BULUNDUĞUMUZ YER

BULUNDUĞUMUZ YER

Av. Halil Altıparmak

Fiziki anlamda bulunduğumuz yerden bahsetmiyorum. Tavır, davranış, düşünüş, fikir, görüş anlamında bulunduğumuz yerden bahsediyorum. Yani, aklî ve zihinsel anlamda bulunduğumuz yerden bahsediyorum. 

Başka toplumları bu kadar yakından tanımadığım, bilmediğim için elbette, kendi toplumumu değerlendirmeye almak durumundayım. Kaldı ki, aidiyetim de zaten bu topluma, bu ülkeye olduğu için bu toplumu değerlendirmek zorundayım.

 

Toplumumuzda bulunduğumuz yer konusunda taviz vermemek en büyük hasletlerimizden biri halindedir. Yani, bulunduğumuz yerde neye bağlı isek, hangi gruba ait isek, hangi görüşe sahip isek bütün olayları, bütün yaşananları TAMAMEN o yere göre değerlendirme yapıyoruz. Gerçekten, toplumsal bir özelliğimiz olan bu durumu mutlaka göz önüne almalıyız.

 

Ne oluyor o zaman biliyor musunuz?

 

Bulunduğumuz yerin suistimal edilmesi, kullanılması, şartlandırılması sonucunda biz de kullanılmış, suistimal edilmiş, şartlandırılmış oluyoruz. Doğal olarak da, bu duruma açık hale gelmiş bireyler de, niyeti yönlendirmek olanlara YÖNLENDİRİLME imkânı sunmuş oluyor.

 

Bu ülkede, topluma mal olan herhangi bir olay olsa, bulundukları yere göre kimin ne söyleyeceği, kimin ne düşüneceği önceden belli oluyor. Dolayısıyla, kutuplaşma, farklılaşma ve maalesef birbirini görmeme durumu oluşuveriyor.

 

Bu durum, hiç doğru değil!

 

Çünkü, insanın vicdanı, ahlâkî değerleri ve aklı vardır ve mutlaka da olmalıdır.

 

Vicdan, akıl ve ahlâk ölçülerini ortaya koyabilmenin yolu da çok açıktır:

 

SORU SORMAK ve SORGULAMAK!

 

Bu iki tavır ve davranışı gösterdikten sonra ortaya çıkan sonuca göre de fikrimizi dile getirebilir, ifade edebiliriz.

 

Toplum olarak, kutuplaşmayı kırmazsak, bizden farklı düşünenleri anlamaya çalışmazsak, suistimaller, kulanılmalar, şartlandırılmalar ve bunların sonucu olarak YÖNLENDİRİLMELER ASLA BİTMEZ.

 

Anlattıklarımdan şu sonucun çıkarılmadığını ümit ediyorum:

 

Fikrimiz olmasın, her şey muallakta olsun, kararsız olalım.

 

Hayır, tam tersini anlatmaya çalışıyorum. Bulunduğumuz yeri belirlerken, kendi vicdanımızın, ahlâkî değerlerimizin ve aklımızın ne dediğini mutlaka göz önüne almalıyız.

 

Yani, bulunduğum yerdeki yanlışlar, benim doğrumdur dememeliyiz.

 

Yani, ülke yıkılsa da, bulunduğum yerin yanlışlarını görmem ve söylemem dememeliyiz.

 

Bu anlattıklarımı şöylece özetlemek mümkün olabilir:

 

GEREKTİĞİNDE kendimizi aşmasını ve bulunduğumuz yere rağmen saydığım ölçüleri ortaya koyarak düşüncemizi belirlemeyi bilmeliyiz.

 

Böyle yapmazsak, bedelini ağır öderiz. Türk Milleti olarak, en azından yakın tarihimizde bu bedeli ağır ödedik.

 

Burada hemen bir soru gelmelidir:

 

Peki, iyi güzel de, TEMEL ALINACAK, TAVİZ VERİLMEYECEK DEĞERLER YOK MUDUR? VARDIR!

 

Özellikle, bizim ülkemiz, bizim toplumumuz için temel alınacak ve taviz verilmeyecek değerler vardır.

 

Nedir onlar?

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş İlke ve Felsefesi, Kurucu İradenin Vazgeçilmezliği, taviz veremeyeceğimiz değerlerdendir.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kurucu Aslî Unsurunun Tarihi, taviz verilmez değerlerimizdendir.

 

Anayasa’da belirlenmiş olan ve Kurucu Unsurun Varlığını ve Tarihini koruyan maddelerin varlığının sürdürülmesi, vazgeçemeyeceğimiz değerlerdendir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

89 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi