NEVRUZ VE BAYRAM
                                                                              

            Gelin ey nazenin canlar   

            Bugün nevruzu sultandır

            Sefalar sürsün ihvanlar

            Bu gün nevruzu sultandır    

 
            Dörtlüğü ile tüm insanlarımızın Türk dünyasının nevruz bayramını kutlu olsun.
 
            Bayramlar toplumların bütünü için uygulanan törenlerin tümüdür. Bu törenlerin kurallarını da gelenekler belirler. Nevruzun da bugeleneklerimiz içinde önemli bir yeri vardır.
 
            Türk mitolojisine göre Nevruz Türklerin özgürlüğünü ilan ettikleri gün olarak kabul edilir. Ebul Gazi Bahadır Han, Türk Şeceresi adlı eserinde “Nevruzun başlangıcını Ergenekon Destanına kadar indirmektedir. Türkler Ergenekon’a çekilip 400 sene burada kaldıktan sonra 21 Mart günü kendilerine yol gösteren bir bozkurttun öncülüğünde demir dağları eriterek tekrar ata yurtlarına kavuşurlar. İşte o günden beri 21 Mart’tı kurtuluş günü kabul eden Türkler bir parça demiri ateşte kızdırırlar. Önce Türk kağanı bu demir parçasını bir kıskaçla tutarak örse koyar ve onu çekiçle döver. Sonra sırayla beyler ve halk aynı uygulamayı yapar”denilmektedir.
 
         Türklerde: Yeni-yıl, yılbaşı, yeni - gün olarak bilinen nevruz sözcüğü Farsça’dır: "Nov" yeni "Raz" da gündür. Sözcük: Nov ile Raz birleşiminden Novraza - Novroza - sonra da nevruza dönüşmüştür.   Kaşkar’lı Mahmut Divan-ü Lüga-ti Türk’te Türklerde yıl başlangıcının nevruz olduğunu, bunun da 21 Mart’a rastladığını ifade etmektedir. Zira 12 hayvanlı ilk Türk takviminin başlangıç tarihi de 21 Mart’tır.  Onun için 12 hayvanlı Türk takvimini kullanan Türk Cumhuriyetleri hala yılbaşını 21 Mart olarak kabul ederler. Hatırlarsanız Kayı boyuna mensup Karakeçili aşireti Söğütteki Ertuğrul Gazi Türbesini ziyaret ederek Yörük Bayramı adında çeşitli kutlamalar gerçekleştirirler. İşte bu şenliklerin yapıldığı tarih de 21 Mart’tır. Bugün dış Türklere baktığımızda Kazakların, Azerilerin, Özbeklerin, Kırgızların, Uygurların, Irak, İran, Suriye ve Balkan’lardaki Türklerin çok görkemli Nevruz Bayramı kutladıklarını görürüz.  
 
            Nevruzla ilgili iki önemli tespit vardır.
 
            1.  Türklerin Bahar Bayramı olarak bilinmesi, eskiden beri kutlanması, Türkler tarafından Orta Asya’ya ve Avrupa ’ya yayılması.
 
            2. Tespit ise: İran efsanelerine dayanmasıdır. Prof. Dr. Reşat Genç: Nevruzla ilgili yazısında: "İslam-i dönemdeki kayıtlara baktığımız zaman Nevruz Bayramının ilk izlerini genellikle XI. yüzyıl metinlerinde görüyoruz. Nevruz'u İran geleneğine bağlayan Firdevsi’nin Şahnamesi de dahil olmak üzere ilk defa derli toplu nevruz hakkındaki bilgileri XI. yüzyıl kaynaklarında buluyoruz. Eğer İran’da da Hunlar' da olduğu gibi milattan önceki nevruz kutlamaları olsa idi, milattan sonra XI. yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bulunması gerekmez miydi. " demektedir.
 
            Azeri kaynakları Nevruz için “Eski Doğu geleneklerinin devamıdır der. Çin kaynakları ise milattan yüzlerce yıl önce Hunlar’ın 21 Mart tarihinde bahar şenlikleri yaptıklarını, yemekler yiyip eğlendiklerini yazar. Bugünkü nevruz kutlamalarında da hala o geleneklerin uygulandığını görürüz demektedir.” XI. yüzyılın tanınmış siması El- Biruni'de nevruzun yılbaşı olduğunu söylemiş. Türklerle beraber bütün Orta Asya topluluklarında canlı olarak kutlandığını ifade etmiştir. Yine XI. yüzyılda Fas asıllı Selçuklu Devlet adamı Nizam-ül Mülk de Siyaset Namesinde nevruzdan bahsederek Türkler arasında yaygın olarak kutlandığını yazmıştır.  
 
            Nevruz kavramı bir anlayışa göre de güneş ve ateştir. İnanışa göre ateş karanlığı uzaklaştırmak için sürekli yanık bırakılır. Bu durum Türk dünyasında ateş üstünden atlama geleneğini ortaya çıkarmıştır. Onun için bu bayramda nevruz ateşi yakılır. Ateşin üstünden atlanır. Ateşin üstünden atlamak temizlenmek, arınmak anlamındadır. Nevruz:  Baharın gelişi suların çoğalması, karların eriyip dağ başlarının görünmeye başlaması, havanın ısınması, türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir halı serilmesi, hayvanların çoğalmaları olarak değerlendirilir. Nevruz, bolluk, bereket, hoş görü,  sevgi ve saygının sembolüdür. Onun için Türkler işte bu bayramı aşıkların deyişleriyle oyunlarla, halaylarla türkü söyleyerek görkemli bir şekilde kutlamışlar.  Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra da nevruz kutlamaları bütün canlılığıyla devam etmiş ve de günümüze kadar da gelmiştir.  Karşılıklı sevgi ve saygı / Dargınların barışması / Kişiler arasında dayanışmanın sağlanması / Bolluk ve bereketin simgesi olması nevruzun başlıca özelliklerindendir. 
 
            Zamanla nevruza İslam-i renkler de katılmış, dini inanışlara dayalı rivayetler de türetilmiştir. İşte bunlardan birkaçı:
 
            1-Tanrı dünyayı nevruz günü halk etmiştir.
 
            2-Hazreti Ali nevruz günü dünyaya gelmiş, Hz. Fatma ile nevruz günü evlenmiştir.
 
            3-Hz. Nuh tufandan sonra nevruz günü toprağa ayak basmış, Hazreti Yusuf kuyudan nevruz günü kurtulmuş, Hazreti Âdem nevruz günü yaratılmış, Âdemle Havva cennetten kovulduktan sonra Arafat’ta nevruz günü birbirine kavuşmuştur. Hazreti Yunus balığının karnından nevruz günü kurtulmuştur.
 
             Azerilerde de nevruzla ilgili birçok gelenek uygulanır. Bunlardan biri de “SEMENİ göğertmektir”. Semeni nevruzun süsü, bereketin temsilcisidir. Nevruz arifesinde “semeni” helvası yapılarak dağıtılır. “Semeni göğertmek” tabiatın canlanmasıdır. Ayrıca ömrün uzayacağına inanılır. Semeni şöyle göğertilir. Buğday ıslatılarak bir tabağa konur. Çillenmeye bırakılır. Sonra sini ve tabaklara bir parmak kalınlığında serilir. Üstü bir bezle kapatılır. Buğday iyice yeşerdikten sonra üstündeki bez alınır. Bu gelenek Azeri mahnılarına da konu olmuştur.
 
            Semeni Semeni
            Sakla beni
            Göğerderem men seni  
            Damara gan isterem  
            Temiz ganım gerek  
            Dosta sanım gerek  
            Cansız sanım olmaz   
            Sensiz ganım olmaz  
            İlletimin lokmanı
            Yamanlığımın amanı
            Semeni ay semeni
            Göğerterem men seni
 
şeklindedir.  
 
            Eski Türklerde yılbaşı olarak kabul edilen nevruz, Azerbaycan’da Baharriye adı verilen şiirlerle de anlatılmış. Azerbaycan musikisinde çok yaygın olan altı havanın, yani avazın birinin adı da nevruzdur. Elazığ’da nevruz, karcığar makamı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Türk müziğinde bir makamın adıdır. Nevruz edebiyatımıza da geçmiştir. Nevruz münasebetiyle yazılan kasidelere Nevruz-iye denilmiştir.  Nvruz ülkemizde bir isim olarak da kullanılmaktadır. Genel de mezarlıklarda yoğun olarak karşımıza çıkan çiçeğin adı da nevruzdur. Osmanlılarda da nevruz yılbaşı olarak kutlanmış, devlet ve saray gelenekleri arasına girmiştir. Bu günde devlet büyüklerine hediyeler verilmiş. Bu hediyelere “evruziye pişkeşi” denilmiştir. Yakın zamana kadar mali yılın Mart ayı olmasının sebebi de buradan gelmektedir.
 
            Osmanlılardan önce de Türklerde “pişkeş” geleneğinin olduğu bilinmektedir. Osmanlılarda Yeniçeri Ağası nevruz bayramında vezirlere ziyafet verir, çeşitli baharatlardan yapılmış macun ikram ederdi. Günümüzde Manisa'da uygulanan mesir macunu bu geleneğin bir uzantısıdır. Nevruz cumhuriyetin ilk yıllarında da coşkulu şekilde kutlanmış. 1926 yılında miladi takvimin kabulüyle yılbaşı olarak kutlanması uygulamadan kalkmıştır. Anadolu da ise bu gelenek hala devam eder. Halk bu günde bütün varlıkların Allah'a secde ettiğine inanır. Bir yıllık yiyeceğin verileceği düşüncesiyle evler boyanır. Sofralar türlü yiyeceklerle donatılır. Küsler barışır. Suçlar affedilir. Kızlar ve erkekler nevruz günü dilek tutarlar.  
 
            Nevruz M.Ö. ye kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Onun için bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Nevruz'un bir dine, bir etnik kökene bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi, bir ayrılık gayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması fevkalade yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır. Bayramlar bizim, nevruz bizim, cumhuriyet bizim, Atatürk bizim. Ayrılık hiç kimseye saadet getirmez. Unutmayalım ki birlikten kuvvet doğar. Hep beraber el ele yürek yüreğe:   Ne demiş Cenap Şahabettin: Sevgisiz yürek petrolsüz lambaya benzer. Koca Yunus ise: “Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz” sözüyle sevginin ne denli yüce olduğunu ifade etmiş. Unutmayalım sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz. İncenseniz de incitmeyin.   
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
BEKİR SITKI ERDOĞAN
Cumartesi, 17 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

183 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi