15 TEMMUZ - Av.Halil Altıparmak

15 TEMMUZ

Av.Halil ALTIPARMAK

Yine geldi 15 Temmuz.

15 Temmuz 2016 olaylarının 5. yıldönümündeyiz.

Şöyle bir soru sorsam ne cevap alabilirim acaba.

Bu 5 yıl içerisinde mevcut iktidarın olağanüstü 15 Temmuz açıklama gayretlerine, 15 Temmuz olaylarının kamuoyu önünde tartışılıyor görüntülerine, her şeyin apaçık ortaya konduğu iddialarına rağmen tüm kamuoyunun kafasında 15 Temmuz tamamen aydınlanmış, hepimizin kafalarında soru işaretleri cevabını bulmuş ve karmaşa ortadan kalkmış mıdır?

Bu yazıyı okuyan herkes bu sorunun cevabını kendinden başlamak üzere ulaşabildiği bütün kişilerden almaya çalışsa…

Bu durumdan ne çıkar?

Benim kafamda 15 Temmuz 2016’dan beri o kadar çok soru var ki inanın 15 Temmuz ile ilgili yazı yazmayı çok göze alamadım.

Fettullah Gülen’in geçmişi ve yükselişi, ülkemizdeki konumu değerlendirildiğinde ABD bağlantısı pek tereddüde yer verecek gibi görünmemektedir.,

Özellikle, Türkçe Olimpiyatları konusunda yapılanların abartılarak aktarılması, bir takım bağlantıları gizlediklerinin işareti idi benim için.

Bir tarafta bu tür gözalıcı işler yapılırken öbür tarafta Samanyolu gazetesi ve diğer gazete ve kanallarda, Türkçe olimpiyatlarındaki göz boyama ile tam zıt olarak neler söylenip yazılıyor idi. Bu çelişikili oyunlar elbette dikkatli gözlerden kaçmıyordu.

Mesele Fethullah Gülen’i anlamaya çalışmak değil, çünkü şu anda bulunduğu yer zaten anlamaya gayret göstermeye değmeyecek kadar açık.

Mesele, 15 Temmuz’a nasıl gelindiği ve 15 Temmuz gününde neler olduğunu, 15 Temmuz günü silahlı eylemlerin neden yapıldığını anlamaya çalışmaktır.

Adı geçen günde olan olayları anlamak için yakın tarihe uzanmak belki bir kolaylık sağlayabilir.

1960’larda Fransa Komünist Gençlik hareketlerinin liderlerinden olan Kızıl Deni lakaplı John Daniel Bendit, daha sonra dünyanın en üst kapitalist örgütlerinden olan Avrupa Birliği’nin Karma Parlamento Başkanı olmuştur. Bu kişi 1998 yılında bir beyanat vermiştir. Bu beyanatın özeti şudur:

“Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun 75. Yılında yol ayrımına gelmiştir. Ya bizim dediğimizi yapacak veya Atatürk’ün yolunu takip etmeye devam edecektir. İkinci yolu tercih ederse, biz istediğimiz Federatif yapıyı Türkiye’ye zorla kabul ettireceğiz.”

1999 büyük deprem felâketimizde Türk Milletine başsağlığına gelen ABD Başkanı Bill Clinton, TBMM’de yaptığı konuşmada özetle şunları söylemiştir:

“20. Yüzyılın ilk elli yılı Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının paylaşım kavgası ile geçmiştir. Önümüzdeki Milenyum’un ilk yüzyılında Türkiye’nin alacağı yön çok etkili olacaktır.”

Kimse Türkiye’nin alacağı yönün ne olacağını Clinton’a sormadı.

Sormadan da Clinton dolaylı cevap verdi.

Nasıl?

Şöyle:

2001 yılında Global Trends adı altında ABD’de bir rapor yayınlandı. Bu rapor, CIA, Pentagon, ABD Ulusal Konseyi, ABD Dısişleri Bakanlığı işbirliği ile hazırlanıp yayınlanan bir rapor.

ABD’nin bu çalışması, 2015 yılı dünyasına bir ışık tutuyor. Yani, 2015’de dünyanın nasıl olacağı tahmininde bulunuyor.

Bu raporda, elbette Türkiye de var. Raporun 2015 yılı Türkiye tahmini özetle şöyle:

“Türkiye, Millî Devlet ilkesini bırakmış ve Federatif bir yapıya dönmüştür.”

Bu tahminin en açık Türkçesi nedir?

Türkiye Cumhuriyeti, kendi kuruluş ilke ve felsefesinden tamamen vazgeçecek ve kurucu iradeden, yani Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun Millî anlayışından ayrılacak.

Rapora göre bu en geç ne zaman olacak?

2015 yılında!

Şimdi soru şu:

Bu raporun tahmini gerçekleşti mi?

Hayır!

Yukarıda aktardığımız Kızıl Deni’nin tehditleri gerçekleşti mi?

Hayır!

Neye rağmen gerçekleşmedi?

Büyük Ortadoğu Projesi’ne rağmen gerçekleşmedi.

Neden bir süreden beri bu Proje’den bahsedilmez?

Çünkü 2015 tahmini ve tasarısı gerçekleşmeyince yeni bir tasarı ve düzen devreye girdi de ondan olabilir mi?

Benim işim soru sormak ve sorduğum sorulara cevap aramaktır.

Şimdi, yeni bir soru daha soralım.

15 Temmuz 2016 ayaklanmasına kalkışanlar başarılı olsalar idi Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olarak ne yaparlardı? Çok şükür başarılı olamadılar. Peki tamam da sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili neler oldu? Bir düşünün bakalım.

Şimdi, bence en önemli gördüğüm soruyu sorma zamanı geldi.

Daha öncelerine de uzanan bütün büyük hazırlıklara, tasarılara, tehditlere, iktidar güçlerine, saldırılara, imkânsızlıklara rağmen Mustafa Kemal ATATÜRK, bu ülkede neden ve nasıl dimdik ayakta ve hatta daha da güçlenerek ayakta?

Çünkü Türk Milleti, dünyanın saygı duyduğu, dünyaya örnek olmuş büyük liderini anlamış, içselleştirmiş, kavramış ve şeksiz, şüphesiz inanmıştır da onun için.

Türkiye, Türklerin, tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek yaşamayı hak ettiği bir ülkedir.

1990’larda ülkemize gelen Karen Fogg’un söylediği; “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar büyük bir ülkedir” şerefizliğine karşı mücadele eden bir Türk Milleti ve onun eşsiz Başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK vardır.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

71 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi