Doksandaon’um yüze layık değilim / İşmişim Kevser’den ayık değilim

 

DOKSANDAON HAK’KA YÜRÜDÜ

Dr. Halil ATILGAN  

Âşık Doksandaon 03. 05. 1944[1] tarihinde Şanlıurfa’nın Kısas köyünde dünyaya gelir[2]. Babasının adı Halil, annesinin adı Aynur. Aynur, Hatice, Zöhre, Ahmet, Bakır ve İsmail olmak üzere toplam altı kardeşten sadece Zöhre hayattadır. Doksandaon’un asıl adı İsmail’dir. Kurban bayramında dünyaya geldiği için bu ad verilmiştir. Dedelerinin Kısas’ta çiftçilik ve küçükbaş hayvancılıkla uğraşması, konargöçer hayat sürdürmesi Kondu soyadı almasına vesile olmuştur. Kondu ailesi Kısas’ta Arfolar[3] olarak bilinir.

                  Âşık Doksandaon 1950–51 öğretim yılında Kısas Köyü İlkokulunun birinci sınıfında öğrencidir. Okumayı çok sevmesine rağmen ancak üçüncü sınıfa kadar okuyabilir. Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ailesi çift çubuk işlerine yardım etmesi için okuldan alır. Böylece tahsil hayatı sona erer. Askere gidinceye kadar aileye çobanlık yaparak, çift sürerek yardımcı olur. Doksandaon yöre geleneklerine uyarak 1958 yılında askerliğini yapmadan dayısının (Cuma) kızı Emşa ile evlenir. Bu evliliğinden Rabiya, Bakır, İbrahim, Behzat, Yahya ve Cuma olmak üzere 1 kız, beş erkek toplam altı çocuğu dünyaya gelir. Evlendikten altı yol sora 1964 yılında askere alınır. Balıkesir Burhaniye, Çanakkale Ezine acemi birliklerindeki piyade eğitiminden sonra Lüleburgaz 65. Tümen Ağırlıklar Karargâh Bölüğüne dağıtımı yapılır. 1966 yılında da aynı birlikten terhis olur. Askerlikten sonra köyüne dönen Doksandaon çiftçilikle hayatını idame ettirir. Ölünceye kadar Kısas’tan dışarı çıkmayan, askerliğin dışında başka bir yer görmeyen âşık:

          Karıştı ömrümün baharı yaza
Otuz yıldır pençe vururum saza
Ne yaradım ne yarandım Kısas’a
Kalk gidelim eğlenmenin yeri yok

diyerek 02. 06. 2012 tarihinde kalkar gider Kısas’tan. Onun varı yoğu Kısas’tır. O Kısas’da doğar. Kısas’ta da vefat eder.

Kısas: Harran ovasında çöle düşmüş bir damla su, yeşile olan hasretin kaynağı, üzüm bağlarıyla çevrili, geçmişte pehlivanlarıyla, Arap atlarıyla ün yapan, her hanesinde bir bağlama asılı, âşıkların otağı, yiğitlerin yatağı bir beldedir. Adının “kısasa kısastan” geldiği tahmin edilmektedir. Çevrenin en çok okuryazar yetiştiren beldesidir. GAP projesiyle Kısas’ın suya kavuşması topraklarının verimini artırmış, çiftçilik daha da gelişmiştir. Şehrin tüm nimetlerine sahip olan kısas bölge şartlarına göre gelişmekte olan beldelerin başında gelir. Beldenin dili Türkçedir. Çevrede Kürt ve Arap köyleriyle sınır olmasına rağmen dil konusunda hiç taviz vermemiştir. Kısas’ta arı duru bir Türkçe konuşulur. Lehçesinde Urfa’nın etkisi çoktur. Harran ovasının tek Türkmen köyüdür – Beldesidir. Kısaslı şair Aşir Kayabaşı bu konudaki duygularını şöyle dile getirir:

“Âdem atanın toprağında
Çok ter döktük
Tırnaklarımızla söktük dikenli çetileri
Karasabanla eşeledik toprağı
İbrahim Halil sofrasını doldurdu ekinlerimiz
Aşure çorbasıyla doydu insanlarımız
İçtiğimiz taslarca kımız
Türklük sevdasını işledi kanımıza
Harran ovasında kurulan
İşte o ilk Türk köyü
Kısas’tır bizim aslımız”

Kısas Şanlıurfa’nın doğusundadır, Kuzeyinde Çekçek, Güneyinde Sultantepe, Doğusunda Alibar, Batısında Boydere köyleri bulunmaktadır. Urfa’ya uzaklığı 13km’dir. Nüfusun çoğunluğu Alevi- Bektaşi, beşte biri Sünni’dir. Grupların gelenek ve göreneklerinde hiçbir fark yoktur. Bir grup namaz kılarken Alevi Bektaşi grup cem yapar. Kısas’taki Alevi ve Sünni gruplar örnek bir beraberlik sergilerler. Onun için inanç farklılığından şimdiye kadar bir sorun yaşanmamıştır. Bu da bölge de örnek bir davranış olarak değerlendirilir. Belde halkının geçim kaynağı çiftçilik ve hayvancılıktır.

            Kısas: Şair Aşir Kayabaşı’nın dediği gibi uğruna ter dökülen, Urfa’nın kurtuluş mücadelesine katılan, tırnaklarla çeti dikenleri sökülerek Harran ovasına kurulan bu Türkmen köyünü, Türkmen köyünün insanlarını Kültür Bakanlı Şanlıurfa Devlet Türk Halk Müziği Korosuna Kurucu Şef olarak atandığımda tanıdım. Koronun stajyer sanatçı sınavı 22 Haziran 1990 tarihinde başlamış ve de beş gün devam etmişti. Sınavda sanatçı adaylarından bazıları hiç duymadığım deyiş ve semah türü ezgiler çalıp okudular. Dikkatimi çekti. Alevi Bektaşi olduklarını, Harran ovasında kurulan ilk Türkmen köyünün yağız delikanlıları olduklarını söylediler: Bu özelliklere sahip bir Alevi – Bektaşi Türkmen köyünü şimdiye kadar tanımadığım için hayıflandım. İşte ben Kısasla – Kısaslılarla böyle tanıştım.

Kısaslıların bağlamaya olan ilgisi, her Cuma akşamı cemin yapılması, her evde bir bağlamanın asılı olması, âşıklık geleneğinin en iyi şekilde günümüze taşınması, irili ufaklı birçok halk ozanının türemesini, yörenin de âşıklar diyarı olmasını sağlamıştır. İşte bu âşıklar diyarının önemli isimlerinden biri de Doksandaon’dur.

            1990 yılında Şanlıurfa Devlet Türk Halk Müziği Korosu şefi olarak göreve başladıktan sonra bir akşam Kısaslılara konuk oldum. Kısalılar cemlerin yapıldığı dikdörtgen biçiminde büyükçe bir odada ağırladılar beni. İnsanları çok sıcaktı. Harran ovasının sıcağı gibi… Hiç yabancılık çekmedim. Bulunduğumuz yere bağlamasını alan geldi. Hane halkından Âşık Dertli Divani gelenlerin hepsini tanıttı. Âşık Sefayi, Celali, Berdari, Meftuni ve Doksandaon. Doksandaon yöresel kıyafetleriyle renkli bir kişilik. Şimdiye kadar böyle yöresel kıyafetler içinde bir âşıkla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyor, Doksandaon mahlasını da ilk defa duyuyordum. Benim için çok değişik bir mahlas. Sordum: Âşık Neden Doksandaon. Kendisinin insan-ı kâmil olma yolunda tamam olmadığını, tamam olması için seksene ihtiyaç olduğunu söyleyerek:

Doksandaon’um yüze layık değilem
İşmişim Kevser’den ayık değilem”

dizeleriyle de demek istediğini anlattı. Sonra: “Kısas’ta her evde bir bağlama asılıdır. Bağlama bizim telli kuranımızdır. Okunacak en büyük kitap insandır. İnsanı çok iyi okumak gerekir. Ben insanı bağlama ile okurum” dedi. Her evde bir bağlamanın asılı olduğunu duyunca benim güllerim açıldı. Yöre insanının bağlamaya olan sadakati, halk musikisi açısından memnuniyet vericiydi. O gece herkes çaldı söyledi. Hünerini gösterdi. Urfa’ya 13km uzaklıkta olmasına rağmen halk ezgileri Urfa’ya göre çok farklıydı. Hele anamın çok temiz anlamında kullandığı arısili[4] sözcüğünü duyunca kendimi köyüm İncirgediği’nde zannettiğimi söyledim.

Doksandaon:  “Orası İncirgediği ise burası Kısas’tır” diyerek curasını eline aldı. Dokundu tellerine. Sazı güçlü değil ama sözleri okkalıydı.

Tarihi üç yüzyıl olmuş Kısas’ın
Orta Asya’dan geldiğini söylerler
Dili ne Kürt’ündür ne de Arap’ın
Türk’ü lisan olduğunu söylerler

Dizeleri Şair Aşir Kayabaşı’nın dediğini doğrular mahiyette idi.

Dilimde Allah bir Muhammet Ali
Okuduğum hece budur efendi
Kimseye demedik ileri geri
Durduğumuz hücre budur efendi

Dörtlüğünde görüldüğü gibi Allah, Muhammed, Ali üçlemesiyle kendisini yetiştiren, şiirlerinde dile getiren Doksandaon: Irk, dil, din, renk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmadan bütün insanları sevgiyle kucaklayan yaratılanı, yaratandan dolayı seven, Yunus’un felsefesini savunarak kimse kimseye kendi inancını ve düşüncesini dayatmadan huzur içerisinde yaşamasını dileyen, Hacıbektaşı-ı Veli öğretisi ile yetişmiş bir ozan. İnsan olmak  - Er olmak onun için çok önemli. Ona göre bütün yollar insan olmaktan geçer: O bu konudaki düşüncesini:

“Kimseye etme zararı
Eyler isen et yararı
Kabul eyle bu kararı
Uygula ki er olasın
 
Doksandaon gel imlaya
İblisi alma araya
Silah tutma can yakmaya
İnsan sev ki er olasın”

Diyerek dile getirir.

Ondaki aşk, aşkı hakikidir. Yaradan’ı sever Yaradan’dan ötürü.  Yüreği Tanrı aşkı ile doludur. Tüm şiirleri bu düşünce çemberi içerisinden dile ve tele dökülmüştür. İncelenen şiirlerinin teması yaklaşık hep bu pencereden bakar. O aşkla vurur curasının teline. Tıpkı Koca Yunus’un: “Bir ben vardır benden içeri” dediği gibi:

“Yoldan çıkma behey yolcu
Yol da vardır yol içinde
Dikkat eyle her arıcı
Bal da vardır bal içinde”

diyerek hayat yolunun içinde çok yol olduğunu ifade eder. Bu konu başka dörtlüklerde de dile getirilir.

“Halkalanmış zülfü düşmüş gerdana
Bu usul ebrular kül etti beni
Bu dünya malını bırak bir yana
Şu yeşil benlerin kul etti beni
 
Kamerin kaşları saçar şuleyi
Miri mestan eder bu divaneyi
Ne Arap okur ne abcetkeyi
Hüsnün nakışları dil etti beni
 
Deldi Doksandaon’u dert için için
Ne bir dal karanfil ne tarçın için
Bu intizar hasret hep bir dost için
Çağlattı gözlerim Nil etti beni” 

            İşte Doksandaon’u yakıp kavuran, dizelerinde dost olarak değerlendiği Tanrı’dır. Onun gerçekten maddi aşka dörtlükler düzdüğü hiç görülmemiştir. Dörtlükleri, curasının telleri, yanıp kavrulması Allah içindir. Şiirlerinin çoğu bu tema üzerine kurulmuştur. Değişik temalarda yazmış olduğu şiirler ya hiciv ya da ders verici niteliktedir. Doksandaon’un şiirleri:

1- Ders verici,
2- Taşlama,
3- Dini içerikli olmak üzere üç grupta incelenebilir.
 
“Karşına sunulmuş bunca kurallar
Sana verilmedi mi bu talimatlar
Kopar direksiyon teker de patlar
Şoför biraz yavaş gitsen olmaz mı?
 
Doksandaon’um sana sözüm bu kadar
Kimi güler sana kimi de yanar
Dikkatsizliktendir gel deme kader
Şoför biraz yavaş gitsen olmaz mı?

Diyerek yavaş gitmeyi tavsiye eden, dizeleri hızın her zaman kişilerin başına felaket getireceğini açıkça ifade etmektedir.

“Huyun üstündedir insanın canı
Kem kemal eyleyen insanın kanı
Kötülük etmeden pişmanı tanı
Kalka dağlar dost ovasın göresin”

Dizeleri yine ders verici nitelikte olup, dini içerikli olmayan şiirlerine de iyi bir örnektir. Doksandaon dini içerikli şiirlerinde olduğu gibi taşlama özeliği taşıyan şiirlerinde de ustalık göstererek demek istediğini menziline ulaştırır.

“Bülbüller gülü sever
Leylekler minareyi
Ahmak karıncaya binmiş
Kovalar süvariyi

Dörtlüğü ileköylü kızlarınasöylediği aşağıdaki dörtlükler taşlama dalında yazdığı şiirlerinin güzel örneklerindendir.

“Köyden şehre gider bir köylü kızı
İki yıl oturur semtte beğenmez
Evinde yok iken bir avuç tuzu
Geçer Avrupa’ya kent de beğenmez
 
Bilmez nerde geçire baharı yazı
Bilmez hindi kese bilmez ki kazı
Boğazına çökmüş iken ahırın tozu
Kırar pencereyi hava beğenmez”

Âşık Doksandaon dini konulardaki hassasiyetini milli konularda da gösterir.

“Nasıl met edeyim Anadolu’yu
Vatan bizim yatan bizim yurt bizim
Atalar kan ile vurmuş boyayı
Bayrak bizim sancak bizim şehit bizim
 
Üç tarafı deniz dağları orman
Saracak güzellik zaman be zaman
Kurtaran Atatürk evladı aslan
Koyun bizim kuzu bizim süt bizim”

Diyerek bu konudaki düşüncelerini dile getirir. Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü savunur. Atatürk ilke ve inkılâplarına canı gönülden bağlıdır. Şiirlerinde 11’li ya da 8’li hece ölçüsü kalıpları kullanır. Arapça ve Farsça sözcükler kullanarak dörtlüklerinin daha güçlü olacağı inancına sahiptir. Çocukluğundan beri cem kültürüyle haşir neşir olması onun paylaşımcı, şahsına güç geleni başkasına tatbik etmeyen, kendi halinde, hoş görülü, sevecen bir kişiliğe sahip olmasını sağlamıştır. O: “Yılda yüz bin hacı şeytanı taşlar / Şeytan kalkar yine bildiğin işler”  diyen bir Doksandaon’dur. O: Kısas’ın tasavvuf bülbülüdür. Kısas’ta dini konularda şiir yazanların en ustasıdır[5]. O usta başta da söylediğimiz gibi 02. 06. 2012 tarihinde Hak’ka yürüdü. İnsanlık var oldukça da şiirleriyle yaşayacaktır. Bin rahmet olsun Doksandaon…

       BÖYLE GİDER

Ta ezelden dostlar bizi
Kese gelmiş kese gider
Zaruretin acı yeli
Ese gelmiş ese gider
 
Gel birliğe tut bu güşü
İkilik iblisin işi
Söze uymaz inat kişi
Terse gelmiş terse gider
 
İlmin başıdır Muhammet
Ona da oldu hıyanet
Kov gıybet süren ibadet
Sese gelmiş sese gider
 
Yalnız bühtan değil bize
Nuh’un gemisine bile
Doksandaon öz nefsine
Küse gelmiş küse gider

 

             BİLESİN

Her sarı sayhalı altındır sanma
Vur mihenge ayarını bilesin
Gelmişsin âleme fani cihanda
Eser koyup insanlığa koşasın
 
Gerçekler sözün mengüş et atma
Gaflet uykusuna dalıp ta yatma
Doksandaon bilir sözünü atma
Her derde çare var ara bulasın
 
 
ŞOFÖR
 
Cümle nebilerin nutkudur sabır
Şoför biraz yavaş gitsen olmaz mı
Bazı da önünde viraj dar olur
Şoför biraz yavaş gitsen olmaz mı
 
Usta şoför yavaş yerinden kopar
Tutar direksiyonu karşıya bakar
Aniden önüne çocuk ta çıkar
Şoför biraz yavaş gitsen olmaz mı

 

DİLBER

Gönül niçin aşk oduna yanarsın
Sarmayınca gözü elayı dilber
İsmin destan edip ele yayarsın
Görmeyince kaşı karayı dilber
 
Yılda yüz bin hacı şeytanı taşlar
Şeytan kalkar yine bildiğin işler
Daha nedir bunca boşa savaşlar
Yıkmayınca nefsi kaleyi dilber
 
Doksandaon insan bir seb-ul mesan
Ne yazan bitirir ne de okuyan
Erenler ceminden bir pay alaman
Bilmeyince özü sineyi dilber

 

KORKARIM
 
Bahr kalkar zararsızca köpürür
Ben korkarım soysuz sopsuz dereden
Ecel gelmiş emanetin götürür
Aman Allah dil bilmeyen ağrıdan
 
Üç yol kurmuş hep doldurmuş insanı
Kimi cennet narı, kimi didarı
Konak konak menzil alır aşk atı
Yol gidilmez kör, topal ve sağırdan
 
Kaynamayan sütün olmaz buharı
Gelip de peteğe girmez her arı
Bütün dolaşığın vardır tarağı
Bütün mahluk emin olur doğrudan
 
Bu kuyuya iki çangal çalınır
Birine hayr birine şer dolanır
Doksandaon bilmez nasıl olunur
Havva çıkmasaydı cennet bağından
 
KÖYLÜ KIZI
 
Köyden şehre gider bir köylü kızı
İki yıl oturur semtte beğenmez
Evinde yok iken bir avuç tuzu
Geçer Avrupa’ya kent te beğenmez
 
Bilmez nerde geçire baharı yazı
Bilmez hindi kese bilmez ki kazı
Boğazına çökmüş iken ahırın tozu
Kırar pencereyi hava beğenmez
 
Kötü çaydan cacık kömeç toplarken
Eski çorabı iplik için sökerken
Yedinci komşudan bir tas bulurken
Kızar ipragaza tava beğenmez
 
Doksandaon budur dünya varlığı
Bana mı takmış bunca darlığı
Sapta büyümüşken bu çocukluğu
Geçer Isparta’ya halı beğenmez
 
 
OKU
 
Oku yavrum çoban kalma alemde
Ömrün yamaçlarda çürüyüp gider
Gâh yağmurda gâh doluda gâh karda
Topuğun taşlarda eriyip gider
 
Doksandaon’dan budur sana nasihat
Yorgana girmezsin yöğmül kıyamat
Ne meclis görürsün ne bir cemaat
Şalvarın çöplerde sürüyüp gider
 
SEVGİ
 
Evvel baharın şafağı
Açan sevginin gülleri
Bezetir bahçeyi bağı
Açan sevginin gülleri
 
Sevgi birlik babın açar
İkilik oradan kaçar
İnsanlığa koku saçar
Açan sevginin gülleri
 
Doksandaon söyler coşar
Sevgiliye kucak açar
Asıl sevgi aşktan doğar
Açan sevginin gülleri
 
 
TURNA
 
On iki renk ile ötüşen turna
Ötme dertli dertli öldürdün bizi
Yaralıyım bir de sen yaralama
Dönme dertli dertli öldürdün bizi
 
On iki renginin biri kırmızı
Donanmış sarıya yeşildir nazı
Ne de micvaz örmüş kara beyazı
Ötme dertli dertli öldürdün bizi
 
Mavi lacivert var sema misali
Kahverengi ile karışmış alı
Kemerine düşmüş turuncu balı
Dönme dertli dertli öldürdün bizi
 
Mor tüyünü sarmış eladan
Doksandaon kurtulmadı beladan
Almış figanını o Kerbelâ’dan
Ötme dertli dertli öldürdün bizi
 
 
URFA’NIN
 
Ta ezel ustazdan aldık öğüdü
Halil’i rahmandır gölü Urfa’nın
Kesilmez cömerdi merdi yiğidi
Kadını erkeği kızı Urfa’nın
 
Nuh oğlu yaptırmış tarihi ezel
Yazı sıcak olur baharı güzel
Dağı kayasına yakışır gazel
Bereket toprağı düzü Urfa’nın
 
Tavafı hac olur Nebiler şehri
Yakar Doksandaon’u Eyüp’ün derdi
Söylenir âlemde hep sanat ehli
Tamburu cümbüşü sazı Urfa’nın
 
 
YAZIK
 
Kart kaza kurma kazanı
Kül olan oduna yazık
Bilmeze verme defteri
Tükenen kaleme yazık
 
Söküğün diktir saraçta
Su durmaz akan barajda
Çivi varsa bir ağaçta
Gel atma hızara yazık
 
Doksandaon bu gönlüne
Köşkü kurdurma ikiye
Uğrama ikrarsız köye
O pire mürşide yazık 

Ben bu âşıklar diyarı Kısas'ta, kendisi kadar mahlası da ilginç olan aşığımızı 1990 yılında tanıdım.  O gün şöyle diyordu:

Doksandaon böyle okur tevhidi
Gerçek sözdür âşıkların mevlidi
Doğru yürü Atatürk’ün evladı
Dinin ileride sen geri kalma


HAK İNCİNMESİN

Gönül birliğinin budur nişanı
Gel incitme halkı Hak incinmesin
İnsan bir Kâbe’dir sen yıkma anı
Gel incitme halkı Hak incinmesin
 
İblis iğva verir kapılıp gitme
Nefsin çemberine takılıp gitme
Ucuz bir pazarda satılıp gitme
Gel incitme halkı Hak incinmesin
 
Yoldan çıkma behey yolcu
Yol da vardır yol içinde
Dikkat eyle her arıcı
Bal da vardır bal içinde
 
Akıbeti ecel meyi içilir
Bir gün olur bu haneden göçülür
Hak mizan kurulur insan seçilir
Gel incitme halkı Hak incinmesin
 
Kaptan olan gemisini batırmaz
Seçik görür düşün terse yatırmaz
Bu aşk-ı sevdaya kurşun atılmaz
Gel incitme halkı Hak incinmesin
 
Sabrı kerimler sürer bu demi
Ehli ullah olan sever âlemi
Doksandaon böyle söyler kelamı
Gel incitme halkı Hak incinmesin
 

Ahlakı:

Küçük yaşlardan beri cem kültürüyle büyüyen Doksandaon paylaşımcı, şahsına güç geleni başkasına tatbik etmeyen,kendi halinde,hoş görülü bir ahlaka sahiptir.

Milli konulardaki hassasiyeti:

Milli gelenek ve göreneklerine bağlı her defasında yaşatmaya çalışan, Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü savunarak Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı bir düşünceye sahiptir. 

Rahatsızlanınca özel bir hastaneye kaldırılan İsmail Kondu  bütün çabalara rağmen kurtarılamayarak 02.06.2012 Cumartesi sabah erken saatlerde vefat etti. Dün Kısas Cem evinde yapılan törenden sonra aile mezarlığına defnedildi.

Alevi-Bektaşi babası olan İsmail Kondu’nun vefatı sevenlerini üzdü. Şanlıurfa dışında yaşayan, birçok kişi oğlu Yahya Kondu’yu arayarak başsağlığı diledi.  Taziyeleri devam etmektedir.

Aşık Doksandaon (İsmail Kondu) Kimdir

1938 yılında Kısas’da doğmuştur. Lakabı “Arfolar” Arifoğullarıdır. Babası Halil, Annesi Aynur’dur. Cuma kızı Amşe ile evli olup 6 çocuk­ludur. İlkokul mezunudur. Sazı zayıf, sözü kuv­vetli bir âşıktır. 300'e yakın şiiri vardır. Şiirlerinin bir kısmı beste­lenmiştir. Çiftçilik yapmaktadır. Mahlası “Doksanda on”dur. Kendisinin insan-ı kâmil olma yolunda tamam olmadığını, tamam olması için daha seksene ihtiyaç olduğunu söyler.
 

KISAS
 
Tarihi üç yüzyıl olmuş Kısas’ın
Orta Asya’dan geldiğini söylerler
Dili ne kürd’ündür ne de Arab’ın
Türk’ü lisan olduğunu söylerler
 
Vatana millete yoktur hatası
Varis varis parçalanmış tarlası
Sırtı aba omzunda yabası
Fakir çiftçi olduğunu söylerler
 
Doksandaon deyi var divanesi
Dolaşır gençleri iş avaresi
Bunca darlık çekti bundan ötesi
Fırat suyu geleceğin söylerler
 
 
 
 
 
 

[1]Resmi kayıtlarda doğum yılı 1944’tür. Kendisi 1938 yılında doğduğunu ifade etmektedir.

[2]Kısas köyü 1992 yılında belde olmuştur.

[3]Doksandaon’un dedesinin kardeşiMuhammed ilim irfan sahibi olduğu için Kısas’ta herkes onu ehl-i kâmil – arif, halden bilen birisi olarak tanımış. Dedesinin kardeşinin arif olarak bilinmesinden âşığın sülalesine de Arifoğulları denilmiş. Arifoğulları zaman içinde bozularak Arfo olmuştur.

[4]Arı duru – Çok temiz – Tertemiz.

[5]Doksandaon’un okuma – yazması yeterli olmadığından söylediği şiirlerinin hiç birini kaleme almadı. Tüm şiirleri Kısaslı Ozan Berdari (Halil Elveren) tarafından kayda geçildi, hepsi bir defterde toplanarak günümüze ulaştırıldı.  Ozan Berdari böyle bir fedakârlık yapmakla Doksandaon’un şiirlerini ebedileştirdi. Teşekkürler Ozan Berdari…

 

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
BEKİR SITKI ERDOĞAN
Cumartesi, 17 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

155 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi