TARİH SEVMEK

 TARİH SEVMEK  

Av.Halil Altıparmak

Bugüne kadar duyduğum ve hep yadırgadığım bir söz var: Ben Tarih sevmem.

Tarih, öyle sevilecek veya sevilmeyecek bir konu değildir. Doğru! Ortaokul ve Lisede Tarih dersleri var ve bir takım nedenlerle Tarih dersini bir insan benimsemeyebilir. Ancak, Tarih bir yaşanmışlık, bir gerçeklik ve bir vazgeçilemezlik olduğu için Tarihi sevip sevmemek diye bir durum söz konusu olamaz.

Neden böyle bir giriş yapıyorum?

Çünkü, biz ülke olarak Tarih adına öyle bir gerçeklik, vazgeçilemezlik yaşıyoruz ki, insanın bu yaşanmışlık, vazgeçilemezlik adına Tarih’e saygısı, bağlılığı ve sevgisi olağanüstü artıyor.

Neden?

Şunun için;

Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılına yaklaştığımız şu dönemde yüz yıldan beri söylenen yalanların, iftiraların, nankörlüklerin, uydurmaların, safsataların, işbirliçiliğinin vs. vs. hepsini çöpe atan, yani çöp yapan bir Tarih ile karşı karşıyayız.

Yüz yıldan beri, el altından atılan iftiraların, söylenen yalanların, yüklenmek istenen uydurmaların tüm toplumda kabul edilmesi için belgelerin ortaya konması gerekirdi elbette. Bunun için de ne olması gerekirdi diye sorulduğunda da, iktidarın ele geçirilmesi gerekti.

Bütün yalanları söyleyen, iftiraları atan, uydurmaları yutturmaya çalışan kadrolar ülkede yönetimi aldılar. Yirmi yıldan beri, seksen yıldır söylenenleri belgelemek için, Devletin bütün arşivlerini taramak, incelemek ve ortaya koymak beklenirken, neden bir tek örneğe bile rastlamıyoruz?

Seksen yılımızın enerjisini yalan ve iftiralara cevap vermek ile harcamışız, boşuna. Son yirmi yılımız da, seksen yıl el altından söylenenlerin belgesini beklemekle geçti. Yok, yok, yok!

Rica ediyorum, artık bu iftiralardan, yalanlardan, safsatalardan vazgeçin, ya da seksen yıl söylediğiniz yalanların belgelerini ortayak oyun. Çünkü, artık enerjimizi boşuna harcamayalım.Yeter, yeter, yeter!

İşte, Tarih budur!

Seksen yıl bir takım kişileri inandırırsınız belki ama, koca bir Türk Milletini inandıramazsınız. Bugün gelinen noktada, o kadar yıl iftira attığınız Mustafa Kemal ATATÜRK, önceki dönemden daha güçlü, daha büyük, daha güvenilir, daha inanılır olarak karşımıza çıkar.

Ülkenin iktidarını egemen güçlerin desteği ile alırsınız, yönetimi tamamen alırsınız, onlarca gazete, televizyon, radyo, dergi desteği elde edersiniz, paraya tamamen hükmedersiniz, ama kimsesiz gibi görünen Mustafa Kemal ATATÜRK ile baş edemesiniz.

Çünkü O, bir Güneştir,

Çünkü O, bir Gerçekliktir,

Çünkü O, bir Sevdadır, bağlılıktır,

Çünkü O, bir Millettir, Türk Milletidir,

Çünkü O, bir doğru, gerçek, samimi yaşanmışlıktır,Tarihtir.

Bu anlattıklarımın özeti nedir biliyor musunuz?

İktidar olursunuz ancak, muktedir olamazsınız.

Muktedir olmak için toplumun hasletlerini, özelliklerini, isteklerini, anlayışını, ama her şeyden Türk Milleti’nin Tarihini iyi bilmek gerektir.

Tarih bilmeden, Tarihi iyi anlamadan,Tarihi samimi niyetlerle ortaya koymadan, Tarihî gerçeklikleri görmeden hiçbir iş olmaz.

Ne diyor Mustafa Kemal ATATÜRK;

“Ben, dünya milletlerini yakından tanıdım, hem de ateş çemberinin içerisinde tanıdım. Bu milletlerin özelliklerini yakından bilirim.”

Bu milletlerin özelliklerine karşı Türk milletini de şöyle tarif ediyor.

“Bizim milletimiz, milliyetinden gaflet edişinin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı Devleti dahilindeki çeşitli kavimler hep millî akidelere sarılarak milliyet ülküsünün kuvveti ile kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış.”

Bu muhteşem tespitleri yapabilmek için ne olmak gerektir?

Mustafa Kemal ATATÜRK olmak gerektir.

O, olursanız, değil yüz yıl, bin yıl iki bin yıl da geçse, ayakta kalırsınız.

Dolayısıyla, yüz yıldan beri enerjimizi boşa harcadık, artık harcamayalım.

Çünkü, ülkenin durumu ortada!

Her konuda savrulan bu ülkeyi boşa harcanan emeklerle düzlüğe çıkartamayız. Ancak, el birliği ile ve Mustafa Kemal ATATÜRK’e bağlılıkla düzlüğe çıkartabiliriz.

Kendimizi kandırmayalım!

Ülkemiz, çok, ama çok zor durumda.

Hele, dünya lideri olduk gibi bir takım boş laflarla ülkeye zaman kaybettirmeyelim. Keşke, öyle olsak da, biz de ülkemiz için bu kadar üzülmesek. Kim istemez?

Gençlerimizin, ülkeye ve millete aidiyetleri aşınmakta ve törpülenmektedir. En kötü ve gelecek açısından en tehlikeli durum budur. Bunun önüne, ancak elbirliği ile geçebiliriz. Onun da yolu Mustafa Kemal ATATÜRK ve Millî Mücadele’nin gençlerimize çok iyi anlatılmasıdır.

Başımızı kuma gömerek vücudumuzu gizleyemeyiz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

67 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi