Turaç kar düşen yerlerde pek yaşamaz. Sazlık ve sulak yerleri sever. Gizlen-mesini çok iyi bilir. Şimdiye kadar onu Çukurova'nın süsü, simgesidir mekânını da hep Çukurova biliyorduk. Fakat gördük ki Harran Ovası da turacı bağrına basmış. Özellikle Şanlıurfa merkez, Bozova, Kısas, Viranşehir, Harran ve Şanlıurfa'nın Suriye sınırı turacın en fazla ürediği yer olmuş. Doğrusu Harran Ovası'nın sulanmasıyla turaç da o toprakları kendine yurt edinmiş.

Biliyorsunuz turaçın avlanması yasak. Ama kim yasak dinler. Eğer yasaklara uyulmuş olsa idi Urfa'nın, Çukurova'nın dağı taşı turaç olurdu. Fakat maalesef. O günleri sabırsızlıkla bekliyoruz diyor konumuza dönüyoruz.

 

Turaç keklik büyüklüğündedir. Hatta erkeği kekliğe göre biraz daha büyük-tür.  Gizlenmekte çok ustadır. Erkeği belki de kuşların en güzelidir. Keklik sürü ha-linde yaşar. Çeviktir turaca göre çok hızlı uçar.  Turaç ise hantaldır. Seri uçmaz.  Sürü halinde yaşamaz. Genelde tek dolaşır. Bazen ikili üçlü gruplar halinde dolaştıklarıda olur. Eti en güzel olan kuşlardandır. Ötüşü hüttü dü hüttü dü veya züttü dü züttü dü diye taklit edilir. Sesini çok uzak mesafelere kadar duyurur. Eğer sabah sakinliğinde ötüyorsa duyurma alanı yaklaşık 3 km çapındadır. En büyük özelliği öterken gözünü kapatır. Onun için de hiç kimseyi görmez. Hassas bir kulağa vardır. En küçük bir seste ötmeyi keser ve kaybolur. Erkek turaç bulunduğu yerin en yükseğine çıkarak ötmeye başlar. Ötme işi saatlerce sürebilir. Erkek turaç tehlike anında tük tük tük diye ses çıkararak tehlikenin geldiğini belli eder. Azami sekiz on yumurta yapar. Kuluçka dönemi keklik gibidir. Ortalama süresi 21 gündür. Erkeğine mavru dişisine bozça denir. Dişi erkeğe göre daha hantal ve zavallı bir görünüme sahiptir. Mısır, buğday ve çekirge yemeyi çok sever. Zararsız bir hayvandır. Avcı, tilki ve çakal turacın tabiattaki en büyük düşmanıdır. Düşmanlarına karşı savunmasızdır. Tek savunması uçmak ve kaçmaktır.

 

Turacın ötmesi çok değişiktir. Emsalleri arasında en değişik ötüşe sahip olan kuşlardandır. Şiirlere konu olması da ötüşünden kaynaklanmış olmalıdır. Bu ötüş Karacaoğlan'ı oldukça etkilemiş. Onun için de şiirlerinde turacı tema olarak işleyen ilk ozan olarak kaynaklara geçmiş.

                               Ötme turaç ötme işin var senin

                               Şahan salıp avlanacak yer değil

                               Vardım gördüm ağ yâr göçmüş yurdundan

                               Vatan tutup eğlenecek yer değil 

diyerek duygularını dile getirmiştir. Turacın ötüşü çok değişiktir. Üstüne şiir yaza-cak kadar vardır. Onun sesi ilkbaharın nişanesidir. Çukurova'da baharı ilk haber veren kuştur. Önce söylediğimiz gibi ötüşü uzun mesafelerden duyulur. Onun için de avcıların gazabından kurtaramaz kendisini. Devlet koruma altına almasına rağmen nesli tükenmek üzeredir. Turna nasıl Halk Edebiyatımıza girmiş, türkülerle dile getirilmişse, güneyde turaç da öyledir. Yöre folkloruyla bütünleşen bu kuş, masallara dahi konu olmuştur. Görüşler Dergisinde, Y. Doğudandoğan imzasıyla yayımlanan bu efsane yöre insanının turaç sevdasını dile getirmektedir. Aynen aktarıyoruz.

                                                                             

Bir Turaç Masalı: 

"Aşağı yeli koza tarlalarından duyulmayan fısıltılarla geçiyor. Kodaman çiftçiye tarla-sını gezme fırsatından başka bir iyiliği olmayan bu yel, işçi ve köylünün saatlerce beklediği bir Hızır’dır. Kocabucak'a doğru uzanan tozlu yoldan kalkan anaforların zerreleriyle gözlerimiz, kulaklarımız doluyor, kaşlarımızın, kirpiklerimizin rengi atıyor. Yolun iki tarafında sarı tar-lalarda çalışan insanlar, cansız bir hayal gibi görünüyorlar. Hayat sahasında ümit serabı...

Yeşil tarlalara sıra sıra dizilen bu istifamlar hayat felsefesini çatlak topraklara yazıyorlar. Ufuklarda dumanlanan Haziran güneşi manyetize etmekte. Tarlalarda kızak çeken, deste vuran, bilezik yapan, başak toplayan kadınlı erkekli insanlar.                               

Kumsal bir keliden uzanan yolumuz, bizi ucu bucağı gelmeyen sarı yeşil tarlalar ara-sında baş döndürücü bir yorgunluğa sürüklüyor. Bir an önce sonunun gelmesini bekledi-ğimiz yol öyle uzuyor ki... Omzumuza attığımız beyaz keten ceketler taşınılamaz bir yük oluyor. Saatlerce yol aldığımız hâlde bir kelime konuşmuyoruz. Ağzımıza yor-gunluk kilit vurmuş sanki. 

Pamuk tarlaları arasında bir kuş sesi geliyor; Hütdü dü, hütdü dü’.

Koca Bacaklı Cemil'e soruyorum.                                            

–Bu öten kuş nedir?     

Cemil sorumu bekliyormuş gibi gözleri parlayarak;

–Turaç... Onu vurmak günahtır. Diyor ve devam ediyor. Bu kuşun hikâyesini sana anlatayım: Eskiden bir ağanın bir tek kız evlâdı varmış. Tek olduğu için de çok sevilirmiş. Bu yavrucak daha ana kucağında iken emmioğluna söz kesilmiş. Yani beşik kertmesi yapılmış. Zamanlar geçmiş; on beş defa çubuklar firez, firezler çubuk olmuş. Bu arada ağanın tek kızı da gelişip güzelleşmiş. Köy delikanlılarının gözünü ısırıp, gönlünü avlamaya başlamış. Fakat sözlü olan bu kızcağıza her delikanlı ancak gönülden kopan bir dilekle "Allah bağışlasın" demekten başka şey bulamazmış.

Bu gelişen güzellik emmioğlunun yüreğinde derin bir aşk yarası açmış. Lakin ters talih bu aşkı karşılıksız bırakmaktadır. Kalplerde ilâhlaşan Ayşecik, emmioğluna küçük bir yakınlık göstermemektedir. İşte çaresiz felaket... Zaman zaman buluşup konuşmak isteyen emmioğlu her defasında yeni bir darbe ile ayrılıyor. Bu durum ilerledikçe emmioğlu kızın başkasına gönül vermesinden şüpheleniyor. Günlerce devam eden bu takip...

Sıcak bir Temmuz günü Ayşecik, Seyhan'ın pırıldayan sularından testisini dolduru-yor. Söğütlerin kol uzattığı sularda muhteris bir güneş yıkanıyor. Bir ılgın çalısının arkasından kızı denetleyen emmioğlu ilerden Dutma Hakkı'nın kıza doğru geldiğini sinirleri gerilerek görüyor. Testisi ile söğütlerin gölgesine gelen Ayşecik, Hakkı ile karşılaşıyor. Aylarca süregelen bir sevginin beslediği iki kalp, iç duyularla anlaşıp mahrum dudaklar birbirini buluyor.

Kıskançlığın verdiği bir vahşetle emmioğlu iki aşığı suçüstü yakalamaktadır. Tabi ki tek silah kızın babasına ihbar. Emmioğlu derhal çiftliğe yönelerek emmisine her şeyi anlatacağını ve pis dutmayı öldürtüp kendisini de rezil edeceğini Ayşecik’e müjdeliyor.

Masum kızcağız bütün kalbi ile Yaradan'a yalvarıyor.

-Yarabbi! Emmim oğlunu, bir kuş yap ki suçumuzu söyleyemesin. Dilek derhal kabul oluyor. O günden bugüne de emmioğlu bütün ovayı dolaşarak suçu söylüyor. ‘Tuttu da... Öptü de. Tuttu da... Öptü de... Tuttu da... Öptü de...

 

Çukurova'da,  turacın bu şekilde meydana geldiğine, öterken de: “Tuttu da öptü - tuttu da öptü” diyerek o günkü sırrı açığa vurduğuna inanılır. İşte turacın hüt düt düdü  - hüt düt düdü şeklinde ötüşü emmioğlunun turaç olup Tuttu da öptü de / Tuttu da öptü de demesiyle özdeşleştirilmiştir.

 

Masalda da görüldüğü gibi Çukurova kültürüyle bütünleşen turaç; keklikten daha çok türkülerine ve masallarına konu olmuş. Konuyla ilgili 12 şiir tespit edilmiş. Şiirlerden bir kısmı ozanlar tarafından türküleştirilmiş. Türküleşen şiirlerin içinde en ünlüsü Buruklu Âşık Kul Mustafa'nın; Çukurova turaç senin öz kuşun diye başlayan ve de yöre sanatçısı Mahmut Taşkaya'nın okumasıyla ünlenen uzun havadır. Adı geçen uzun havanın sözleri şöyledir.

                               Çukurova turaç senin öz kuşun

                               Çiğ yağarken garip garip ötmez mi

                               Senin sesin ilkbaharın nişanı

                               Aşiretler yaylasına göçmez mi

                              

                               İyi saklan seni kurt kuş görmesin

                               Çiftçilerin salanını sürmesin

                               Tembihledim avcıların vurmasın

                               Senin sesin Çukurova’ya yetmez mi

 

                               Ötmen Mustafa’ya ilham veriyon

                               Öterken de bir yüksekte duruyon

                               Yakup musun Yusuf’unu arıyon

                               Senin yasın arşa kadar bitmez mi

 

Buruklu Âşık Kul Mustafa bu dizelerinde: Turacın Çukurova'nın öz kuşu ve ilkbaharın nişanı olduğunu, ötüşünün kendisine ilham verdiğini, avcılara vurmama-ları için tembih ettiğini ve benzer özellikleri anlatmaya çalışıyor. Aslında Kul Musta-fa turacın tüm özelliklerini ve güzelliklerini üç dörtlüğe yüklemeye çalışmış. Böylece Karacaoğlan'dan sonra turacı şiirlerinde işleyen ikinci ozan olarak kayıtlara geçmiş. Doğrusu turaç üstüne şiir yazan günümüz ozanlarının da başını çekmiş. Önderlik etmiş.  Onun arkasından merhum Dünya Olimpiyat Şampiyonu İsmet Atlı:

 

                               Sana derim Çukurova

                               Ekinlerin yetti mola

                               Turaç senin güzel kuşun

                               Çiği yağarken öttüm'ola

 

diyerek turaçla ilgili duygularını dile getirmiş. İsmet Atlı'nın ardından Çukurovalı İbrahim Karalı Davutluoğlu da almış sazı eline vurmuş teline. O da turacın ötüşünden almış ilhamını. Her dörtlükte ötüşüyle dile getirmiş turacı. İşte dörtlüklerinden birkaç örnek:

 

                               İlkbahar gelince öterdin turaç

                               Şöyle bir kayar da hüd düt dü dü hüt

                               Sesin ile bize yeterdin turaç

                               Hep aynı ayarda hüt düt dü dü hüt

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


BAYRAK
Çarşamba, 18 Kasım 2020
...
ÜÇ KAFADAR…
Pazar, 15 Kasım 2020
...
BAROLAR
Pazartesi, 23 Kasım 2020
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

185 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi