TARIM

TARIM

Halil ALTIPARMAK

Kısa bir süre önce, Tarım Bakanı ünvanı olan kişi, şunu söyledi: “Türkiye’nin kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olduğu lafı bir efsanedir, öyle bir şey yoktur.”

Bu ifadeye bir üzüldüm ki; yahu dedim, ülkemize bağlı bir insan, burayı vatan  gören bir insan, buraya aidiyeti olan bir insan bu ifadeyi kullanabilir mi? Gerçekten öyle değilse bile, bu ifade kullanılabilir mi? Hem ülkenin, vatanın Tarım Bakanı bunu söyler mi?

Bir de, bugün, TARIM KESİMİMİZİN içine düştüğü durumu görünce bu konuda bir şeyler söylememin şart olduğunu düşündüm.

Her konunun bir tarihi olduğuna göre, bu konunun da bir tarihî temeli olmalıdır.

1980 24 Ocak Kararlarından kısa bir süre sonra, 1984 yılında bir Kanun çıkarıldı. Tohum Islahatı ve İthalatı Serbest hale getirildi. Tabii ki, çoğumuzun dikkatini çekmedi.

2005 yılında Islahatçı Haklarının Korunması Kanunu çıkarıldı (5042 Sayılı Kanun). Bu Kanun da çoğumuzun dikkatini çekmedi.

Ne oldu şimdi? Dünyanın neredeyse bütün temel ürünlerini üretebilecek imkâna sahip olan ülkemizde bir Tohum meselesi çıkarıldı. Çünkü, bizim insanımızın, tohum ıslahı diye bir ihtiyacı yok. Çeşitli şekilde ülke içinde tohumunu bulur ve her sene eker. Tohumun Islahı demek, genlerinde değişiklik yapmak demektir, kısaca. Yöneticilerimizin böyle bir derdi olmadığına göre, çiftçi mi bunu yapacak?

O halde, 2004 yılında çıkan Kanun kimi koruyor? Yurt dışındaki, Tohum Islah çalışmaları, yani tohumun genlerini değiştiren firmaların aldığı patent hakkını koruyor. Anlaşıldı mı?

31 Ekim 2006 tarihinde bir Kanun daha çıkarıldı, 5553 Sayılı. Bu Kanuna göre, aldığın tohumu sadece ekebilirsin, satamazsın, takas edemezsin. Yani, patentli, sertifikalı tohumlara mahkûm olacaksın.

2017 yılının ocak ayında, dönemin Tarım Bakanı, çiftçilere dönük aldıkları bir kararı açıkladı: 2018 yılından itibaren ekilecek tohumlar  MUTLAKA SERTİFİKALI olacak.  Hakkını yemeyelim, 5 dekarın altındaki ekimlerde tohum serbest. Ne oldu şimdi?

Türk çiftçisi, yıllar içerisinde, çaktırmadan yapılan hamlelerle, genetiği değiştirilmiş tohumlara KESİNLİKLE MAHKÛM edildi.

Bitti mi? herhalde bitmez ve BİTMEYECEK!

Genetiği değiştirilmiş her tohum kendi içerisinde zararlılarını da taşıyor. Her sene yeniden alınmak zorunda kalınan bu tohum zararlılarına karşı çare nedir?

ÇARE; zararlıları yok eden İlaç ve Gübre kullanmak. Kim satıyor ve nereden alınır? Bunun cevabını da bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum.

Yukarıda 1984 yılından bahsettik. O yıl bir iş daha yapıldı. YSE, TOPRAKSU ve TOPRAK İSKÂN kurumları birleştirilip, köylüye ve köye hizmeti tam bir denetim altına almak adına Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kuruldu.

Bu Kurum, 2005 yılında kapatıldı. Köylü kime gidecek, Köylerin işini kim görecek? Cevabını yine bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum.

Hiçbir ürün rakamı vermeden anlattığım bu konu, TÜRK TARIMININ 24 Ocak Kararları sonrası nasıl ve neden bugüne geldiğinin, yani, bugün köylü nüfusunun, Yüzde 9’lara neden düştüğünün çok açık göstergesi olsa gerektir.

Ülkece yaşadığımız bu tarihî süreç, sizce tesadüfen mi yaşandı?

Bu bilgilere rakamsal verilerle de devam edeceğiz, sırası geldiğinde.

Şu ifade ile bağlayalım:

Anladınız mı?

Bugün, Tarım Bakanının, kendine yeten 7 ülkeden biri olduğumuzun yalan olduğunu, efsane olduğunu neden söylediğini?

Lütfen, ama Lütfen, Parti, Görüş farkı vs gibi anlayışlarla yazdıklarımı değerlendirmeyin. Ben asla öyle yaparak yazmadım.

BU ÜLKE BİZİM.

KÖYLÜ, MİLLETİN EFENDİSİDİR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

 

  

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

50 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi