KAPİTÜLASYON

KAPİTÜLASYON

Halil ALTIPARMAK

Kapitülasyon demek; bir ülkenin yabancılara verdiği her türlü imtiyaz, imkân demektir. Aslında, bu imkân, önceleri ekonomik imkânlar olarak başlar, fakat daha sonra her türlü imkân haline dönüşür. Bu dönüşümü biz, koca bir devletimizi kaybederek gördük ve çok ağır bir bedel ödedik.

Osmanlı döneminde, kapitülasyonlara, İmtiyazat-ı Ecnebiye denirdi.

Bu imtiyazlar, imkânlar, şahsî boyutlardan, adlî cepheye ve ticarî imkânlara kadar çok çeşitli şekillerde verilir.

Biz, ilk ayrıcalığı, 1530’larda Kanunî tarafından, Fransa’ya verildiğini biliriz, genellikle. Ancak, işin doğrusu, ilk verilen imtiyaz, 1365 yılında I. Murat tarafından o zaman var olan Ragusa Cumhuriyeti’ne verilmiştir. Arkasından, 1387 yılında Cenevizlilere verilen ticarî imtiyazlar olmuştur.

İlk kapitülasyon, bize ulaşmış olan genel bilgiye göre, 1536 yılında Fransızlara verilen ağırlıklı olarak ticarî imtiyazlar olmuştur.  Bu imtiyazlar, imkânlar, 1569 yılında yenilenmiştir.

1580 yılında İngiltere, 1739 yılında Avusturya, 1740 yılında yine Fransa ile yapılan bu VERDİĞİMİZ İMTİYAZLAR, İMKÂNLAR 1774 yılında en ağırına ulaşmıştır. Çünkü, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması ile Rusya’ya  - İSTEMEDİĞİMİZ HALDE - Karadenizde serbestçe ticaret yapabilme imkânı tanınmıştır.

İşte, çok kısa olarak tarihlediğimiz Kapitülasyonlar, 18. yüzyılın sonlarından, bütün 19. yüzyıl boyunca iliğimizi sömürmüş, Türk Milletini ve Devletini en sonunda yarı sömürge haline getirmiştir.

Elbette, 1774 yılına kadar verilen imtiyazlar, imkânlar, bir dereceye kadar güçlü bir devletin diğer yabancı devletlere tanıdığı imkânlar olarak da düşünülebilir. Bu durum, bir dereceye kadar kabul edilebilir de. Ancak, şu gerçeği de göz önünde sürekli tutmak gerektir: Tarih, yöneticinin, ihmalkârlığını affetmez.

İşte, Tarih, bizi de affetmedi! 1881 yılında II. Abdülhamit zamanında, Muharrem Kararnamesi ile birlikte, en kritik vuruş yapılarak bir çok alanda, egemenliğimizin elimizden gittiğine şahit olmaya başladık. Hukuk alanında inanılmaz ayrıcalıklar veriliyor, ekonomik alanda zaten müflise yapılan muameleye tabi oluyoruz. Askerî alanda, elimiz kolumuz bağlandı. Hatta, siyasî alanda bile Tam Egemen bir devlet olmaktan çıktık diyebiliriz.

Bu arada şunu da mutlaka eklemeliyiz: Özellikle 19. yüzyılda, devlet yönetimi, AKIL ALMAZ İSRAF yapmaya ve bu israfı karşılamak için İNANILMAZ KÖTÜ ŞARTLARDA İÇ ve DIŞ BORÇ ALMAYA devam etti.

 İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, tek başına ve tam olarak iktidarı ele geçirdiği Şubat 1913 yılından itibaren MİLLÎ OLMAK gerektiğini TAM OLARAK anlamaya başladığını görüyoruz. Bunun üzerine, İTC, biz I. Dünya Savaşına girdiğimizi ilan etmeden Eylül 1914 tarihinde bütün kapitülasyonları kaldırdığını duyurdu. Ancak, sömürgen devletler, başta, beraber omuz omuza savaştığımız Almanya dahil, asla kabul etmediler. İTC, bu konuda, çeşitli kanunlar çıkararak, ne olursa olsun Kapitülasyonları kaldırmak konusunda kararlı olduğunu dünyaya anlatmaya devam etti. I. Dünya Savaşı sonucunda, galip devletlerin ilk yaptığı işlerden biri, kapitülasyonların kaldırılmadığını ve aynen devam ettiğini tereddütsüz dayatmak olmuştur. Zaten, Sevr’de, öncekilerden daha fazla olarak yabancılara imtiyazlar, imkânlar tanımak zorunda olduğumuzu dayatan maddeler olduğunu görüyoruz.

İşte, 600 yıl kadar süren bu kapitülasyon meselesi, yani, iliğimizin, kanımızın emildiği, bizi biz olmaktan çıkarmak üzere kurulmuş bir tuzak olan Kapitülasyonlar, LOZAN ANLAŞMASI ile son bulmuştur.

Lozan’a giden İnönü Başkanlığındaki Heyet’e verilen talimatta; bir çok şey tartışılabilir, ancak, Kapitülasyonlar, asla tartışılamaz ve mutlak kaldırılacaktır denmiştir. Zaten, Lozan Anlaşması’nın bu kadar uzun sürmesinin, iki aşamalı olmasının temel nedeni, kapitülasyonlar konusundaki MÜTHİŞ MÜCADELELER olmuştur. Bu arada, 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihinde yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde Tam Bağımsız Ekonomi mesajı bütün dünyaya iletilmiştir.

Bu kadar yazıyı neden yazdım biliyor musunuz? Amacım, sadece, Tarih bilgisi vermek değildir elbette.Tarih bilgisinin, nasıl kullanılması gerektiği ve nasıl kullanıldığı meselesini anlatmaktır amacım.

Şimdi soruyorum!

Bugün, ülkemizin içinde bulunduğu durum, bu anlattığım durumdan, yaşanmışlıktan, tarihten ne kadar farklı? Takdir kamuoyunun!

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
BEKİR SITKI ERDOĞAN
Cumartesi, 17 Nisan 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

181 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi