GAZİ CEKET VE İSMET AKILLI

Dr. Halil ATILGAN

Terz-i ceket, Akıllı İsmet diye anılan İsmet Usta bir gönül adamıydı, hayatında hiç kimseyi incitmedi. Dünya nimetlerinde gözü yoktu. Lokmasını herkesle paylaşır, itin ayağındaki dikeni çıkarırdı. Uzun boylu, zayıf, öne taranmış kır saçları… Kış yaz üstünde siyah pantolon, siyah balıkçı yaka kazak. Ucu sivri yumurta topuk siyah ayakkabı onun değişmeyen özelliğiydi… Bu özelliği hatıralarına dahi yansımıştı… Dostu Oğuz Özkaya anlatıyor. Komşularından biri İsmet Ustanın Hanımına

—Kız anam senin kocan terzi. Ne zaman görsek üstünde siyah pantolon siyah kazak var. Başka giyeceği yok mu diye sorar. Komşusunun bu sorusu üzerine İsmet Ustanın hanımı bayanı kahve içmek üzere evine davet eder. Kahve ikram ettikten sonra elinden tutar elbise dolabına götürür. Dolabın yanına varınca açar ve içindeki siyah pantolon ve kazakları gösterir. Kadın dolabın pantolon ve kazakla dolu olduğunu görünce sorduğuna soracağına pişman olur ve özür dileyerek evden ayrılır. 

İsmet usta az konuşur. Anlatılanı tüm teferruatıyla dinler ve değerlendirirdi. “Takma kafanı” en çok kullandığı sözcüktü. Kozanlı idi. Adana’nın en iyi terzilerinden olmasına rağmen dikili ağacı yoktu. Çalışmayı sever, akşama kadar tabir yerindeyse esir gibi çalışırdı. Diktiği elbisenin parasını müşteri verirse alır. Yoksa asla istemezdi. Kara kaplı borç defteri dahi yoktu. İsmet Ustaya göre müşterinin borcunu yazmak ona itimat etmemek demekti. Ona göre herkes borcunu bilecek, zamanı gelince de ödeyecekti. Ödemezse… İsmet Ustanın dükkânı Adana’da Alsan Pasajındaydı. Zaman zaman orada arkadaşlarla buluşur sohbet ederdik. İstanbul’da saldırıya uğradığımda bıçakla yakası ikiye bölünen “gazi” ceketi İsmet Ustaya getirmiştim. Usta “Gazi cekete herkes baksın ibret alsın” diye bir de yazı yazarak dükkâna astı. Ceket numune olarak aylarca orada kaldı. Sonra tamir ederek bir dilenciye verdi. Kısaca İsmet Usta özellikleri olan, yaralı parmağa işeyen, iyilikler perisi biriydi. İşini çok sever hiç boş durmazdı. Bir gün ceket dikiminde kaç defa iğne attığını sordum. 1500 defa olduğunu söyledi. Herkes onu tanır, muhabbet ve sevgi duyardı. Adana’daki tüm dilencilerin atasıydı. Tanımadığı dilenci yoktu. Tanıdığı gibi özelliklerini de bilirdi. Kör numarası yapan, topal olan onun yanında alırdı soluğu. İsmet Usta camianın en sevilen simalarındandı. Bir gün öğle üzeri ustanın dükkânına uğradım. İçeri oldukça kalabalık, tabureler dolu. Her zamanki edasıyla karşıladı beni. Hemen yer açtı. Başköşeye oturtturdu. Bana ve Oğuz Özkaya’ya ayrı bir muhabbeti vardı. Hoşbeşten sonra konuklarını tanıtmaya başladı. Konuklarının ikisinin dilenci olduğunu söyleyerek lakaplarıyla birlikte takdim etti. Dilencilerin ilki Mevlana Yaşar. Elinde değnek… Kör rolü yaparak dileniyor. Adana’daki eski Türk Ticaret Bankasının önü Yaşar’ın mekânı. Mevlana Yaşar profesyonel bir dilenci. Oldukça kültürlü ve İngilizce biliyor. Sigara içiyor. İri yarı kalın sesli. İkinci olarak tanıttığı dilencinin adını ve lakabını hatırlayamıyorum. Onun mekânı da şimdiki postahane binasının önü. Mevlâna Yaşar diğerine göre daha profesyonel hem de akıllı. Bense böyle dilenci görmenin şaşkınlığı içindeyim…

Dilenciler fırsat buldukça İsmet Ustayı ziyarete gelirler. Usta onlara çay kahve içirir, yemek yedirir. Onun için de Adana’daki tüm dilenciler ustanın bu özelliğini bilir ve de ondan istifade ederlerdi. Usta Adana’daki dilencilerle ilgili adeta ihtisas yapmıştı. Hangi dilencinin kime çalıştığını, nasıl rol yaparak dilendiğini tespit etmiş onların özelliklerini de bir bir öğrenmişti. İsmet Ustanın dilencilerle bu kadar haşir neşir olması dikkatimi çekti. Bir gün Ustaya: Madem bu kadar ihtisas sahibisin dilencilerin açıklarını, nasıl ve hangi şartlarda dilendiğini biliyorsun. O zaman bunları deşifre eden bir program yapalım dedim. Usta “Hocam neden olmasın. Sen şartları hazırla, ben tüm malzemeyi ortaya koyacağım. Gerekirse bunların Kozan’da yetiştirildiği köye kadar götüreceğim” dedi. Bunun üzerine harekete geçtim. Adana da TRT Haber Müdürü Gürses Vargül’e durumu intikal ettirdim. Gürses “Hiç el değmemiş bir konu” diyerek balıklama atladı. TRT Prodüktörlerinden Ertürk Yöndem bu tür programlar yapıyordu. Meseleyi ona anlattı. Ertürk Yöndem benimle görüştükten sonra konuyu muhakkak gündeme getireceğini en kısa zamanda çekim ekibiyle Adana’ya geleceğini ifade etti. Aradan çok zaman geçmeden Ertürk Bey çekim ekibiyle Adana’ya geldi. Program benim tarafımdan ortaya konulmasına rağmen Gürses Vargül konuyu kendisine mal etti ve beni dışladı. TRT ekibi de benim gündeme getirdiğim konuyla ilgili çekimini yaptı. Gelin görün ki işin kahramanı Gürses oldu. Ben o zaman Çukurova Üniversitesinde çalışıyordum. Bu hadiseden sonra dost defterindeki Gürses Vargül’e ait yaprağı koparttım attım. O gündür bugündür de görüşmedim. 

Çukurova Üniversitesinden Kültür Bakanlığına geçtikten sonra Adana’dan ayrıldım. Adana’da olmadığım için İsmet Usta ile sık sık görüşme şansım yoktu. Ama her Adana’ya gelişimde uğrar gönlünü hoş ederdim. Bana ya “ağabey”, ya da “hocam” diye hitap ederdi. İsmet Ustanın her kademeden dostu vardı. Gece geç saate kadar çalışır elindeki işini bitirir, sonra Tepebağ Mahallesindeki Şıhoğlu Camii civarındaki evine giderdi. Eve giderken o saatteki satıcılarda ne varsa alır, karşısından gelen herkese aldığından bir parça ikram eder, eve varıncaya kadar da aldığı yiyecekler biterdi. Bu alışkanlığından hiç kimse onu vazgeçiremedi. Sevmek varken kavga etmek niye ilkesini benimsemiş, bu özelliğiyle de herkesin gönlünü kazanmış bir İsmet Usta idi.  1979 Yılında Marksist bölücü hainlerce katledilen kardeşi gibi sevdiği Yavuz Özkaya’nın ardından adet edindiği ve çalışırken dahi vazgeçmediği masa altındaki içkisini yudumlardı. Hiç kimse içtiğini bilmez, kimseye eyvallah da etmezdi. Prensipli, şahsına münhasır bir adamdı. Hem de adam gibi adamdı. Bu iyilik perisi kansere yenik düştü. En son gördüğümde hastalık onu un ufak etmiş. Beni görünce gözlerinden dolu gibi döktü. Siyim siyim akan yaşlar beyaz sakalına karıştı. Gözleri gözlerimde. Demek istediklerinin hepsini anlatıyordu. “Takma kafanı” diyecek mecali kalmamıştı. Üzgün ve süzgün… Öleceğini biliyordu. Son görüşmemiz olduğuna kendisi de inandı… İsmet Usta ziyaretimden yaklaşık 10 gün sonra göçtü gitti bu dünyadan. Kara toprak onu da bastı bağrına. Tarih 6 Aralık 2006. Onun cismi gitti ama ismi bizler var oldukça yaşayacak. Bin rahmet olsun Ustaya...

 

 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
BEKİR SITKI ERDOĞAN
Cumartesi, 17 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

66 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi