LOZAN ANLAŞMASI VE ANLAMA ZORLUKLARI - Av.Halil ALTIPARMAK

LOZAN ANLAŞMASI VE ANLAMA ZORLUKLARI

Av.Halil ALTIPARMAK

24 Temmuza gelince elbette Lozan Anlaşması konusuna girmek kaçınılmaz olmaktadır. Devlet Bahçeli’nin Lozan Anlaşması konusunda verdiği beyanat da eklenince Lozan hakkında yazmak daha da şart oldu. Çünkü, Bahçeli öyle doğru bir Lozan anlatmış ki, son derece haklı bu Lozan beyanatı. Lozan’ı bize Zafer diye yutturdular, aslında hezimetti diyen İttifak ortağı ne düşündü bilemiyorum. Çok ilginç, Lozan Anlaşması, daha başlamadan 622 yıllık Osmanlı Devleti’nin zaten enkaz haline gelmiş olan varlığını tamamen ortadan kaldırmıştır. Nasıl? 

Karşı devletler, bizim görüşmeler ülkemizde olsun talebimize karşılık tarafsız bölge olarak seçtikleri Lozan’da olmasını istemişlerdir. Onlar bu isteklerini ne gariptir ki, hem Ankara’ya, hem de İstanbul hükümetine bildirmişlerdir. Şimdi biraz Tarih Felsefesi yaparak sorular sormaya ve sorgulamaya başlayalım. Hem Ankara, hem de İstanbul’u görüşmelere çağırmalarından ne anlamalıyız? Türk Milleti’nin kanının son damlasına kadar verilen savaşı kazanan Ankara gelsin ama aman ha İstanbul hükümeti de varlığını sürdürsün. Neden? Çünkü, o zaten bizim ve istediğimiz gibi kullanıyoruz, kullanırız. Bu durumu anlamak gerekmiyor mu?

 

Peki, Ankara bu tuzağa düşer mi? Elbette düşmez! Peki ne yapar? TBMM’ye Rıza Nur ve arkadaşları tarafından verilen bir önerge ile 1 Kasım 1922’de Saltanat, Hilafetten ayrılarak kaldırılır.Yani, karşı tarafın en önemli oyunu bozulmuş olur.

 

Bu arada, bir konuyu daha hatırlatmakta yarar görüyorum. Kendisine Lozan’a davet mektubu gelen Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, öyle bir iştahla Ankara’ya bu daveti bildirir ki, sanırsınız Millî Mücadele’yi veren kadrolar İstanbul’da ve İstanbul hükümeti içerisinde.

 

Şimdi yeni bir soru daha soralım!

 

Lozan görüşmelerine bize karşı taraf olarak kimler katıldı? 1. Dünya Savaşı’na karşımızda katılanlar. Yani, 1. Düya Savaşı’nın galipleri.

 

Bu ülkeler, aynı zamanda bize Sevr’i dayatan ülkeler.

 

Biz, Millî Müadele’de fiilen düzenli ordu ile kimle savaştık ve kanımızın son damlasını harcayarak yendik? Bu galip devletlerin ve özellikle de İngiltere ve ABD’nin maşa olarak kullandıkları Yunanistan’ı. Elbette, fiilen savaşmasalar da bu ülkeler de dolaylı olarak mağlup olmuşlardı.

 

Bu galip devletler Lozan’da masaya 1. Dünya Savaşı’nın galibi olarak oturduklarını bütün düyaya göstermek için ellerinden geleni yaptılar.

 

Ne yaptılar bakın!

 

Görüşme başlangıç tarihi olarak 13 Kasım belirlenmişti. Bizim heyet bu tarihe uyarak Lozan’a gittiğinde maalesef bir terbiyesizlikle karşılaştı. Nasıl? Görüşmeler 20 Kasıma ertelenmiş. Neden? İngiliz temsilcisi Lord Kürzon’un İgiltere’de işi varmış oraya gitmiş. Dedik ya yukarıda, dünyaya ne göstermek istiyorlar diye. Delegelerimizin düşürülmek istendiği duruma bakın!

 

Bitti mi? Elbette bitmedi!

 

Açılış konuşması programı nasıl olacak? Şöyle:

 

Açılış konuşmasını evsahibi olarak İsviçre Kralı yapacak. Bu durum anlaşılır bir durum. Program gereği ikinci konuşmacı İngiltere temsilcisi Lord Kürzon. Tamam olabilir, taraflardan biri olarak seçilmiş olabilir. Hayır, öyle değil. Çünkü taraflardan diğeri olan bize programda yer yok. Bu durumun ne anlama geldiğini herhalde hepimiz anlıyoruz.

 

Bu tavır karşısında Başdelegemiz İsmet İNÖNÜ bütün engellemelere rağmen ayağa kalkıyor ve diğer taraf olarak güzel bir konuşma yapıyor.

 

Özet:

 

1.Dünya Savaşı galipleri demek istiyor ki; Ey Türkler, siz Millî Mücadele yaptınız ve bizim maşamızı yendiniz ve bizim dayattığımız Sevr Alaşmasını kabul etmediniz. Yani, 1.Dünya Savaşı’nda verdiğiniz zararları diğer müttefikleriniz gibi kabullenip ödemediniz. Şimdi size bunun hesabını soracağız.

 

Sonuç:

 

Lozan Anlaşması maddeleri, bu galip devletlerin görüşmelerden önce düşündükleri gibi bir hesaplaşmayı gerçekleştiremediklerini çok belirgin olarak gösteriyor.

 

Zaten, bu yüzden o dönemin dünya basını, Türkler Anlaşmadan galip ayrıldılar ağırlıklı haber yapıyorlar.

 

Tarafımızdan tavizler verilmedi mi?

 

demek eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu bir satranç oyunudur. Piyon, at, fil verebilirsin, karşılığında mat edeceksen, en azından veziri alacaksan. Büyük dahi ve gerçek dünya liderlerinden Türk Milletinin Büyük Başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde delegelerimiz bu satranç oyununu çok iyi oynuyorlar.

Lozan Anlaşması görüşmeleri tamamlanıyor ve ülke temsilcileri ülkelerinden imza yetkisi almak için dağılıyorlar. Ankara’da Başbakan konumunda Rauf ORBAY var. Rauf Orbay, Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayan Osmanlı Heyeti’nin başı ve Lozan’a gitmek için büyük mücadele veren Hamidiye Kahramanı. Bu arada 16 Mart 1920 Meclis-i Mebusan işgalinde Malta’ya sürülüp 20 ay sürgünde kalan kişi. Lozan’daki delegelere İmza yetkisi vermeyi geciktiriyor. İsmet İNÖNÜ durumun vahametini ATATÜRK’e iletiyor ve ATATÜRK devreye girerek durumu hallediyor. Rauf ORBAY, Anlaşmayı onayladığını gösteren bir bildiri yayınlıyor. Bildiride en ilginç ifadeyi görelim:

 

“Türk Milleti’nin Mondros ile başlayan özgürlük mücadelesi Lozan ile tamamlanmıştır.”

 

Bir farklı pencere daha açarak yazımızı tamamlayalım.

 

bize bakış açılarının temelini Şark Meselesi adı verilen bir görüş oluşturur.

Nedir Şark Meselesi? Türkleri, önce Orta Avrupa’dan, sonra Trakya’dan ve en sonunda da Anadolu’dan kovup geldikleri Türkistan’a göndermektir.

 

Sevr ile bu gerçeği hayata geçirdikleri inancına kapılan Avrupa kodamanları ve bunlara destek veren ABD, asırların hayali olan bu durumun gerçekleşmesini engelleyen ve bütün güçlerine rağmen Lozan Anlaşması ile bu hayallerini yıkan Mustafa Kemal ATATÜRK’ü affedememektedirler ve bunun için besledikleri ajanları ile içeriden ve dışarıdan tam yüz yıldır savaş vermektedirler.

 

Lozan Anlaşması budur. Gerisi, magazindir, dedikodudur, gereksizdir, anlamsızdır, palavradır

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

45 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi