HAİNLİK KOLAY MI?

HAİNLİK  KOLAY  MI?

Av.Halil ALTIPARMAK

Geçen haftanın önemli gündemlerinden biri Amirallerin bildirisi idi. Geçen hafta ibaresini özellikle vurguluyorum. Çünkü, ülke gündemimiz öyle bir hızda çalışıyor ve değişiyor ki, bu hafta bambaşka olaylarla karşılaşabiliriz ve de karşılaşacağız. Yani, Amirallerin bildirisi ne kadar köpürtülürse köpürtülsün, saman alevi gibi geçecek. Çünkü, darbe marbe iddiaları ile, içeriği olumlu olan bir uyarı da olsa hemen etiketleniyor. Hem de ne ile etiketleniyor: HAİNLİKLE!

 

Yazıdaki MonröAnlaşması uyarıları zaten, çok geçmeden hemen işlemeye başladı. Bugün, Abd, Rusya arasında kalışımız Monrö uyarısı yapanların ne kadar haklı olduğunu göstermiyor mu? Yani, Monrö’nün Kırmızı Çizgimiz olması gerektiğini bilmiyor muyuz? Neyse…

Madem, 10 Nisan Haftası yaşadık. Biz de, 10 Nisandan yararlanarak anlatacaklarımızı tarihleyelim.

10 Nisan 1950 Tarihi, Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ın vefat tarihidir.Türk Milleti, Mareşalimize mahşere kadar minnet borçludur. Çünkü, 16 Mart 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı işgal güçleri tarafından basılınca, Millî Savunma Bakanı olan Fevzi Çakmak’a bu işgali onaylaması için baskı yaptılar, o da bu imzayı atmadı ve görevinden ayrılarak gizli yollarla Ankara’ya ulaştı. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’yı Ankara’da çok güzel karşıladı ve Millî Mücadelecilere bir konuşma yaptırdı.

Neyse, çoğumuzun bildiği tarihî olayların ayrıntılarına girmeden şunu söyleyelim: Osmanlı Devletimizin Milli Savunma Bakanı olarak Fevzi Çakmak, Millî Mücadeleye katılarak, Türk Tarihine altın harflerle yazılmayı hak etmiştir. Çünkü, İstanbul Hükümetinin içerisinden birisi olması ve çok yüksek rütbeli bir subay olması, işgal güçlerine karşı yiğitçe direnç göstermesi, hem içeride hem de dışarıda büyük yankı yaratmıştır.

Millî Mücadele ve Cumhuriyet tarihimizde bir çok ilkleri yaşamış olan Mareşal Mustafa Fevzi ÇAKMAK’ın bir diğer özelliği de şudur: Mustafa Kemal Paşa’nın, bir araya geldiği günden itibaren, 10 Kasım 1938 Vefat gününe kadar sürekli fikir alışverişi yapıp, fikirlerine değer verdiği kişidir.

Fevzi Paşayı rahmetle andıktan sonra yukarıda bahsettiğimiz HAİNLİK etiketi konusuna geri dönelim. Hani, kolayca HAİN damgası vuruyoruz ya!

1915 yılında Ermeni Tehciri dediğimiz, aslında Tehcir değil de bir Yurtiçi SEVK olan olayın sonunda kimlere, kimlerin neler yaptığına bakalım da HAİNLİK etiketini yerli yerine koyalım.

Mondros imzalandıktan sonra, Vahdettin ve Hükümeti, 13 Kasım 1918’de İstanbul’u işgal eden güçlerin emrinde hareket etmeye başladı. Öyle ki, şehirdeki bizim kolluk güçlerimiz bile işgalci askerlerin emri ile bizim insanımıza davranış sergiliyordu. Bu arada İttihat ve Terakki Fırkası(Partisi) gitmiş ve yerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası gelmişti. Bu partinin en önemli kişisi de, kısa sürede 4-5 defa Sadrazam olan Damat Ferit Paşa idi. İngilizlerin ve Ermeni Patriğinin isteği üzerine müthiş derecede Ermeni Sevki meselesi öne çıkarılmıştı. İstanbul Hükümeti ile işgal güçleri el ele vererek, 1915 Ermeni Sevki ile ilgili o dönemki Devlet Görevlilerini sorgulamaya başladılar. Düşünebiliyor musunuz? Kendi Hükümetimiz, kendi insanımızı, kendi devletimizde, işgal güçleri ile işbirliği yaparak ağır muamelelere uğratıyor? Bu değil de HAİNLİK nedir?

Yozgat İlinin Boğazlıyan Kaymakamlığını 1915 yılında yapmış olan Mehmet Kemal Bey de bu furyada gözaltına alınıp Konyada sorgulanıyor.Sorgulaması sonucunda Beraat edip görevine dönüyor. Ama, tekrar kurulan Damat Ferit Paşa hükümeti, elbette, işbirlikçiliğinin karşılığını ödemek durumundaydı. Mart 1919 tarihinde Kemal Beyi yeniden gözaltına aldırıyor. İşbirlikçi Divan-ı Harb-i Örfi, yani Sıkıyönetim Mahkemesi, yalancı Emeni kadın şahitlere dayanarak Kemal Beyi İdama mahkum ediyor. Toplumda çok ciddi kaynaşma oluyor. Bundan çekinen Vahdettin, Şeyhüsislam Mustafa Sabri’den idam için Fetva istiyor ve ülke dışına kaçtıktan sonra, çok şükür Türklükten kurtuldum diyen Mustafa Sabri idam için Fetva veriyor. 10 Nisan 1919 Günü Masum Kaymakam Kemal Bey, “Millet sağolsun” sözleri ile ve büyük tedbirler alınarak maalesef idam ediliyor. 35 yaşında idi. Türk milleti, cenazesine sahip çıkıyor.

14 Ekim 1922 tarihinde, Ankara Hükümeti tarafından Millî Şehit ilân ediliyor ve çocuklarına maaş bağlanıyor. Millî Şehit ilân edilme tarihini görüyor musunuz? Takdir kamuoyunun.

Konuya girmişken, hak eden bir kişiyi daha anmadan geçmeyelim. Aynı suçlama ile, yani, Ermeni Sevki suçlaması ile Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey de idam edilmiştir. O Nusret Bey ki, 14 Haziran 1917 tarihinde Yıldırım Orduları 2.Grup Kumandanı olan Mustafa Kemal Paşa tarafındanUrfa Mutasarrıflığına tayin edilmişti.

Daha önce Kaymakam Kemal Bey’in idamını veren Sıkıyönetim Mahkemesinin başına, 4. Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından 17 Nisan 1920’de meşhur işbirlikçi Nemrut Mustafa atanmıştı. Bu atama ile birlikte hemen bir genelge çıkartıldı. Mahkeme en önemli iş olarak Ermeni Sevki meselesini halledecekti. Yargılama GİZLİ olacak ve Sanıklar Avukat bulundurmayacaklardı.

Nasıl HAİN olunurmuş?

Tıpkı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey de, önce gözaltına alınmış ve hakkındaki iddialar asılsız olduğu gerekçesi ile salıverilip görevine dönmüştü. Ama, emir büyük yerden geldiği için yeniden başlayan işkence dönemi ile birlikte, Nusret Bey de gözaltına alınmış ve sonuçta idama mahkûm edilmişti. 5 Ağustos 1920 tarihinde idam edilen Mutasarrıf Nusret Bey, kardeşine şu mektubu bırakmıştı:

“Küçük çocuklarımı, zevcemi yalnız ve pek fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri bile kalmayacaktır. Allah aşkına onları sokaklarda bırakma”.

Bu yazıya nasıl dayanılabilir?

HAİNLİK DAMGASI VURMAK KOLAYMIYMIŞ?

LÜTFEN, HER ÖNÜNE GELEN, HER İSTEDİĞİNE HAİN DAMGASI VURMASIN? TARİH,  AFFETMEZ!

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

120 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi