BİR ALINTI

BİR ALINTI

Halil ALTIPARMAK

   “Türk Batılılaşması’nı ‘sömürgeleştirme’ olarak yorumlayanlar vardır. Osmanlı İmparatorluğu 1838 Ticaret Anlaşması’yla, birtakım gelirlerini ve ziraî vergilendirme kaynaklarını Batı’ya teslim etmiştir. Bu ihanetle açıklanıyor. Değildir! Çünkü Batı ile ticaret yoğun olarak artmaktadır. Bu evvelce kaçak olarak devam ediyordu; vergi dışı, kontrol dışı bir şeydi. 1838’daki Ticaret Anlaşmas’yla bu durum, legalize edilmiş ve devletin kontrolüne alınmıştır. İktisadî olarak, bunlar hiçbir toplumun bigâne kalamayacağı şeylerdir. Bunları hainlikle yorumlamak doğru değildir. 

Ama ne yazık ki bu ucuz yorumlar ilgi görebiliyor. Dolayısıyla kitleler, tutarlı bir toplum ve tarih analizinden uzaklaşıyor.”

‘Oysa görüldüğü gibi, Türk cemiyeti o günlerde kendini yeniliyor ve geliştiriyor, Avrupa ile ticaretini artırıyor. Şark ile de ticaret yapılıyor. Mesela Osmanlı İran ticaretine bakıldığında, Osmanlı payının daha yüksek olduğu görülecektir. Demek ki o dönemde artık bir tüccar sınıfı ortaya çıkmaktadır ki bunlar bizim ser-mayedar sınıfımızın öncüsü sayılırlar. Tabii bunların çoğu gayrimüslimdir. Mesela Trabzon’a baktığımızda, o kalabalık tüccar listesinde çoğunlukla şehirdeki gayrimüslimleri görürüz. Bunlar Rum ve Ermenilerdir.”

“O dönemlere ilişkin olarak dillendirilen bir şey daha var: “1840’lardan itibaren Avrupa malları içeri girdi, böylelikle tezgâh sanayi iflas etti” deniyor. Bu elbetteki doğrudur. Ancak bu durum bütünüyle bir yıkım değildir. Bu bir Avrupa açılımı olarak da okunabilir ki, bu açılım sayesinde bazı sanayi dalları gelişmiştir.”

“Mesela XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin henüz merkezî bütçesi yoktur. Bu yüzdendir ki reformlar sürekli yavaşlamış, idareye bile yansımıştır. Merkezî hükümet, taşradaki halkı ve ayanları vergileri toplamakbabında işbirliğine çağırmıştır. Bu gelişmelerin ortasında iflas eden maliye ve kurulan Düyun-ı Umumiye neticesinde, maliye teşkilatı yeniden düzenlenmiştir.”

“Osmanlı Türkiye’sinde ziraî üretimle sınaî üretim ve planlama at başı gitmemektedir. Hiç XIX. yüzyıldan kalma şeker fabrikası duyduk mu? Ama XIX. yüzyıldan kalma bir şekerlemecimiz var: Hacı Bekir… Büyük şeker fabrikaları kurulması XX. yüzyılın mesaisidir. Yine o yıllarda çimento sanayinin kurulduğunu duyduk mu? Hayır, o da XX. yüzyılda mümkün olur. Bu kadar ihtiyaç duyulan malları dışarıdan getiriyoruz, peki niçin buna kendimiz yönelmiyoruz? XIX. yüzyılda özel sektörün elinde alkol üreticiliği gibi bazı imalathaneler vardır. Ziraata dönüklük bundan ibarettir. Çiftçi doğrudan doğruya, Batı sanayinin ve pazarlarının ihtiyacına göre üretime geçmektedir.”

“LozanAnlaşması’yla teminat altına alınan azınlık okulları, maalesef talebe ve öğretmenlerin azaldığı yerlerdir. Bunların kültür hayatımızda yeniden daha etkili ve yararlı kurumlar olması için çalışılması gerekiyor.”

Yukarıdaki alıntılar, İlber ORTAYLI’nın yazdığı “Tarihimiz ve Biz” adlı kitabından yapılmıştır. Bu yazılar üzerinde fazla yorum yapmaya gerek yoktur sanırım. Çelişkiler, ilginçlikler, bir takım insanlarda yaratacağı hayal kırıklıkları vs gibi sonuçları olan bu alıntıların takdirini kamuoyuna bırakıyorum.    

 

  

  

 
 
 
 
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

143 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi