Kasım 2002’de Ankara’daki ABD Büyükelçisi Washington’a şöyle bir telgraf göndermişti: Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıdan oluşan derin devlet vardır. Derin devletin merkezinde de ordu bulunmaktadır. Derin devlet, ABD’nin de desteklediği reformların önündeki en büyük engeldir.
 
Şemayı eğitimli polis hazırladı
Ergenekon şemasını hazırlayan ve arz eden kişi daha önceki yıllarda ABD’de eğitim almıştı. Yapılanların arkasında cemaate bağlı polislerin olduğunu söyledik. MİT Müsteşarlığı’ndan, istihbarat talebinde bulunduk, ama maalesef ilerleme sağlayamadık.
 
MİT’i hangi güçler yönlendirdi
MİT Müsteşarı 2003’te “Ergenekon Örgütü”ne ilişkin bilgileri Genelkurmay’a arz etmişti. Genelkurmay ciddiye almadı. Emniyetin ve askerin ciddiye almadığı konu neden Başbakan’a arz edildi? Bunda dış istihbarat güçlerinin bazı yönlendirmeleri oldu mu?
 
İşgalciler bile böyle yapmadı!
Ergenekon iddianameleri kimi görevden uzaklaştırılan, kimi şu an tutuklu, kimi kaçak savcılarca hazırlandı. Bunlar, Malta’da Osmanlıyöneticilerinin eldeki kanıtlarla yargılanamayacağına karar veren İngiliz mahkemesi savcıları kadar bile adil olamadı. Bu mahkemelerin hakimlerinden bazıları görevlerinden uzaklaştırıldı, bazıları suç örgütü içine sokuldu, bazıları da tutuklandı.
 
“Türk ordusunu yenemem”
Dağlıca saldırısının amacı, “siyasi çözüm”ü kamuoyuna benimsetmekti.
Dağlıca’nın PKK terör örgütünün tek başına planladığı ve icra ettiği bir saldırı olmadığına dikkat çeken Başbuğ: “Zaten bu önemli noktayı; örgütün lideri şu sözleri ile ortaya koymuş idi: “Ben Türk ordusunu yenemem, Türk ordusu çok güçlü. Türk ordusunu yenemesem de öyle bir yüksek fatura çıkartırım ki, belirli bir konjonktür gelir, masaya oturmaya mecbur bırakırım. Hiçbir demokratik yoldan işbaşına gelmiş iktidar benimle masaya oturamaz. Bunu başta asker engeller.”
 
“Millî Ordu”nun tasfiyesi istendi
Başbuğ, “Ulus Devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısından rahatsızlık duyanlar; Ilımlı İslam projesini hayata geçirmek isteyenler; TSK’nın ‘Millî Ordu’ oluşundan rahatsız olanlar ve PKK terör sorununa ‘siyasi çözüm’ arayanlar için engel TSK idi. İşte yaşananlar budur” dedi.
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yapılan Ümraniye Davası’nı temyiz incelemesinin ikinci duruşmasında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ savunma yaptı. Başbuğ, “Görevlerinden uzaklaştırılan, suç örgütleri ile ilişkili oldukları ileri sürülen, kimi şu anda tutuklu olan, kimi de yurt dışına kaçan savcılar bu iddianameleri hazırladılar” dedi. İlker Başbuğ şu ifadeleri kullandı: “İddianameleri hazırlayan bu savcılar kimdir? 145 Osmanlı yöneticisi yargılanmak üzere Malta’ya gönderildi. Soruşturmayı yürüten İngiltere Kraliyet Başsavcılığı; 29 Temmuz 1921 tarihinde, Malta’ya gönderilen Türklerin eldeki kanıtlarla  yargılanıp cezalandırılamayacağına karar verdi. Üzülerek söylüyorum; bu iddianameleri hazırlayan kendi ülkemizdeki bu savcılar, bir düşman ülkenin savcısı kadar bile adil olamadılar. Özel Yetkili Mahkemeler ise bu kararlara imza atan mahkemelerdir. Bu mahkemeler AYM’nin ihlal kararlarının üzerine alelacele kapatılan mahkemelerdir. Bu mahkemelerin hakimlerine ne oldu? Bazıları görevlerinden uzaklaştırıldı, bazıları suç örgütü içine sokuldu, bazıları da tutuklandı.”
 
PKK lideri söylemişti
“Türkiye, 1984 yılından beri PKK terör örgütü ile mücadele etmektedir” diyen İlker Başbuğ, terör örgütüne verilen tavizlerin önündeki en önemli engelin TSK olduğunu bildikleri için Türk ordusunun hedef alındığını söyledi.  Başbuğ, “PKK örgütünün lideri şu sözleri ile ortaya koymuş idi:  “Ben Türk Ordusunu yenemem, Türk Ordusu çok güçlü. Türk Ordusunu yenemesem de öyle bir yüksek fatura çıkartırım ki, belirli bir konjonktür gelir, masaya oturmaya mecbur bırakırım. Hiçbir demokratik yoldan işbaşına gelmiş iktidar benimle masaya oturamaz. Bunu başta asker engeller” diye konuştu.
 
Ilımlı İslam projesi
Başbuğ şunları söyledi: “2002 yılında ABD’de iktidara gelen yeni muhafazakar (neo-con’lar) Orta Doğu’nun şekillendirilmesi için ’Ilımlı İslam’ düşüncesini ortaya koydular. Onlara göre; Ilımlı İslam altında, bir İslam ülkesinde, yasaların tümü dini kurallara dayandırılmayacak, ancak toplumun talebi doğrultusunda bazı yasaların dini esaslara dayandırılması mümkün olabilecektir. Türkiye’de, Ilımlı İslam için bir model ülke olabilirdi. Mart 2004’de Genelkurmay 2. Başkanı olarak resmi bir gezi nedeniyle bulunduğum ABD’de bana ‘Ilımlı İslam’ hakkında ne düşündüğüm soruldu. Verdiğim cevap şöyle idi: Türkiye’nin model olma gibi bir iddiası yoktur. Ilımlı İslam devleti modeli gibi kavramlar ortaya atılıyor. Hem laik hem Ilımlı İslam devleti bir arada olmaz. Ya biri, ya diğeri olur. Türkiye, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu özellikleri benimsemek isteyen varsa, sorun yok.” Başbuğ, “Böylece, belki de bu konuya açık şekilde cevap veren, ilk Türk yetkilisi olmuştum. Neo-con’ların düşüncesine Türkiye’de karşı çıkacak ana güç elbette TSK olacaktı. TSK’nın etkisizleştirilmesi elbette bu açıdan da yararlı sonuçlar doğuracaktı. Fethullah Gülen’e gelince, özellikle ABD’nde kalmasına yardımcı olan isimlere bakılırsa, O; neo-conlar tarafından Ilımlı İslam konseptinin uygulanmasında kullanılabilecek bir kişi olarak değerlendirilmiş olabilir.  Ancak, Gülen Cemaatinin bu beklentilerin üstünde hedefleri olduğu çeşitli istihbarat raporlarında yer almaktaydı” ifadelerini kullandı.
 
TSK’nın üzerine yıkıldı
Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ,  “Görüleceği gibi; laiklik karşıtı hareketlerin ve Gülen Cemaatinin hedeflerine ulaşması için en büyük engel TSK idi. O zaman TSK halkın gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi, karşıt kadrolar tasfiye edilmeliydi. İşte yaşanılanda budur” dedi.  İlker başbuğ, “Neticede, ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısından rahatsızlık duyanlar; Ilımlı İslam projesini hayata geçirmek isteyenler; 2003’deki 1 Mart Tezkeresinin bedelini TSK’ya ödetmek isteyenler, TSK’nın ‘Milli Ordu’ oluşundan rahatsız olanlar ve PKK terör sorununa ‘siyasi çözüm’ arayanlar için engel TSK idi. O halde, TSK halkının gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi, karşıt kadrolar tasfiye edilmeliydi.
 
Şemayı hazırlayan kişi Amerika’da eğitim aldı
“Cemaatin ise işlenen hukuk cinayetlerinin faili olduğu anlaşılmaktadır. Bu cinayeti yargı ve emniyet içine yerleştirdikleri kadroları vasıtasıyla işlemiştir” diyen İlker Başbuğ, “Siyasi iktidar ise, ’Ne istediler de vermedik’ ve ’aldatıldık’ifadeleri ile bu süreçte Cemaate gerekli desteği verdiklerini, zaten kendi sözleriyle açıkça belirtmiştir” dedi. Başbuğ, “Bu konudaki rahatsızlığımızı her platformda ilgililerin dikkatine sunduk. Yapılanların arkasında Cemaate bağlı polislerin ve yargı mensuplarının olduğunu söyledik. MİT Müsteşarlığından, konuya ilişkin istihbarat talebinde bulunduk. Ama maalesef bu konularda ilerleme sağlayamadık. Hatta bir keresinde ’bugün bize, yarın size olacak’ da dedim. Bugün, o gün söylediklerimizin ne kadar doğru ve gerçeklerin ne olduğu bütün çıplaklığı ile ortay çıktı”  ifadelerini kullandı. Başbuğ,  “Ergenekon Örgütü konusu, 12 Mayıs 2001’de de Aksiyon dergisinde de yer aldı. Dergi Cemaate yakındır. Dönemin İstihbarat Daire Başkanının yazdıklarına göre; 14 Haziran 2001’de, ’Ergenekon Örgütü Şeması’ ilk defa kendisine arz edildi. Şemayı hazırlayan ve arz eden kişi daha önceki yıllarda ABD’de eğitim almıştı. İleriki yıllarda da yine iki defa ABD’ye eğitim almak üzere gidecekti” dedi. Başbuğ, “İstihbarat Daire Başkanı’nın kendisine sunulan bilgiyi ciddi bulmaması üzerine ’Ergenekon Örgütü’s oruşturmasına başlanılamadı. 3 Temmuz 2002’de İstanbul Emniyeti tarafından hazırlanan bu dosya, daha sonra posta üzerinden göndereni belli olmayacak şekilde MİT Müsteşarlığına gönderilecekti. MİT Müsteşarı’da Kasım 2003’de konu hakkında Başbakan’a bilgi verecek, ancak soruşturmanın açılması için 2007 yılı beklenecekti” diye konuştu. İlker Başbuğ şöyle devam etti: “Neden 2001 yılında böyle bir soruşturmanın açılması düşünülmüş olabilir? İlk akla gelenler, aynı yılın başında ABD’de iktidara gelenlerin, ’Ilımlı İslam ’projesinin uygulanmasında Türkiye’yi bir model ülke görmelerinin yanı sıra, Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme kapsamında Irak’a muhtemel bir askeri harekat düşüncesi içinde olmaları gelebilir. Bu esnada, Türkiye ciddi bir ekonomik ve siyasi krizin tam gölgesindedir. Ülkede, ayakta kalan kurumların başında ise, TSK bulunmaktadır. O halde, TSK zayıflatılmalıdır. 10 Temmuz 2003’te, MİT Müsteşarı kendilerine ulaştırılan  ‘Ergenekon Örgütü’ne ilişkin bilgileri Genelkurmay Başkanı’na arz etmişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın da bu konuda bir işlem yapmaması, askerin de konuyu ciddiye almadığının bir göstergesiydi. Bu sefer, 19 Kasım 2003’de MİT Müsteşarı aynı bilgileri Başbakan’a arz etti. Emniyetin ve askerin ciddiye alıp bir işlem yapmamasına rağmen, neden konu Başbakan’a arz edildi? Bu arz konusunda, dış istihbarat güçlerinin bazı yönlendirmeleri oldu mu?”
 
İtibarlar geri verilsin komplocular yargılansın
Başbuğ gelinen süreci şöyle özetledi: “Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır. Irak’ın Kuzeyinde bağımsız bir Kürt devletinin kuruluşu, sadece zaman meselesidir. PKK, belki de beklemediği bir şekilde, Suriye’nin kuzeyinde kendi topraklarına sahip olma ışığını görmüştür. Türkiye’deki etnik Kürt milliyetçileri ise, temelde iki ayrı millet olma iddiasını savunmaktadırlar. Bu ayrılıkçı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın sonu; bağımsızlıktır. Bu gelişmeler karşısında Türkiye bölgesinde güçlü olmalıdır. Bunun için yapılacak ilk iş; Türk Ordusu’nun kırılan gurur ve onurunun tamir edilmesidir.” Başbuğ,  “Ortada yapılacak iki şey kalmıştır: Birincisi, bu süreçte zarar görenlerin ‘itibarlarının’ geri verilmesi, böylelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kırılan onur ve gururunun tamir edilmesidir. İkincisi ise, bu komploları planlayan, icra eden ve açıkça destekleyenlerin yargı önüne çıkartılarak, adil şekilde yargılanmasıdır” dedi.
 
Arkasında ABD var
İlker Başbuğ,  gelinen süreçte ABD’nin önemli bir rol oynadığına vurgu yaptı. Başbuğ, “2001 yılının başında ABD’de George W. Bush Başkan oldu. Onun dönemi, Ilımlı İslam Projesine inanan ve uygulamaya çalışan ABD’deki Yeni Muhafazakarlar(neo-con)ın dönemi olarak ortaya çıkacaktı. Ayrıca, daha önceki Başkan B.Clinton döneminden itibaren de ABD’nde, Irak’a askeri müdahale planları üzerinde çalışmalara başlanılmıştı. 2002 yılı Kasım ayı seçimlerinden kısa bir süre sonra, 15 Kasım 2002’de Ankara’daki ABD Büyükelçisi Washington’a şöyle bir telgraf göndermişti: “Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıdan bir derin devlet vardır. Derin devletin merkezinde de ordu bulunmaktadır. Derin devlet, ABD’nin de desteklediği reformların önündeki en büyük engeldir.” Bush yönetimi; Türk Ordusunu, derin devlet olarak görmekteydi. Bu derin devlet; Orta Doğu’nun yeniden şekillendirilmesine, Ilımlı İslam konseptinin uygulanmasına, Türkiye’deki terör sorununun “siyasi çözüm” ile çözülmesine engeldi. 1 Mart 2003’de tezkerenin geçmemesinin sorumluluğu da TSK’ne yıkılınca, bu yönetimin TSK’ne karşı yapılanlara sıcak baktığı, devlete ait bazı kurumların ve kurumlardaki bazı kişilerin bu oyunda rol aldıkları veya destek verdikleri ifade edilebilir. Obama yönetimine ise farklı bakılmalıdır. Obama Yönetimi ise, başlangıçta bu soruna taraf olmaktan kaçınmış, ancak TSK’nın aşırı boyutlarda yıpratıldığını görünce, bu konuya ilişkin rahatsızlıkları açıkça seslendirmeye başlamıştır. ” Başbuğ, “Geçtiğimiz dönemde Atatürk’ün Ordusuna ihanet edilmiştir. George W.Bush yönetimi, TSK’ya karşı oynanan oyunu desteklemiştir” dedi.
 
Pearson kimdir?
İlker Başbuğ’un söz ettiği Robert Pearson, 2000-2003 yılları arasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak görev yapmıştı. Pearson, 2003’te iki ülke ilişkileri dibe vurduğunda Türkiye’deydi. 1 Mart’ta TBMM’de ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a geçişine izin veren tezkere reddedilmişti. 4 Temmuz 2003’te ise ABD askerleri Süleyma- niye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirmişti. Görev süresi dolan Pearson, bu olaydan birkaç hafta sonra Ankara’dan ayrıldı. Yine belgelenen ABD-PKK görüşmeleri sırasında Pearson ABD’nin Ankara Büyükelçisi idi.
 
Dağlıca saldırısını PKK tek başına planlamadı
2007 yılında meydana gelen olaylara değinen Başbuğ, bu dönemde özellikle Dağlıca saldırısının dikkat çekici olduğunu belirtti. Başbuğ  buna ilişkin şu ifadeleri kullandı: “2007 yılı, Türk siyasi hayatının en kritik yıllarından birisidir. Şubat 2007’de; Hrant Dink cinayetinden 10 gün sonra, Emniyet, Başbakan’ın önüne yeniden ‘Ergenekon Örgütü’ şemalarını koydu. Şemalardan biri Hrant Dink cinayetini ‘Ergenekon’a bağlıyordu. Şemayı hazırlayan kişi de; 2001’de ilk ‘Ergenekon’ şemasını hazırlayan kişiydi. 15 Ekim 2007’de David L.Phillips, PKK terör örgütü”nün nasıl sonlandırılabileceğine ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda terör örgütü ile görüşülmesi öneriliyordu. 21 Ekim 2007’de PKK Hakkari/Dağlıca bölgesindeki karakola bir saldırıda bulundu. Bu olay, terör örgütünün büyük bir başarısı olarak gösterilirken, TSK’nin ise başarısız olduğu algısı kamuoyuna verildi. İstenilen olmuştu. Kamuoyunda terörle mücadelede karamsarlık oluşturulmuş ve kamuoyunda terör sorununun çözümünün silahlı mücadele ile olmayacağı düşüncesi yaratılmıştı. Dağlıca saldırısı için şu söylenebilir: Bu saldırının amacı, PKK terörünün sonlandırılmasının sadece ‘siyasi çözüm’ ile olabileceğini kamuoyuna benimsetmekti. Bu saldırı, PKK’nın tek başına planladığı ve icra ettiği bir saldırı değildir.”
 
Anayasaya aykırı yasa değişikliği yaptılar
O dönemde yasa değişikliklerine dikkat çeken Başbuğ, ” 26 Haziran 2009 günü basın toplantısı yaptığımız günün erken saatlerinde; sabah karşı TBMM’de bir yasal düzenleme yapılmıştı. Gece yarısı yapılan değişiklikten Genelkurmay Başkanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’nın bilgisi yoktu. Birinci değişiklik ile; askeri şahısların askeri mahallerde işledikleri suçlar nedeniyle Özel Yetkili Mahkemeler tarafından yargılanmalarının önü açılıyordu. Bu madde, Anayasa’ya aykırı idi” dedi.  Başbuğ, şöyle devam etti: “26 Haziran 2009’da yapılan yasa değişikliği üzerine Albay Çiçek tekrar ifade vermeye çağrıldı. İfadeye çağrıldığı gün 30 Haziran 2009 idi. O gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Belki de o günü özellikle seçmişlerdi. Toplantı esnasında 26 Haziran’da yapılan yasa değişikliğinin, Anayasa’ya aykırı olduğunu açıkça belirttik. Ancak, görüşlerimiz dikkate alınmadı. O gece tutuklanan Albay Çiçek; 18 saat geçmeden tahliye edildi. Daha sonra, Anayasa Mahkemesi de değişikliğin bu maddesini iptal etti. İkinci değişiklik ise, her halükarda sivil şahısların askeri mahkemelerde yargılanmalarına son veriliyordu. Bu madde tartışmalı idi. Başlangıç ta, doğal uygun bir değişiklik olarak da görülebilir. Ancak, unutulmasın ki bu değişiklikten ilk faydalanacak kişiler, Kayseri’de haklarında askeri savcılık tarafından soruşturma açılan ancak o günde yakalanamayan beş sivil kişi olduğudur.”
 
Savunmanın tamamını okumak için linki tıklayınızhttp://www.ilkerbasbug.com.tr/?p=3280
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ERMENİ SOSLU SEVR YEMEĞİ
Pazartesi, 03 Mayıs 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

229 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi